RSS

Batılılaşmak Yerine Yeniden İhyâya Ne Dersiniz?!.

21 Ara

Prof. Dr. Cemal AĞIRMAN
Cumhuriyet Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi SİVAS
Batılılaşma hâdisesi genel olarak batılı millet ve medeniyetleri taklit etme, onlara benzeme, onlar gibi olma, onlar gibi yaşama hareketi olarak ifade edilebilir. Bu hareket; garplılaşma, Avrupalılaşma, modernleşme, as¬rîleşme, çağdaşlaşma gibi kavramlarla da ifade edilmektedir.
Batı olarak ifade edilen Avrupa ve Amerika’nın teknolojik, siyasî, sosyal ve kültürel sistemi ve dünyayı algılama biçimini almaya dayanan fikir ve uygulamaların tamamı batılılaşma kavramı çerçevesinde mütalaa edilir.
Batılılaşmanın çerçevesi konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Kimileri batının sadece teknoloji ve ilmini almanın yeterli olacağını savunurken kimileri de batı¬nın bir bütün olduğunu, dolayısıyla batıyı bir bütün olarak özümsemek gerektiğini savunmuştur. Bu ikinci gruba giren ve “ka¬yıtsız şartsız batılılaşmak” gerektiğini savunanlar, işi, kan ve beden olarak da batılılaşmak gerektiği noktasına kadar vardırmışlardır. Türkiye’nin en ün¬lü şairlerinden biri olan Abdullah Cev¬det, bu konuda, 1925′de, Türk kanına kan katılması için Avrupa’dan insan getirilmesini teklif edecek kadar ileri gitmiştir.
Prens Sabahaddin gibi batılılaşmayı demokratikleşmek, parlamenter bir sisteme kavuşmak, kapitalistleşmek, laikleşmekle eşdeğer kabul edenler de olmuştur. Batılılaşmanın toplumsal yapıdan bireysel sosyal yapıya ge¬çişle gerçekleşebileceği tezini savunalar da vardır.
Hangi içerik ve boyutta olursa olsun, bir toplum başka bir toplumu taklit etmeye, ona özenmeye, onun gibi olmaya çalışması ya da buna ihtiyaç duyması sorgulanması gereken önemli bir meseledir? Bilindiği gibi benzeme olgusu hep aşağıdan yukarıya doğru cereyan eder ve doğal olarak benzeme teşebbüsü daha üstün olana yapılır. Hedef, yükselmek daha ileriye gitmektir. Bunun istikameti tersine olursa benzemeye çalışanın yükselmesi yerine alçalması söz konusudur. Yüce Allah’ın bize peygambere uymayı, ona itaat etmeyi emrederken önce onun üstün ahlakını, örneklikteki yegâneliğini takdim etmesi bundandır. Muhatabı ikna etmeye ve yükseltme amacına yöneliktir. Bu son derece önemli ve fıtrî bir olgudur. Hayran olunmadan özenti olmaz; üstün olana özenti duymak da fıtratın gereğidir. Ancak fert ve toplumlar acizlik ve komplekse kapılır, kimlik ve benliğini oluşturan değerleri yitirirse benzeme talep ve olgusunun istikameti yukarıdan aşağıyadır.
Hâl böyle olunca bir fert veya toplum başka bir fert veya toplumu taklide, ona benzemeye, onun gibi olmaya kalkarsa bunun iki nedeni vardır. Birincisi kendisine benzemeye çalışılan fert ve toplumun ahlakı, kişiliği, inancı, kültürü, yaşadığı değerler gerçekten üstündür ve bu tür bir benzeme gayreti takdire şayandır; benzemeye çalışan fert ve toplumlar her yönüyle yükselir. İkincisi ise benzemeye çalışılan fert ve toplumun değerleri gerçekte üstün değildir; ona duyulan hayranlık aşağılık kompleksine dayalı boş bir özentiden ibarettir. Bu da o kişi ve toplumu geriye götürür.
Genel olarak doğunun ve İslam dünyasının özelde de Türkiye’nin batılılaşma hareketi bunun neresindedir? Ya da Türkiye’yi batılılaşmaya iten ya da mecbur eden sebepler nelerdir?.. sorusunun cevabını aramak gerekiyor.
Bilim ve teknolojide İslam Dünyası ve özelde Türkiye batının gerisinde kalınca, bilim ve teknolojinin doğal üstünlüğü karşısında savaşlarda da mağlup olunca teknolojik transfer anlamında bir batılılaşma doğaldı ve bizzat kendisi üretemeyince de taklide veya transfere mahkûm oldu. Ancak, mahkûmiyet hangi alanda olursa olsun, üstünlüğün buyurgan bir tabiatı vardır. Bu da zamanla siyasi ve kültürel özentiye sebep olmuştur. Geri kalmışlığın faturası dinî, siyasî ve kültürel değerlere çıkarılınca doğal olarak ortaya çıkan aşağılık kompleksi dinî ve ahlakî değerlerin de tecridine yol açmıştır.
Burada İslam medeniyeti Batı medeniyetinden daha mı gerideydi? Sorusunu sormak gerekiyor. Ontolojik olarak düşünüldüğünde buna verilecek cevap elbette ki ‘hayır’dır. Ve bugün gelinen nokta da bunun en büyük ispatıdır. Zira İslam medeniyeti ilahî kaynaktan beslenirken, batı medeniyeti beşerî kaynaktan beslenmektedir. Tabiî kanun gereği hiçbir zaman beşerî bir olgu ilahî bir olguya galip gelemez. Hâl böyle olunca İslam medeniyeti neden geri kaldı ve insanlığa sunduğu değerler neden toplumlara egemen olmayı kaybetti? sorusu akla gelmektedir. Buna verilecek cevap şudur: Değerler tek başına bir anlam ifade etmez. O değerler benimsenir ve yaşanırsa ancak bir anlam ifade eder; ancak o zaman toplumsal yansımaları görülür. İslam dünyası kendi değerlerini yaşam alanı dışına çıkarınca doğal olarak etkinliğini kaybetti ve başkalarına özenir duruma düştü.
Burada şunu da ifade etmek gerekir ki medeniyet sadece teknolojik varlık veya üstünlüğünden ibaret değildir; sosyal yaşam kuralları ile bütünleştiği zaman ancak insana mutluluk verir. Batı tek yönlü yani teknolojik üstünlükle dünyaya egemen olup insanlığın ruhî ve yaşantı yönüyle fıtratını doyuracak kurallar sunamayınca, diğer toplumların ve hatta kendi toplumları nezdinde dahi hayranlığını yitirmeye başlamıştır. Artık batılılaşma eskisi kadar hayranlık duyulan bir olgu değildir. Bütün dünya artık batının insanlığa verecek bir şeyinin olmadığını görmüştür. Daha da önemlisi elindeki teknolojik üstünlüğünü insanlığı daha refah hale getirmek için değil de ‘öteki’ni yok etme veya sömürme aracı olarak kullandığını görünce hayranlık yerine nefret duyulmaya başlanmıştır. Bugün hayranlık gibi gözüken olgular biraz da korkuya dayalı hayranlıklardır.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Güneş her zaman doğudan doğmuş ve doğmaya da devam edecektir. Bütün medeniyetlerin ve bilimin kaynağı doğu olmuştur. Doğu medeniyetlerinin kaynağında ilahî değerler yani vahiy vardır, mimarları da peygamberlerdir. Batının övüneceği bir peygamberi hiçbir zaman olmamıştır. Dolayısıyla batı medeniyeti yapay ve beşer kaynaklıdır. İlahî kaynaktan ve peygamberden yoksun batı, doğuyu her zaman kıskanmış, bundan dolayı da tarih boyu onu yok etmeye ve yağmalamaya çalışmıştır. Öz güvenle İslam medeniyetini yeniden ihya etmek zor değildir. Batılılaşmak yerine yeniden öze dönmek sanırım en isabetli çözüm olacaktır. O kudret ve kabiliyet fıtratında ve sahip olduğun değerlerde fazlasıyla mevcuttur.
21. 11. 2011
Prof. Dr. Cemal AĞIRMAN
Cumhuriyet Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi SİVAS
***

 
Yorum yapın

Yazan: Aralık 21, 2011 in Genel

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: