RSS

Hz. Peygamber’in Toplum Eğitiminde Kullandığı Motifler

06 Ara

“Hz. Peygamber’in Toplum Eğitiminde Kullandığı Motifler”, Panel: Ramazan İkliminde Kur’an’ın Anlaşılması, Yer: Atatürk Kültür Merkezi, Tarih: 16 Kasım 2003, Pazar, Saat: 19. 30, (Yapılan sunumun metni)

Hz. Peygamber’in Toplum Eğitiminde Kullandığı Motifler [pdf]

Doç. Dr. Cemal AĞIRMAN[1]

C.Ü. İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

İlk insan Hz. Âdem, aynı zamanda peygamber olduğu için, insan hayatı, vahyin aydınlığında başlamıştır. İnsanoğlu zamanla vahiyden uzaklaşmış, daha sonra yaşamında doğal olarak vahiy dışı değerler egemen olmuştur. Bu değerler özümsendikçe kişilerin karakterleri halini almış, sonuçta insanların fıtratları bozulmuştur. Bu sebeple, Kur’an’da, yeryüzünde bozgunculuk yapıp insanları fıtratlarından koparmanın çok büyük bir suç olduğu ve cezasının da çok ağır olacağı üzerinde ısrarla durulur. Çünkü söz konusu bozgunculuk, insanla-yaratıcı ve insanla-insan arasındaki ilişkileri bozmak ya da kesmek, yeryüzünde karışıklık çıkarmak ve her türlü ilişkilerdeki dengeyi alt-üst etmek demektir.

Tevhit inancından uzaklaşıp fıtratları bozulan toplumları yeniden asli hüviyetlerine kavuşturmak için Allah Teala çeşitli dönemlerde ve farklı periyotlarla peygamberler göndermiştir. Bu peygamberlerin başlıca görevlerinden biri, insanları asli fıtratları doğrultusunda eğitmek, onların zihinsel alt yapılarını ve karakterlerini yeniden inşa etmektir. Onun için Allah Teala peygamberleri en temiz karakterli kişilerden seçmiş, onları bizzat kendisi vahiyle eğitmiş, ahlâkın zirvesine çıkarmış ve topluma örnek şahıslar olarak sunmuştur. Bu şahsiyet ve konumları gereği onlara toplumu eğitme görevi de vermiştir. Hz. Peygamber toplumu eğitirken ilk önce onların şuur altlarına hitap ederek düşünsel yapılarını terbiye etmiştir. Bir insan, görünürde çok iyi olabilir; ancak onun şuuraltı iyi eğitilmemişse hiç beklenmedik zamanlarda anormal davranışlarda bulunabilmekte, bozuk olan inanç ve değer yargıları dışa yansıyabilmektedir. Bu tür insanlar, eşyayı da çoğu kez şuuraltı bozuk yargıları ile algılarlar.

Peygamberler, kendilerine indirilen ilahî kitapların içerdiği asli kaide ve hükümleri, topluma uygulamalı olarak göstermiş, sözlü ve fiilî açıklamaları ile yeni bir insan prototipi ve adeta yeni toplumlar inşa etmeye çalışmışlardır. Bütün bu faaliyetleri vahyin eşliğinde yaparken, ilk prototipler peygamberlerin kendileri olmuş, bunu da vahyin eğitimi ile en ideal bir şekilde gerçekleştirmişlerdir.

Biz burada Hz. Peygamber’in hedeflenen bu prototipi nasıl eğittiği konusunda bazı tespitler yapmaya çalışacağız.

1. Teşvik yani özendirme, fıtrî olarak, insan eğitiminde önemli bir yer işgal eder. Fıtratın dikkate alındığı İslam inancı ve düşünce sisteminde, iyilik ve hayra takdir edilen mükafat, kötülüğe takdir edilen cezadan her zaman kat kat fazla olmuş, böylece düşünceler, arzu ve istekler hayra yönlendirilmiştir. İslam inancına göre Hz. Peygamber’in ifadesiyle “bir insan iyi bir şey yapmaya niyet eder de onu yapma imkânı bulur ve yaparsa Allah ona, ondan yedi yüze kadar, hatta daha fazla sevap yazar; eğer iyilik yapmaya niyet eder de yapma imkanı bulamazsa sırf iyi niyetinden dolayı Allah Teala ona bir iyilik sevabı yazar. Bir kimse de bir kötülük yapmaya niyet eder de sonra yapmaktan vaz geçerse Allah Teala ona bir iyilik sevabı yazar, eğer kötülük yapmaya niyet eder de yaparsa bir kötülük günahı yazar”[2].

Hz. Peygamber’in bu sözleri iyi tahlil edildiğinde görüleceği gibi birey her hâl u kârda iyiye ve hayra yönlendirilmekte, kötü düşünce ve duyguların gönüllerden sökülüp atılması hedeflenmektedir. Buna göre inşa edilmek istenen Müslüman prototipinin şuur altında kötü niyet, duygu ve düşüncelerin yer almaması gerekmektedir.

2. Hz. Peygamber’in diğer bir ifadesine göre yapılan her işin karşılığı, eyleme yönelme gayesi olan “niyete göre takdir edilecektir”[3]. Kişiyi eyleme yönelten gaye ve amaç neye ise karşılığı da ona göre olacaktır. Bu sebeple her şeyin Allah rızası için yapılması gerektiğini belirtmektedir. Böyle bir kural, kişileri geçici heves ve gayelerden uzaklaştırıp ulvi gayelere yönlendirebilmektedir. Amaç ve gayeler ulvi olursa, yönelişler de hep iyiye ve hayra olacaktır. Bu da İslam’ın hedeflediği insan prototipinde bulunması gereken yüce vasıflardır. Çünkü Allah’ı hesaba katarak hareket eden ve hayatını ona göre programlayan bir insanın eylemleri kötü olamaz.

3. Hz. Peygamber Müslümanı, “elinden ve dilinden başkasının zarar görmediği kimse”[4] olarak tanımlamakta, hedeflediği Müslüman şahsiyetin başkasına zarar verebileceği dilini ve elini yani maddi güç ve yetkisini hakkaniyetle kullanmasını öngörmektedir. Bunun anlamı şudur: Müslümanım diyen herkesin ne dili ile sözlü olarak ve ne de eli ile, yani maddi güç ve yetkisini kullanarak başkasına zarar vermemeli, her yönüyle iyilik meleği olmalıdır.

4. Mümini de, her yönüyle “kendisinden emin olunan, güvenilen kimse”[5] olarak tanımlamaktadır. Çevreye güven vermeyen ve her an zarar verebilecek bir kimse, toplumda bir kangren gibidir. Hayatı yaşanamaz hale sokabilir. Onun için atalarımız, “ev alma komşu al” demişlerdir. Bir ev güzel ve rahat, yeri de cennet gibi olsa, ancak çevreye zarar veren bir komşusu bulunsa, o ev yaşanamaz hale gelebilir. Komşunun güvenli olması bu derece önemlidir.

5. Hz. Peygamber bir ifadesinde, kişinin, “sevdiğini Allah için sevip sevmediğini de Allah için sevmeme” [6]sinin, imanın gereği olduğunu belirtmekte, sevgileri de yüce ve aşkın gayelere bağlamaktadır. Çünkü amaç ve gayeler ulvi ve kalıcı olursa sevgiler de kalıcı, amaç ve gayeler geçici olursa sevgiler de geçici olur. Sonuçta menfaat bittiği yerde sevgi ve dostluklar da biter. Bu da beklenen düzeyde yüce vasıflarla donanmış bir toplumun oluşmasına engeldir.

6. Doğru sözlü olmak hedeflenen Müslüman şahsiyetin en önemli özelliklerinden biridir. Kur’an-ı Kerim’de de bunun üzerinde ısrarla durulmakta, Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin[7] buyurulmaktadır. Diğer bir âyet-i kerîmede “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun.”[8] buyurularak, Müslümandan; suçlunun kendisi veya akrabası dahi olsa hak ve adaletin tecellisi için doğruyu söylemekten kaçınmaması istenmektedir.

7. Doğruluk kişiye iyilik yapma duygusu kazandırır, iyilik yapmak da kişinin cennete girmesine vesile olur. Kişi düşünce dünyasını doğruluk üzerine bina ederse o artık Allah katında doğrular gurubunda yer alır. Yalan ise kişiyi her zaman yanıltır ve yanlışa, hatta kötülük yapmaya sevk eder, kötülük de kişiyi cehenneme götürür[9]. Kişi düşünce dünyasını ve şuuraltını yalan üzere bina ederse Allah katında yalancılar gurubunda yer alır. Bunun sonu ne olacağı da bellidir. Müslüman şahsiyetin oluşmasında doğru olmak, yalandan uzak durmak, olmazsa olmaz kabilinden, temel ilkelerdendir.

8. Hatta, Hz. Peygamber, yalan söylemeyi münafıklık alameti olarak değerlendirmiş[10], bu ifadesi ile yalan söylemenin Müslümana yakışmayan bir davranış olduğunu, bunun ancak iki yüzlülerin yapabileceği bir haslet olduğunu belirtmiş olmaktadır. Bunun bir diğer anlamı da şudur: Yalan söyleyen biri varsa, o,  bu hasletini derhal terk etmelidir. Çünkü yalan söylemek Müslümanın şahsiyetini zedeler.

9. Bir diğer ifadesinde ise verilen sözde durmamanın da, yine Müslüman kimliğine yakışmayan[11], ancak münafıkların yapabileceği bir iş olduğunu belirtmektedir. Bu, “Müslümanın yaşantısında ‘sözde durmamak’ gibi bir özelliğin yer almaması gerekir”, demektir. Bu durum, ideal Müslüman şahsiyetin oluşmasında son derece önemlidir.

10. İbadetlerde olsun, beşeri münasebetlerde olsun, bütün davranışlarda orta bir yol izlemek, Müslüman şahsiyetin temel karakteristiğidir. Hz. Peygamber, bir ifadesinde, “Orta düzeyde bir tempoda yürüyün, orta düzeyde bir tempoda yürüyün ki hedefe ulaşabilesiniz[12] buyurarak her türlü başarının sırrını vermektedir. Aşırı bir hızla yürüyüp yarı yolda kalmak yerine, orta düzeyde bir tempoda yürüyüp hedefe ulaşmak en doğru davranıştır. Buna göre Müslümanın düşünce dünyasında hiçbir aşırılık yer almamalıdır. O kadar ki sevgi ve nefrette bile! Hz. Peygamber, “Sevdiğinizi aşırı sevmeyin, çünkü bakarsınız bir gün o sevdiğiniz kişi, nefret ettiğiniz kişi konumuna düşer de sonra mahcup ve pişman olursunuz; nefrette de aşırı gitmeyin, çünkü bakarsınız bir gün o nefret ettiğiniz kişi,  dostunuz olur da sonra mahcup ve pişman olursunuz.”[13] veciz sözü ile sevgi ve nefrette bile bireyleri eğitmektedir.

11. Bireysel ilişkilerde Hz. Peygamber her zaman empati ile hareket etmiş, bu doğrultuda da, “Kendiniz için istediğinizi başkası için de istemedikçe gerçek manada iman etmiş olamazsınız.”[14] buyurarak bunu kurallaştırmıştır. Bu kuralı kendisine prensip edinen bir kişi, ötekine yönelik yapmayı düşündüğü bir eylemin doğruluğunu kendi nefsi ile test edecek, nefsine yediremediği bir eylemi başkasına yönlendirmeyecektir. Bu hadisin manası bizim kültürümüzde, “İğneyi önce kendinize batırın sonra başkasına!” şeklinde atasözü olarak yer almıştır.

12. Hz. Peygamber yine bir ifadesinde insanların en kötüsünün, “zararı dokunmasın diye kendisinden kaçılan kimse” [15] olduğunu ifade etmektedir. Bu da bir insanın kendisine yapabileceği en büyük kötülüktür. Bir toplumda kendisinden kaçılan kişi olmaktan daha kötü ne olabilir! Hz. Peygamber bu ifadesiyle bireyleri böyle bir konuma düşmemelerini öğütleyerek hayra yönlendirmektedir.

13. Hakka riayet, hak ve adaletin tecellisini sağlamak Müslüman şahsiyetin bir diğer karakteristiğidir. Allah’ın Elçisi, yalan yere şahitlik yaparak başkasının hakkının elinden alınmasına sebep olmanın ya da haksızlığa uğratmanın en kötü davranışlardan biri olduğunu ifade etmekte, bunun büyük günahlar kapsamında yer aldığını söylemektedir. Bu o kadar kötü bir davranıştır ki Hz. Peygamber bunu söylerken yerinden doğrulmuş, sözü tekrar tekrar söyleyerek yüzü kıpkırmızı kesilmiştir.[16]

14. Hz. Peygamber, “İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.”[17] veciz ifadesiyle, merhametli olmayı öğütlemekte, Allah’ın merhametini elde etme yolunun insanlara merhamet ve şefkatle davranmaktan geçtiğini belirtmektedir. Buna göre ötekine merhametli olmak, Müslüman şahsiyetin bir diğer temel karakteristiğini teşkil eder.

15. Hz. Peygamber’in Müslüman şahsiyetin oluşmasında üzerinde durduğu bir diğer önemli nokta, kolaylaştırıcı olmak, zorlaştırıcı olmamaktır. Bu hasletler, ötekine karşı davranışların belirlenmesinde önemli unsurlardır. Ayrıca müjdeleyici olmak, nefret ettirici olmamak[18] gibi hususlar da yine Müslüman şahsiyetin oluşmasında diğer önemli özelliklerdir.

16. Bütün Peygamberlerin ortak olarak kendi toplumlarına telkin ettikleri önemli ilkelerden biri hayadır; yani yaptığı kötü bir şeyden ar duymasıdır. Bireyin davranışlarının tayininde önemli rol oynayan haya, Müslüman şahsiyetin olgunluk derecesini gösteren manevi bir duygudur. Bütün peygamberler hayanın önem ve fonksiyonunu, “Utanmadıktan sonra dilediğini yap!”[19] sözü ile dile getirmişlerdir. Çünkü gerçekten Allah’tan ve insanlardan utanmayan bir insan her şey yapabilir. Onların, davranışlarını sınırlayacak herhangi bir ölçüleri yoktur. Onun için Hz. Peygamber diğer bir ifadesinde utanma duygusundan dolayı kötülük yapmaktan sakınmak, imandan kaynaklandığını belirtmektedir. Ar duygusu taşıyanlar kolay kolay ötekine kötülük yapmazlar. Bu duygu, iman gibi, onları alı kor.

17. Hz. Peygamberin Müslüman şahsiyetin oluşmasında önem verdiği özelliklerden biri de İnsanları hayra yönlendirmek, düşünce dünyalarında her zaman iyiyi ve hayrı düşünmelerini sağlamaktır. Bunu, “Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir”[20] ifadesiyle dile getirmektedir. Bu ilkeye göre Müslüman, kendisini her zaman hayır yapmaya ya da hayra vesile olmaya programlayacaktır.

18. Hz. Peygamber, Müslümanın aynı zamanda uyanık olmasını, bir delikten ikinci kez sokulmaması gerektiğini belirtmektedir. “Mümin, yılanın deliğinden iki kez ısırılmaz.”[21] buyurmuştur.

19. Hz. Peygamber yine ideal Müslüman şahsiyetin her hâl u kârda Allah’tan korkması ve yaptığı eylemi Allah’ı hesaba katarak yapması, bilinçli olarak değil de hasbel beşer yaptığı bir kötülük olursa hemen arkasından onu silecek bir iyilik yapması gerektiğini belirtmektedir.[22] Çünkü iyilikler kötülükleri siler[23]. Ancak bu şekilde silinecek kötülükler, kul hakkı cinsinden olmamalıdır.

20. Hz. Peygamber, Müslümanın, yaptığı işi sağlam, güzel ve kaliteli yapması gerektiğini ve bundan da yüce Allah’ın hoşlandığını belirtmekte,[24] kaliteli iş yapımını Allah’ın sevgisini kazanmak gibi ulvi bir gayeye bağlamaktadır.

21. Diğer bir ifadesinde bir kişi bir eylemde bulunurken yüce Allah’ın onu her an görüp gözetlediği duygusu ve bilinci ile hareket etmesi gerektiğini belirterek, kişi her ne kadar Allah’ı görmüyorsa da, Allah onu her an görüp gözetlediğini söylemektedir.[25] Bu gerçek karşısında kişi böyle bir bilince ulaşırsa, nerede olursa olsun, eline ne tür fırsat ve yetkiler geçerse geçsin, kötülük, hırsızlık, haksızlık, lehine haksız bir menfaat geçirmek, yaptığı işi kalitesiz yapmak gibi bir yanlışın içine girebilir mi?

22. İslam değerler sisteminde, insanlara yararlı olmaya o kadar çok önem verilmiştir ki yolda yürürken geçenlere zarar verecek en küçük bir engelin hatta bir dikenin dahi kaldırıp atılması imanın gereği kabul edilmiş ve iman ile ilişkilendirilmiştir.[26] Müslüman şahsiyet böyle bir eylemi imanının gereği kabul edecek, başka hiçbir hesap ve beklenti içine girmeden sadece karşılığını Allah’tan bekleyerek yapacaktır. Bu tür duygu, düşünce ve kazanımlar gerçekten ulvi kazanımlardır. Çıkar beklentisi olmadan hesapsız iş ya da hayır yapmak, yüce hasletlerdir.

Başkalarına yararlı olmanın boyutunu göstermesi açısından önem arz eden “yoldaki bir engeli kaldırıp atmak”, değerler kategorisinde sadaka olarak değerlendirilmiş, hayırlı ameller kapsamına alınmıştır.[27] Bu kadar bir eylemin karşılıksız kalmayacağına inanan bir insanın düşünce dünyasında iyi ve hayırdan başka duyguların yer alması kolay olmayacak, her anını hayra teksif edip hayatını hayır merkezli bir anlayış üzerine programlayacak, sonuçta her zaman iyinin ve hayrın yanında yer alacaktır.

23. Hz. Peygamber, işlenen bir kötülük karşısında hiç bir Müslüman bireyin kayıtsız kalmaması, eğer etkili bir makamda ise yetkisini kullanarak, yetki kullanma makamında değilse sözlü olarak ikna yöntemi ile buna engel olması, bunu da yapacak pozisyonda değilse en azından gönülden buğz etmesi, yani kötülüğü benimsemeyip ondan yana tavır almaması gerektiğini belirtmektedir.[28] Aksi takdirde eline imkân geçtiğinde ona engel olmaz, böylece kötülükler yaygınlaşır ve toplum fesada gider. Kötülüğe hiçbir bireyin ilgisiz kalmaması gerekir, çünkü zararı o an kendisine dokunmuyorsa bile toplumsal hastalık haline geldiğinde bir gün ucu kendisine kadar uzanabileceğini bilmesi gerekir.

24. Hz. Peygamberin ifadesi ile İslamî değerler sisteminde “ne ötekine zarar vermek vardır ne de görülen zarara zararla karşılık vermek vardır” [29]. Çünkü zarara zararla karşılık verildiğinde toplumda kaos ve hukuksuzluk hakim olur, anarşik bir ortam doğar. Böyle toplumlar yok olmaya mahkûmdur. Kendileri huzurlu olamadıkları gibi başka toplumları da huzursuz ederler.

25. Hz. Peygamber, toplumun bütün bireyleri kardeşlik bilinci içerisinde olmaları gerektiğini belirterek, “Müslüman Müslüman kardeşine zulüm yapmaz, onu düşmana teslim etmez, bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir, bir sıkıntıdan kurtarırsa Allah da onu bir sıkıntıdan kurtarır, bir kusurunu örterse Allah da onun bir kusurunu örter.”[30] buyurmakta ve böylece Müslümanlıkta kardeşlik bilincinin boyutlarını belirtmektedir.

26. Karşılıklı sevgiyi son derece önemseyen Hz. Peygamber, Müslümanların, birbirlerini sevmedikçe kâmil manada mümin olamayacaklarını söylemektedir.[31] Onun ifadesi ile birine sadece Müslüman olduğu için sevgi beslemek, cennete girmeye vesiledir. Hatta imanın kemale ermesi de bu sevgiye bağlıdır. Görüldüğü gibi Müslüman şahsiyetin oluşmasında iman-amel birlikteliği söz konusudur. Bu şahsiyeti şekillendiren değerler ise Allah sevgisi ve korkusu, insan sevgisi, haya, doğruluk, hayırhahlık, karşılıksız iyilik gibi ulvi duygulardır.

27. Müslüman şahsiyetin düşünce dünyasında ötekilere karşı buğz etmek, haset etmek, onları yardımsız bırakmak, sırtını dönmek gibi duygu, düşünce ve eylemler de yer almamalı, ötekilerle kardeş olmalıdır. O kadar ki beşer olma vasfıyla, duygularına hakim olamayarak Müslüman kardeşine küserse, küskünlüğünü üç günün üzerine çıkarmamalıdır. Müslümanın Müslümana karşı üç günden fazla dargın durması helal olmaz[32].

28. Hz. Peygamberin ifadesi ile Müslüman diğer Müslüman kardeşi ile olan ilişkilerini sağlam bir zemine oturtmalı, onunla yersiz münakaşalara girmemeli, hoşuna gitmeyecek şakalardan ve yerine getiremeyeceği sözlerden sakınmalıdır.[33] Bunlar karşılıklı güveni sarsar, samimiyeti zedeler ve ilişkileri koparır. Bu da Müslüman şahsiyetin ölçülerine ters düşer.

29. Müslüman Müslümanın yüzüne gülümsemesi, ona güler yüz göstermesi sadakadır.[34] İslam değerler sisteminde bu kadar bir ayrıntı bile karşılıksız bırakılmamakta, yapılan her olumlu eylem mükâfatlandırılmakta, sonuçta bütün bireyler hayra yönlendirilmektedir. Bu kapsamda iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak, yolunu kaybeden bir kimseye yol göstermek, adres sorana yardımcı olmak bile sadaka olarak değerlendirilmiştir.[35] Böylece Müslüman, attığı her olumlu adımın karşılığını göreceği inancı ile her zaman hayrın yanında yer almalıdır.

30. Hayatın, iyi, doğru ve hayır kuramı üzerine programlanabilmesi için kalbin yani düşünce merkezinin saf ve temiz olması, bütün olumsuz duygu ve düşüncelerden arınmış olması gerekir. Onun için Hz. Peygamber, yüce Allah’ın kişileri değerlendirirken onların fiziki görüntülerine ve mal varlıklarına değil, kalplerine, orada taşıdıkları duygu ve düşüncelere ve yaptıkları fiillere bakacağını, kişileri bunlara göre değerlendireceğini ifade etmektedir. [36]

31. Hz. Peygamber, toplumun bütün bireylerini kapsayacak şekilde küçüklere şefkatli büyüklere de saygılı olmayanların İslam gidişatı üzere olmadıklarını belirtmektedir.[37] Burada da konumlarına göre kişilerin, hayatlarını merhamet ve saygı üzere programlamaları gerektiğini belirtmektedir.

32. Ayrıca bu genel kapsayıcı düşünce yapısını daha alt birimlere indirgeyerek toplumdaki kimsesiz ve yetimlerin kollanması gerektiğini de ifade etmektedir. Hz. Peygamber, gerek kendisine gerek başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile cennette beraber olacağını ifade etmektedir.[38]

33. Dul ve yetimlere yardım eden kimsenin Allah yolunda çalışan veya gündüzleri oruç tutup geceleri nafile ibadetle geçiren kimse gibi olduğunu belirtmekte, böylece nafile ibadetle başkalarına yardımı eşit kabul etmektedir.[39]

34. Başkalarına iftira atmanın da toplumu kökünden sarsan kötü bir davranış olduğunu, bundan sakınılması gerektiğini belirtmiştir.[40]

35. Allah’a ve ahiret gününe inanan herkesin komşusuna eziyet etmemesi, misafire ikram etmesi, herhangi bir şey karşısında ya susması veya hayır söylemesi gerektiğini belirterek, insanın hem eylemlerini ve hem de sözlerini disipline etmekte, toplumsal ilişkilerini Allah ve ahiret inancı ile ilişkilendirmektedir.[41]

36. Müslüman şahsiyetin oluşmasında önemli yeri olan bir diğer husus da ötekini aldatmamaktır. Daha doğrusu aldatma duygusu Müslümanın düşünce dünyasında yer almamalıdır. Bu kapsamda Hz. Peygamber, “Bizi aldatan bizim gidişatımız üzere değildir.”[42] buyurmaktadır.

37. Buna yakın bir ilke de, “söz taşımanın büyük bir günah olduğu” ilkesidir.[43] Çünkü söz taşımak birey ve toplumları düşmanlığa itmekte, bazen de vahim sonuçların doğmasına vesile olmaktadır.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Vahyin geliş gayesi, zaman içerisinde bozulan fıtratları yeniden asli hüviyetlerine döndürmektir. Bu sebeple vahyi tebliğ ve teybin eden peygamberler vahyin eşliğinde İnsan eğitimine büyük önem vermişlerdir. Her hal u karda onların düşünce dünyalarını eğitmeye, onu bütün kötü duygu ve düşüncelerden arındırmaya, insan yararına olan her şeyi hayır kapsamında değerlendirmişlerdir. Değerlerin yok olduğu bu dönemde vahyin destekleyip onayladığı değerleri, Peygamber Aleyhisselamın yorumuyla benimseyip hayata geçirmek, Müslüman toplumun en büyük ideali olmalı, bütün ilişkilerini bu temel anlayış üzerine bina etmelidir.

***

“Hz. Peygamber’in Toplum Eğitiminde Kullandığı Motifler”, Panel: Ramazan İkliminde Kur’an’ın Anlaşılması, Yer: Atatürk Kültür Merkezi, Tarih: 16 Kasım 2003, Pazar, Saat: 19. 30, (Yapılan sunumun metni)

***


[1] Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Anabilim dalı Öğretim Üyesi  (Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi tarafından düzenlenen Ramazan İkliminde Kur’an’ın Anlaşılması konulu panelde tebliğ olarak sunulmuştur. Yer: Atatürk Kültür Merkezi 16 Kasım 2003, Pazar, Saat: 19. 30)

[2] Buhârî, es-Sahîh, th., Mustafa Dîb El-Biğâ, Beyrut 1407/1987, 2. baskı, 6 cilt, Dâru İbn Kesîr, el-Yimâme, (Rikâk 31).

[3] Buhârî, Sahîh, I, 1, 3, Bed’u’l-vahy 1.

[4] Buhârî, Sahîh, I, 13, İman 3.

[5] Tirmizî, İmân 13; Neseî, İmân 8.

[6] Buhârî, İmân 9, Edeb 43; Neseî, İmân 3; Ahmed b. Hanbel, IV, 286.

[7] Ahzâb, 33/70

[8] Nisâ, 4/135.

[9] Buhârî. Rikâk 31.

[10] Buhârî, İmân 34.

[11] Buhârî, İmân 34.

[12] Buhârî, İmân 18.

[13] Tirmizî, Birr 59.

[14] Buhârî, İmân 7; Müslim, İmân 71, 72.

[15] Buhârî, Edeb 48.

[16] Buhârî, İlim 30; Ebû Dâvûd, Akdıyye, 15; İbn Mâce, Ahkâm 33.

[17] Buhârî, Edeb 18.

[18] Buhârî, İlim 11.

[19] Ebû Dâvûd, Edeb 6.

[20] Tirmizî, İlim 14.

[21] Buhârî, Edeb 83.

[22] Tirmizî, Birr 55.

[23] Hûd, 11/14.

[24] Müslim, Sayd 57.

[25] Buhârî, İmân 37; Müslim, İmân 57.

[26] Müslim, Birr 129, 130.

[27] Müslim, Birr 129, 130; İbn Mâce, Edeb 7; Ahmed b. Hanbel, II, 304, 343.

[28] Müslim, İmân 78.

[29] Ahmed b. Hanbel, I, 313.

[30] Buhârî, Mezâlim 3, İkrâh 7; Müslim, Birr 58.

[31] Müslim, İmân 93.

[32] Buhârî, Edeb 57.

[33] Tirmizî, Birr 58.

[34] Buhârî, Sulh 11, Cihâd 128.

[35] Buhârî, Mezâlim 34, Cihâd 72; Müslim, Müsafirîn 84; Tirmizî, Birr 36; Ahmed b. Hanbel, VI, 316, 350, V, 167, 168

[36] Müslim, Birr 32, 33, İbn Mâce, Zühd 9.

[37] Tirmizî, Birr 15; Ebû Dâvûd, Edeb 58.

[38] Müslim, Zühd ve Rikâk 42.

[39] Buhârî, Nafakât 1, Müslim, Zühd 41.

[40] Buhârî, Vasâyâ 23.

[41] Buhârî, Adeb 31, 85.

[42] Müslim, İmân 164.

[43] Müslim, İmân 168.

***

 
1 Yorum

Yazan: Aralık 6, 2007 in • Kutlu Doğumlar/Paneller

 

One response to “Hz. Peygamber’in Toplum Eğitiminde Kullandığı Motifler

  1. Hatice Akbulut

    Nisan 27, 2014 at 12:14 pm

    S.A kıymetli hocam.son derece faideli bilgiler.elinize yüreğinize sağlık.bir eğitimci olarak bunlara daha hassasiyetle riayet edeceğim inşaallah.Rabbim güç kuvvet versin size.

     

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: