RSS

Aylık arşivler: Aralık 2007

Yeni Yıla Girerken

Yeni Yıla Girerken

Her yeni yıla girerken farklı heyecanlar yaşanır. Kimi bir yaş daha büyümenin, kimi alacağı hediyenin heyecanını yaşarken, kimi de bir yaş daha yaşlanmanın hüznünü yaşar.

Çocuklar ve gençler daha çok bir yaş daha büyümenin heyecanını yaşarlar. Çocuk yaşta olanlar adam yerine konmanın hayalini veya anne ve babalarından alacakları hediyenin hayalini kurarlar. Onlar henüz ömürlerinin baharındadırlar. İçleri heyecan doludur. Sorumlukları yoktur. Hayatın yükü omuzlarına binmemiştir. Büyümek, adam olmak onların vazgeçilmez arzu ve hayalleridir. Onlar masumdurlar.

Gençler biraz daha büyüme, rüşt çağına yaklaşma veya biraz daha olgunlaşmanın sorumluluğunu hissederler. Kimi gençler de eğlenmenin, gününü gün etmenin peşindedirler. Onlar henüz sorumluluklarının bilincinde değildirler. 

Kırkını aşanlar, kısmen daha da olgunlaşmanın sorumluluğunu omuzlarında hissederken, kısmen de hayat merdiveninin iniş kısmına geçmenin, bir yaş daha yaşlanmanın hüznünü yaşarlar.

Yaşlılar, ölüme bir adım daha yaklaşmanın hüznünü yaşarlar. Ömür sayfalarından bir yaprak daha kopmuştur.

Aslında her yeni yıl ömür sayfasından bir yaprağın daha kopması demektir. Bu yönüyle yeni yıllar, çok yönlü bir muhasebe yapmanın birer fırsatları olarak algılanmalı, geçmişin muhasebesine vesile kılınmalıdır.

Her yeni yılın başında herkesin yeni planları, yeni hedefleri vardır veya olmalıdır. Bir yandan yeni yılın planları yapılırken, bir yandan da geçmiş yılın muhasebesi yapılmalıdır. Geçmiş yılın başında konan hedeflere ne oranda ulaşılıp ulaşılamadığı, yılın ne derece başarılı geçip geçmediğinin muhasebesi yapılmalıdır.

İnsanın sahip olduğu en kıymetli değerlerden biri zamandır. Parayla satın alınamaz, hibe yoluyla elde edilemez. Geçen anlar bir daha geri gelmiyor, geri de alınamıyor. Hayat su gibi akıp gidiyor. Ahiret hayatı ise bizi bekliyor.

Bir yaş daha yaşlanmaya dakikalar kalmışken ve bu gerçek de karşımızda duruyor iken, uzun gibi gözüken, ama su gibi akıp gitmekte olan bu zamanı nasıl değerlendirmeliyiz? Bu gerçekleri unutmak için  kendimizi tamamen eğlencenin kollarına bırakmak mı, yoksa biraz daha bilinçli hareket etmenin yollarını aramak mı lazım?. Aslında bu sorunun cevabı hayata nasıl baktığımıza bağlıdır.

Kimileri yaşamdan beklentilerini tamamen bu dünya hayatına bağlayarak, hayatın kısalığını da göz önünde bulundurarak ve “bu dünyaya bir daha mı geleceğim?” mantığını tersten algılayarak dünya nimetlerinden azami derecede yararlanmaya bakarlar. Bunlar bütün hayat felsefelerini haz, tat ve zevk alma üzerine kurmuşlardır. Haz veren her şeyi yaşamak, elde etmek isterler. Bunu elde etmek için de imkân bulduklarında hiçbir yasak ve engel tanımazlar, helâl ve haram mefhumlarını akıllarına bile getirmezler. Değişik yollarla devleti soymaya çalışanların, hırsızlık ve kapkaç yapanların mantığı budur. Onların Allah’a hesap verme gibi bir endişeleri yoktur. Anı yaşamaya çalışırlar. Bunların yılın muhasebesini yapmak gibi bir endişeleri yoktur.

Dünya hayatını ebedî hayata geçişin bir köprüsü olarak algılayanlar, her yaptıklarının hesabını vereceklerine inananlar; yılbaşı gecelerini eğlenerek değil, yıllık muhasebelerini yaparak geçirirler; geçen yıl boyunca nerede hata yaptıklarının, kime iyilik, kime kötülük yaptıklarının hesabını yaparlar. Rablerine, diğer insanlara ve eşyaya karşı taşıdıkları sorumluluklarını yerine getirmede ne derece başarılı olup olmadıklarının muhasebesini yapar, yeni yılı daha az hata ile geçirebilmenin hesabını yaparlar.

Bilinçli ve sorumlu öğrenci geçen yılda gereken başarıyı yakalayıp yakalamadığını, yeni yılda daha başarılı olmanın yollarını araştırmanın planını yapar.

Bilinçli ve sorumlu öğretmen kendini yenileyip yenilemediğinin, öğrencilerine gereken eğitim ve öğretimi verip veremediğinin hesabını yapar.

Bilinçli ve sorumlu tüccar hedeflediği kazancı gerçekleştirmiş mi, malına ve kazancına haram karıştırmış mı, mali sorumluluklarını yerine getirmiş mi? Bunların hesabını ve yeni yılın planlarını yapar.

Bilinçli ve sorumlu anne babalar ailelerine karşı sorumluluklarını yeterince yerine getirip getirmediklerinin; evlatlar ise,  bir yandan hayat mücadelelerini başarılı bir şekilde yürütüp yürütemediklerini, bir yandan da ana babaya ve diğer insanlara karşı sorumluklarını yerine getirip getirmediklerinin muhasebesini yaparlar.

Kısacası herkes bulunduğu konum gereği taşıdığı sorumluklarını yerine getirip getirmediğinin muhasebesini yapmalıdır.

Evet, yeni yıl geceleri bol içkilerin içilip sınırsız ve kuralsız eğlencelerin gerçekleştirildiği geceler değil, geçen yılın muhasebesinin, yeni yılın planlarının yapıldığı geceler olarak yaşanabilir.

Ayrıca yeni yıla girme, geride kalan yılı sağlıklı ve başarılı bir şekilde tamamlama fırsatını veren yüce Allah’a sonsuz şükürlerin takdim edildiği bir gece olabilir. Bu sevinç sadaka vererek, teşekkür namazı kılarak, yeni yılın geçen yıla oranla daha iyi, sağlıklı ve başarılı geçmesi için dua ederek de kutlanabilir.

Evet, bize göre yeni yıl geceleri bir mesaj algılaması, bir muhasebe fırsatı olarak değerlendirilmelidir. Ne dersiniz?…

Yeni Yılınız mutluluklarla dolu olsun.  Kalın sağlıcakla…

31. 12. 2007

Cemal AĞIRMAN

E-mail: cemalagirman@hotmail.com

            agirmancemal@gmail.com

 

 
Yorum yapın

Yazan: Aralık 31, 2007 in GÜNDEM

 

Onbirinci Hadis/En Büyük Üç Günah: Şirk, Kürtaj ve Zina!

Onbirinci Hadis

عَنْ عَمْرِو بْنِ شُرَحْبِيلَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ قَالَ : سَأَلْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَيُّ الذَّنْبِ أَعْظَمُ عِنْدَ اللَّهِ؟ قَالَ : “أَنْ تَجْعَلَ لِلَّهِ نِدًّا وَهُوَ خَلَقَكَ” قُلْتُ له إِنَّ ذَلِكَ لَعَظِيمٌ قُلْتُ ثُمَّ أَيُّ؟ قَالَ : “وَأَنْ تَقْتُلَ وَلَدَكَ تَخَافُ أَنْ يَطْعَمَ مَعَكَ قُلْتُ ثُمَّ أَيُّ؟ قَالَ : “أَنْ تُزَانِيَ حَلِيلَةَ جَارِكَ.”

Amr b. Şurahbîl Abdullah b. Mes’ud’un (r.a.) şöyle dediğini nakleder: Nebî (s.a.v)’e “Allah katında en büyük günah hangisidir?” diye sordum. “Seni yarattığı halde Allah’a ortak koşman!” diye cevap verdi. Ona (s.a.v.) “Bu gerçekten büyük bir günah! Peki, sonra hangisi gelir?” diye sordum. Bu kez, “Yiyeceğine ortak olur endişesiyle çocuğunu öldürmen!” diye cevap verdi. Ardından, “Daha sonra hangisi gelir?” diye sordum. Bu kez de; “Komşunun eşiyle zina etmen!” diye buyurdu.

[Buhârî, Tefsir Sure 25:2]

  

En Büyük Üç Günah: Şirk, Kürtaj ve Zina!

“Allah’a ortak koşmak”, “kürtaj” ve “zina” bu hadisin anahtar terimleridir. Abdullah b. Mes’ud (r.a.), Hz. Peygamber’e en büyük günahlardan sormuş. Allah’ın elçisi de sorulan soruya göre üç tanesine yer vermiştir. Eğer Abdullah b. Mes’ud daha fazla sorsaydı, Allah resulü cevap vermeye devam edecekti. Abdullah b. Mes’ud muhtemelen Hz. Peygamber’i yormamak için üç tanesi ile yetinmiştir.

1) Allah’a ortak koşmak; ya bizatihi yaratmada, kâinatı idare etmede O’na denk bir güç, eş, ortak kabul etmek ya da Allah’tan başkasının helâl ve haram koyma yetkisine sahip olduğuna inanmak şeklinde olur.

Hadisin, “seni yarattığı halde Allah’a ortak koşman” kısmında yer alan “seni yarattığı halde” ifadesi son derece anlamlıdır. Bu bir nevi, ‘insanları Tanrı algılarını sorgulamaya davet’ anlamına gelir.

Bazı şeyler vardır ki doğru bir mantıkla düşünülüp sorgulandığında bir arada bulunmalarına imkân ve ihtimal verilmez/verilmemelidir. Çocuk doğuran bir kadının annelik vasfı kabul etmemekle yok olmaz; o aslî bir vasıftır. Yoktan var etme, yaratma gücü sadece Allah’a aittir. Böyle bir güce ortak kabul etmek çocuk doğuran bir kadının annelik vasfını inkâr etmek gibidir. ‘Bu kadın çocuk doğurmuştur amma anne değildir.’ demeye benzer. Her şeyi yoktan var eden, varlık âlemine çıkaran, canlılık ve hayatiyet veren bir güce eş, ya da denk kabul etmek, O’nun o sonsuz gücünü başkalarıyla paylaşmak; yani ‘yoktan var etme gücü’ ile ‘ortaklık algısı ve kabulü’ bir arada bulunamaz. Böyle zıt iki kabulü bir arada bulundurmak çarpık bir mantığın sonucu olur ancak.

Yaratmak basit bir iş değildir. Gözle görülmeyen küçücük bir hücreyi yaratmak sonra ona bütün genetik şifreleri yerleştirmek, bütün organların yerli yerince oluşması, duyguların, akıl, can, ruh ve benzeri fonksiyonların ve daha nice akılların idrak edemediği harikaların yaratılması yüce Allah’ın sonsuz gücünü gösterir. Yüce Allah bütün yaratıkları içinde en mükemmelliği insana vermiş, bütün kâinatı emrine amade kılmış, hizmetine sunmuştur. İnsan Allah’ın yaratmış olduğu akıl sayesinde bilim ve teknolojide harikalar üretebilmektedir. Ancak bilim ve teknolojide ne kadar ileri giderse gitsin, değil bir insan, en basit bir canlı dahi yaratamamaktadır ve yaratamayacaktır. Bu da ilâhî kudretin eşsiz ve sonsuzluğunu gösterir. Allah’ın bu sonsuz gücü ve insanın yaratılıştaki mükemmelliğine rağmen bu acziyeti, ona sonsuz ve yaratma gücünün sadece yaratıcısına ait olduğunu, hiçbir gücün O’na ortak olamayacağını kabul etmesi gerektiğini hatırlatıyor. Allah’ı bilme konusunda İnsanoğlu mazur da değildir;  ona peygamberler göndermiş ve kendisini en güzel bir şekilde tanıtmış, nasıl bir ilâha inanması gerektiğini vahiy yoluyla bildirmiştir. İnsanoğlu buna rağmen kalkar da Allah’a ortak koşar, O’na inanılması gerektiği gibi inanmazsa, büyük, hatta en büyük günahı işlemiş olur. Varlığını, canlılığını, hayatiyetini borçlu olduğu bir varlığa bu davranış nankörlüktür. Küfrün bir anlamı da nankörlüktür, hakkı örtmek, kabul etmemektir.

Dikkat edilirse Hz. Peygamber İslam Dinini tebliğ etmekle görevlendirildiğinde ilk ve en çok vurguladığı nokta “Lâilâhe illellâh/Tapılacak hiçbir ilâh yoktur, Allah’tan başka!” sözü ile dile getirilen tevhit/Allah’ın eşsizliğini kabul etmek olmuştur. “Lâilâhe illellâh” şeklinde ifade edilen Kelime-i tevhitte, olumsuzluktan olumluya doğru bir gidiş söz konusudur. Önce zihinlerdeki bütün ilâh kavramları ve algılarını siliyor; tabir caizse zihinleri formatlıyor, siliyor, tertemiz hale getiriyor; sonra da o bomboş, tertemiz zihne, “Allah” yazdırıyor, yerleştiriyor. “Tapılacak hiçbir ilâh yok, yalnız Allah var.” Bu ifade son derece anlamlı ve önemlidir. Tabiî ki bu bilgiyi getiren haberciye de inanmak gerekiyor. Aksi takdirde tevhit gerçekleşemez. Onun için kelime-i tevhit “Muhammedun rasûlullah/Muhammed O’nun elçisidir.” ifadesi ile tamamlanmaktadır.

Mekke müşrik toplumu Allah ve rab kavramlarını biliyor ve kullanıyordu; fakat, O’na ortak koşuyorlardı. Kavramlar tek başına bir şey ifade etmez; önemli olan o kavramların sizin zihninizde nasıl bir anlam çağrıştırdığıdır. Allah ve rab kavramı Mekke müşrik toplumunun zihnine tevhidi çağrıştırmıyordu. Yegâne gücü Allah’a atfetmiyor, taleplerini doğrudan değil, putları aracılığıyla ulaştırıyor ya da böyle inanıyorlardı. Allah’ın kutlu elçisi peygamberlikle görevlendirilip davete başladığında bütün bu algılarının yanlış olduğunu, tek ve sonsuz gücün sadece Allah’ta olduğunu, kafalarındaki bütün ilâh algılarını silmeleri gerektiğini söylüyordu.

Tevhit, sadece Allah’ın bir olduğunu söylemek değildir. Allah’ın bütün mükemmel sıfatların sahibi ve bu sıfatlarda eşsiz olduğunu kabul etmektir.

2) Hadisin en büyük günah olarak üzerinde durduğu ikinci nokta ekonomik endişelerle/geçim darlığı endişesiyle kürtaj yapmak; yani hangi aşamada olursa olsun bir cenini ana rahminden almak/aldırmak, onu öldürmek/öldürtmektir.

Bir defa her şeyden önce canı veren Allah’tır, onu alacak olan da ancak O’dur. Allah’tan başka hiç kimsenin başka bir canı alma hak ve yetkisine sahip değildir. Böyle bir eyleme teşebbüs etmek Allah’ın yetkilerine müdahale etmek, kendini O’na ortak addetmek anlamına gelir.

İnsan bazı nedenlerle ön tedbir olarak çocuk sahibi olmak istemeyebilir; yumurtanın döllenmesini engelleyecek tedbirler alabilir. Ancak bunun insan neslinin yok olmasına yol açacak şekilde toplumsal bir harekete dönüşmesini İslamiyet kabul etmez.

Çocuk sahibi olabilmek bir nimet, çocuk sahibi olmak ise apayrı bir nimettir. O, yüce Allah’ın insana verdiği eşsiz bir meyvedir. Çocuğun insana verdiği haz, sevgi ve mutluluk kelimelerle ifade edilemez. Bununla beraber ön tedbirlerle sayısını sınırlamakta bir mahzur yoktur. Bu da korunma ile olur. Fakat döllenmiş bir cenini aldırmak, öldürmek asla caiz değildir. Kim ne derse desin, uygun şarlarda ve müdahale edilmediği takdirde ana rahminde büyüyüp dünyaya gelecek olan bir çocuğu öldürmek bir cinayettir. Ancak anne sağlığını tehdit eden bir durum söz konusu olduğunda anne tercih edilir. Burada söz sahibi tıbbî otoritelerdir. Buna karar verecek olan da onlardır. Hele hele ekonomik endişelerle çocuk aldırmak hiç mi hiç caiz değildir. Rızkı veren Allah’tır. Her canlıyı rızkıyla yaratır. İnsanlara düşen, helâl ve meşru yollardan o rızkın peşine düşmek, aramak, çabalamak, onu elde etmeye çalışmaktır.

Hz. Peygamber döneminde ashabın azil/korunma yaptığı herkesçe bilinmektedir. İnmekte olduğu bir dönemde vahyin bir şey söylememsi ve peygamberin de ses çıkarmaması azlin yani doğum kontrolünün caiz olduğunu gösterir.

3) Hadisin en büyük günah olarak ilân ettiği ve üzerinde ısrarla durduğu diğer bir nokta, zinadır. İslam inancına göre nikâhsız ilişkiler zinadır ve her türlüsü haramdır, yasaklanmıştır.

Kuran-ı Kerîm’in zina yasağına bakıldığında “Lâ takrabû’z-zinâ/zinaya yaklaşmayın!” şeklinde yer aldığı görülür. Bu ifade sadece fiilî zinayı değil, zinaya sebep olacak dolaylı yolları da yasaklamaktadır.

Zina yasağı bir koruluğun etrafında otlatılan koyun sürüsünü engellemeye benzer. Koyun sürüsü sınıra yaklaştırılırsa, ona engel olmak imkânsız gibidir; sınırı aşıp yasak bölgeye girmesi her an mümkündür. Ancak bir tampon bölge oluşturulur ve sürü uzakta tutulursa, sürünün yasak bölgeye hücum etmesinin önünü olmak hem kolay ve hem de daha mümkün olur. Zinaya engel olmak da buna benzer. Zina arzusu ve teşebbüsünü sınırdan geri döndürmek mümkün olmayabilir. Onun için yüce Allah, yasağını, “zina yapmayın!” ifadesiyle değil, “zinaya yaklaşmayın!” şeklinde bildirmiştir. Bu üslup güçlü bir yasağın ifadesidir. Bu üslupla zinaya götürecek her yolu ve unsuru yasağın içine almıştır.

İslam neslin safiyetine ve temizliğine büyük önem verir. Nesebin karışmasına şiddetle karşı çıkar, karışmaması için de her türlü önlemi almıştır. Bu önlemlerden biri de zina yasağıdır.

Zinanın yaygın olduğu toplumlarda neslin safiyetini korumak zordur. Her ne kadar teknik ve tıbbî imkânlarla neslin safiyetini korumak mümkün olsa da, zina serbest ve sıradan bir eylem olarak kabul edilecek olsa, kadının istediği kimseden çocuk almasını kimse engelleyemez. Her doğacak çocuğu testten geçirmek de mümkün değildir. Toplumun geneline yayıldığı zaman büyük maliyet ve külfet getireceği gibi, herkesin bu imkânı bulması ya da kullanması mümkün değildir. Eşlerin birbirlerini yanıltmaları, birbirlerinden intikam almaları her zaman mümkün ve muhtemeldir. Dolayısıyla zina, eşler arasındaki güveni sarstığı gibi sevgiyi de yok eder. Sevginin olmadığı bir ailenin ve böyle ailelerden oluşacak bir toplumun akıbetinin hüsran olacağını söylemeye gerek yoktur. Çünkü zina bir manada toplum için ölümdür; insanların gayri meşru yoldan kolay bir şekilde şehevî duygularını tatmin etmelerine yol açar ve evlilik hayatını zorunlu olmayan saçma bir hayata dönüştürür. Aileyi gerekli olmayan bir yük olarak algılama sonucunu doğurur. Hâlbuki aile yeni yetişen nesil için en güzel yuvadır. Yeni neslin sağlıklı bir yapıya ve sağlıklı bir eğitime kavuşması ailesiz düşünülemez. Eski tarihlerden günümüze gelinceye kadar hangi toplumda hayâsızlık yaygınlık kazanmışsa, mutlaka onu çözülmeye götürmüştür.

Hem sonra zina yasağının başka hikmetleri de vardır. Güçlü nesiller sevgi ortamında yetişir. Çocuk sevgisi fıtrîdir; tabiîdir. Bu sevgi biyolojik bağdan doğar. Biyolojik bağ yoksa bu sevgiyi aklî kabullerle sağlamak mümkün değildir. Hiçbir insan kendi çocuğunu sevdiği gibi başkasının çocuğunu sevemez. Kanını taşımayan bir çocuğun büyütülmesinde kendi çocuğuna gösterdiği fedakârlıkları gösteremez. Çok güçlü eğitim alsa bile fıtrî olarak bunu tam olarak sağlayacağının garantisi verilemez.

Zina yasağı Allah’ın koyduğu bir kuraldır. Müslümanlar Allah’ın emir ve yasaklarına, hikmetlerini anlasalar da anlamasalar da, büyük bir teslimiyetle uyarlar. Bu arada şunu da belirtmek gerekir ki insanların yararına olacak bir şeyi yüce Allah yasaklamaz. Bir şeyi yasaklamışsa o yasak insanların lehinedir, yararınadır. Müslümanların Rab anlayışı böyledir.

İslâm, insanın fıtrî isteklerine savaş açmaz, onları iğrenilmesi gereken bir şey olarak da görmez. Yalnızca onları bir sisteme oturtur, temizler. Onları hayvansallık düzeyinin üstüne çıkarır. Kişisel ve toplumsal davranış kurallarının birçoğunun etrafında döndüğü bir eksen olacak kadar yüceltir.

Hikmetleri araştırıldığında her yasağın insanların lehine olduğu aklî ve bilimsel verilerle ortaya çıktığı görülür. Ancak her emir ve yasağın mutlak hikmetleri ortaya çıkacak veya idrak edilecek diye bir kural da yoktur.

Zina büyük günahlardandır. Ancak kişinin komşusunun eşini ayartıp onunla zina etmesi daha büyük bir günahtır. Sebebine gelince komşuluk ilişkileri çok önemlidir. Komşu komşuya güvenmelidir. Kişi sabah işine gittiğinde gözü arkada kalmamalıdır. Kötü gözle bakan art niyetli komşusu olan bir kimse işine rahat bir şekilde nasıl gidebilir?!. Bu güven ortadan kalktığında toplumsal hayat felç olur. Hayat durur. Onun için günahların derecesi de verdikleri zarara ve yıkıma göredir.

Sizce bütün olumsuzluklara rağmen Türk aile yapısı yıkılmadan hâlâ ayakta duruyorsa, toplumumuzun bu yüce inanç ve değerlerini henüz yitirmemiş olmasına ve onlara hâlâ sahip çıkmasına bağlı değil midir? Fakat unutmamak gerekir ki bu konuda herkese sorumluluk ve iş düşmektedir.

Yüce ve aşkın değerler, geçici ve süflî emellere kurban edilmemeli, kalbimizde yanan iman meşalesi buna engel olmalı, ne dersiniz?!.

Kalın sağlıcakla!…

30. 12. 2007

Doç. Dr. Cemal AĞIRMAN

E-mail: cemalagirman@hotmail.com

        agirmancemal@gmail.com

 

 
Yorum yapın

Yazan: Aralık 30, 2007 in • Hadis Yorumları

 

Onuncu Hadis/Temizliği İbadetleştiren Din: İslam!

Onuncu Hadis

“‏ إِذَا جَاءَ أَحَدُكُمُ الْجُمُعَةَ فَلْيَغْتَسِلْ ‏”‏‏.‏

“Sizden biriniz Cuma namazına geldiğinde yıkansın (boy abdesti alsın)”

[Buharî, Cumua 2]

Temizliği İbadetleştiren Din: İslam!

 “Gusül boy abdesti” ve “Cuma namazı” ifadeleri bu hadisin anahtar terimleridir.

İnsan manevi arınmaya giderken maddi arınmak anlamına gelen beden temizliğine de dikkat etmelidir. Müslümanların haftalık bayramı olan Cuma namazına gittiğinde üstüne başına dikkat ettiği gibi beden temizliğine de dikkat etmelidir.

Aslında herkesin bir Cuma elbisesi olmalı Cumaya gittiğinde her günden daha farklı bir gün olduğunu beden diliyle de ihsas ettirmelidir. Çünkü Cuma, haftalık buluşma günüdür; İslam’ın cemaate ve birliğe verdiği önemin bir göstergesidir. Cuma sayesinde insanlar birbirleriyle haftada bir kez yüz yüze görüşme, hal hatır sorma imkânına kavuşabilmektedir. Cumaya gelmeyen komşunun neden gelmediğini sorma, derdine muttali olma imkânına kavuşur. Üzerine düşen komşuluk görevi varsa, onu yerine getirir.

Aslında bu hadiste söz konusu edilen temizlik duyarlılığını, sadece yanındakilere rahatsızlık vermemek açısından ele almamak gerekir. Öncelikle maddi temizliğin önemine vurgu yapılmış olmakla beraber Allah’ın huzuruna çıkan birinin manevi temizliğine de dikkat etmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Önemli birinin huzuruna çıkıldığında üst ve başa, temizlik ve kıyafet düzgünlüğüne ne kadar özen gösterildiği ortadadır. Kâinatın yaratıcısının huzuruna çıkmak her şeyden daha çok özen gösterilmesi gereken bir husus olduğunda ise şüphe yoktur. Çünkü namaza durmak manen Allah’ın huzuruna durmaktır. Namaza dururken maddi ve manevi temizliğe gösterilen hassasiyet, Allah’ın huzuruna çıkma bilincinin ve buna ne kadar önem verildiğinin ifadesidir. Bu hassasiyet, ibadete konsantre olmaya, böylece de ibadet zevkini tatmaya en uygun bir yöntemdir. Şüphesiz maddi hassasiyetler manevi duyguları güdüler, onları harekete geçirir.

Cuma namazına giden birine gusül boy abdesti alma tavsiyesinin bir boyutu yanındakilere rahatsızlık vermemeyi öngörürken, bir boyutu da verilecek bu rahatsızlık sonucu kişinin kendini ibadet ve kulluğun manevi hazzına ulaştıracak konsantrasyonunu bozmamayı öngörmektedir. Görüldüğü gibi İslam inancına göre, ter kokuları ile dahi olsa, çevreyi rahatsız etmek, bir hak ihlali olarak kabul edilmektedir.

Burada iki durum söz konusudur. Birincisi İslam dininin temizliğe verdiği önem; diğeri de namazda huşûa/kendini en iyi şekilde namaza vermeye verilen önem.

Görüldüğü gibi İslam temizliği ibadetleştirmiştir. Dolayısıyla İslamiyeti ‘temizliği ibadetleştiren din’ olarak ifade etmek yanlış olmaz. Her şeyden önce günde beş vakit namaz kılmak, buluğa ermiş her Müslümana farzdır. Her namazın başında abdest alacak olsa, günde en az beş kez ellerini, yüzünü, ayaklarını yıkamak zorundadır. Bunun ön hazırlığı da düşünülecek olursa, abdest almadan önce ‘hadesten taharet’ diye ifade edilen ‘cünüplükten temizlenmiş’ ve ‘necasetten taharet’ diye ifade edilen her türlü maddi pislikten temizlenmiş olması gerekir. Üstelik zaruretler dışında tuvalet temizliğini de mutlaka su ile yapması gerekir. Kâğıt veya başka bir şeyle yapılan silinme kâfi değildir. ‘Cünüplükten arınmışlık’, ‘abdest öncesi taharet’ ve ‘abdest’ yan yana getirildiğinde ve bunların da İslam Dininin en önemli ibadeti olan ve günde beş kez tekrarlanan namaz kılabilmenin ön şartı olarak yapılmış olması hesaba katıldığında, İslam’ın temizliğe verdiği önemi ve temizliği ibadetleştirdiğini görmek daha kolay olacaktır. Eğer Müslümanlar arasında Temizlik adına bir eksiklik söz konusu ise, bu, İslamiyetin değil, Müslümanların dinlerini iyi bilmemeleri, ya da ona gereken değeri vermemelerinden ileri gelmektedir. Buna dikkat etmeyenler, dinleri adına vebal altında olduklarını unutmamalıdırlar. Beden dilleri ve eylemleri ile bu manada İslam’a zarar verecek olurlarsa, bunun vebali büyüktür. Müslüman beden dili ile bile itici değil, çekici olmalıdır. İnsan, hayata geniş baktığında sorumluluklarının ne kadar olduğu ve her alanda ne kadar hassas davranması gerektiğini daha iyi görür. Evde çocuklarına örnek olurken, dışarıda da herkese örnektir/örnek olmalıdır. Kötü şeylere değil, her zaman iyi şeylere önayak olmalıdır. Yaptığı bir yanlışlıktan dolayı birini etkiliyorsa, kötülük sadece kendinde kalmıyor, başkalarına da yansıyor.

Sonuç olarak Müslüman, rabbinin huzuruna çıktığında maddi ve manevi temizliğine dikkat ettiği kadar, çevreyi rahatsız etmekten, onların konsantrasyonunu/huşûunu bozacak hâl ve hareketlerden de uzak durmalıdır. Huşûu bozulan birinin isticâbe/dua ve ibadetlerin kabule layık görüldüğü manevi atmosferi yakalaması mümkün değildir.

11. 12. 2007

Doç. Dr. Cemal AĞIRMAN

E-mail: cemalagirman@hotmail.com

        agirmancemal@gmail.com

 
4 Yorum

Yazan: Aralık 11, 2007 in • Hadis Yorumları

 

Cennetin Yolu/Ana-babaya İtaat

Cennetin Yolu/Ana-babaya İtaat

Cemal Ağırman 

Ensar Neşriyat, İstanbul 2007

(KapaK Yazısı)

Bütün iyi eylemlerimizi, Yüce Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak, sonuçta mükâfat olarak cennetini elde etmek için yaparız. Bu bilinci özümseyen herkes, her eyleminde Yüce Allah’ı hesaba katar ve yaptığı her eylemin hesabını vereceğini düşünerek hareket eder. Bu inançla hareket edenler, zaten bilerek kötülük yapmazlar. Hep iyiye, hayra yönelirler. Nefislerine yenilmezler. Yüce Allah, hoşnutluğunu, ‘amel-i salih’ dediğimiz ‘iyi amel’lerin bütününde saklamıştır. Bu sebeple mümin, yaptığı her iyi işi, ‘Allah’ın rızası buradadır’ inancıyla yapar. Eğer Yüce Allah rızasını bütün iyi davranışlarda saklamasaydı, birçok hayırlı iş ihmal edilir, dînî ve sosyal hayatta dengeler alt-üst olurdu. Ana-babaya ihsanda bulunmak, onlara itaat ve hizmet etmek, cenneti kazandıran iyi amellerin başında gelir. Annelerin, çocukları için neler çektiklerine, nelere katlandıklarına bakıldığında, sırası geldiğinde aynı ilginin onlara da gösterilmesi gerektiği daha iyi anlaşılır. Onların değerini bilmek en büyük bahtiyarlıktır. Onlar cenneti bize bir gül demeti gibi sunan vasıtalardır. Onların vasıtasıyla cennete uzanmak, bir güle uzanmak kadar yakın; ya da kaybetmek, bir gülü elinin tersiyle itmek kadar kolaydır.

 
Yorum yapın

Yazan: Aralık 10, 2007 in Genel

 

Seçme Hadis Metinleri

Buhârîden Seçme Hadisler

Kitâbu’l-İlm

باب مَنْ أَعَادَ الْحَدِيثَ ثَلاَثًا لِيُفْهَمَ عَنْهُ

 (1) ـ عَنْ أَنَسٍ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّم َ: أَنَّهُ كَانَ إِذَا تَكَلَّمَ بِكَلِمَةٍ أَعَادَهَا ثَلَاثًا حَتَّى تُفْهَمَ عَنْهُ وَإِذَا أَتَى عَلَى قَوْمٍ فَسَلَّمَ عَلَيْهِمْ سَلَّمَ عَلَيْهِمْ ثَلَاثًا

30. Daha İyi Anlaşılması İçin Sözü Üç Kere Tekrar Etme Babı:

1- Enes (r.a.)’in naklettiğine göre, Nebi (s.a.v.) bir söz söylediği zaman daha iyi anlaşılsın diye onu üç kere tekrar ederdi. Bir topluluğa gelip selam verdiği zaman da selamı üç kere tekrar ederdi.

***

باب الْحِرْصِ عَلَى الْحَدِيثِ

 (2) ـ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُ قَالَ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَنْ أَسْعَدُ النَّاسِ بِشَفَاعَتِكَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”لَقَدْ ظَنَنْتُ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ أَنْ لاَ يَسْأَلَنِي عَنْ هَذَا الْحَدِيثِ أَحَدٌ أَوَّلُ مِنْكَ، لِمَا رَأَيْتُ مِنْ حِرْصِكَ عَلَى الْحَدِيثِ، أَسْعَدُ النَّاسِ بِشَفَاعَتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، خَالِصًا مِنْ قَلْبِهِ أَوْ نَفْسِهِ ‏”‏‏.‏

33. Hadise Karşı Arzulu Olma Babı:

2- Ebû Hureyre’den nakledilmiştir. O şöyle dedi: “Ey Allah’ın rasûlü, kıyamet gününde senin şefaatine nail olmakla en mesud olacaklar kimlerdir? diye soruldu. Allah’ın Rasûlü, “Ebû Hureyre! Hadise karşı olan bu iştiyakından dolayı senden önce bu soruyu bana başkasının sormayacağını tahmin ediyordum. Kıyamet gününde benim şefaatime nail olacak en bahtiyar insanlar, samimi bir şekilde ‘lâilâhe illellâh’ diyen kimselerdir.” buyurdu.

***

باب كَيْفَ يُقْبَضُ الْعِلْمُ

وَكَتَبَ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ إِلَى أَبِي بَكْرِ بْنِ حَزْمٍ : انْظُرْ مَا كَانَ مِنْ حَدِيثِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاكْتُبْهُ، فَإِنِّي خِفْتُ دُرُوسَ الْعِلْمِ وَذَهَابَ الْعُلَمَاءِ، وَلاَ تَقْبَلْ إِلاَّ حَدِيثَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، وَلْتُفْشُوا الْعِلْمَ، وَلْتَجْلِسُوا حَتَّى يُعَلَّمَ مَنْ لاَ يَعْلَمُ، فَإِنَّ الْعِلْمَ لاَ يَهْلِكُ حَتَّى يَكُونَ سِرًّا‏.‏

34. İlmin İnsanların Elinden Nasıl Alınacağına Dair Bab:

Ömer b. Abdulaziz, Ebû Bekr b. Hazm’a şöyle yazdı: “Rasulullah’ın (s.a.v.) hadislerini araştır ve onları kayda geçir. Ben ilmin/hadislerin unutulup gitmesinden, âlimlerin de aramızdan çekilip gitmesinden endişe ediyorum. Sadece peygamberin (s.a.v.) hadislerini kabul et (yaz). İlmi yayınız, bilmeyenler için de öğreninceye kadar ilim meclisleri oluşturunuz. İlim gizli kalmadığı sürece yok olmaz.”

 (3) عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏”إِنَّ اللَّهَ لاَ يَقْبِضُ الْعِلْمَ انْتِزَاعًا، يَنْتَزِعُهُ مِنَ الْعِبَادِ، وَلَكِنْ يَقْبِضُ الْعِلْمَ بِقَبْضِ الْعُلَمَاءِ، حَتَّى إِذَا لَمْ يُبْقِ عَالِمًا، اتَّخَذَ النَّاسُ رُءُوسًا جُهَّالاً فَسُئِلُوا، فَأَفْتَوْا بِغَيْرِ عِلْمٍ، فَضَلُّوا وَأَضَلُّوا‏”‏‏.

3. ‘Amr b. El-‘As, Rasûlülah’ın (s.a.v.) şöyle dediğini nakleder: “Allah, bir toplumda, ilmi, insanların hafızalarından söküp alarak değil, âlimlerin ruhunu alarak yok eder. Öyle bir durum olur ki, artik o toplumda hiç âlim kalmaz. Sonuçta insanlar cahil başlar/yöneticiler/danışmanlar edinirler; böylece hem kendileri sapar, hem insanları saptırırlar.”

***

 باب لِيُبَلِّغِ الْعِلْمَ الشَّاهِدُ الْغَائِبَ

 (4)  ـ عَنْ أَبِي بَكْرَةَ، ذُكِرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ فَإِنَّ دِمَاءَكُمْ وَأَمْوَالَكُمْ ـ قَالَ مُحَمَّدٌ وَأَحْسِبُهُ قَالَ وَأَعْرَاضَكُمْ ـ عَلَيْكُمْ حَرَامٌ كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا فِي شَهْرِكُمْ هَذَا، أَلاَ لِيُبَلِّغِ الشَّاهِدُ مِنْكُمُ الْغَائِبَ ‏”‏‏.‏

37. İlmi Duyanların Duymayanlara Ulaştırması Babı:

4. Ebû Bekre’den (r.a.) nakledildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) (Veda Haccında halka hitap ederken) şöyle buyurdu: “Sizin şu gününüz, şu ayınız ve şu beldeniz nasıl haram/dokunulmaz ise kanlarınız, mallarınız ve namuslarınız da öylece birbirinize haramdır/dokunulmazdır. Dikkat edin, burada bulunanlarınız, (bu duyduklarını) burada bulunmayanlara da ulaştırsın”.

***

Kitâbu’l-Vudû’

 باب التَّيَمُّنِ فِي الْوُضُوءِ وَالْغُسْلِ

 (5)  ـ عَنْ أُمِّ عَطِيَّةَ، قَالَتْ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لَهُنَّ فِي غُسْلِ ابْنَتِهِ ‏”ابْدَأْنَ بِمَيَامِنِهَا وَمَوَاضِعِ الْوُضُوءِ مِنْهَا ‏”‏‏.‏

32-Abdest Alırken Ve Yıkanırken Sağdan Başlama Babı:

5. Ummu Atiyye’den şöyle nakledilir: Nebî (s.a.v.), kızını yıkarken Ümmü Atiyye’ye; “Çocuğu yıkamaya sağdan ve abdest uzuvlarından başla!” buyurdu.

 (6)  ـ عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُعْجِبُهُ التَّيَمُّنُ فِي تَنَعُّلِهِ وَتَرَجُّلِهِ وَطُهُورِهِ وَفِي شَأْنِهِ كُلِّهِ‏.‏

6. Hz. Aişe naklediyor: Nebî (s.a.v.) ayakkabılarını giyerken, saçlarını tararken, temizliğini yaparken hatta bütün işlerinde, hep sağdan başlamayı severdi.

***

 باب إِذَا شَرِبَ الْكَلْبُ فِي إِنَاءِ أَحَدِكُمْ فَلْيَغْسِلْهُ سَبْعًا

 (7)  ـ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ إِذَا شَرِبَ الْكَلْبُ فِي إِنَاءِ أَحَدِكُمْ فَلْيَغْسِلْهُ سَبْعًا ‏”‏‏.‏

35. “Birinizin Kabından Bir Köpek Şu İçtiği Zaman Onu Yedi Kere Yıkasın” Babı:

7. Ebû Hureyre (r.a.) Nebî (s.a.v.)’in şöyle dediğini nakleder: “Birinizin kabından bir köpek şu içtiği zaman onu yedi kere yıkasın!”

 (8)  ـ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ أَنَّ رَجُلاً رَأَى كَلْبًا يَأْكُلُ الثَّرَى مِنَ الْعَطَشِ، فَأَخَذَ الرَّجُلُ خُفَّهُ فَجَعَلَ يَغْرِفُ لَهُ بِهِ حَتَّى أَرْوَاهُ، فَشَكَرَ اللَّهُ لَهُ فَأَدْخَلَهُ الْجَنَّةَ ‏”‏‏.

8. Ebû Hureyre (r.a.) Nebî (s.a.v.)’in şöyle dediğini nakleder: “Bir adam susuzluktan yaş toprağı yiyen bir köpek görmüş. (Susadığını anlayan) Adam, köpeğe, kanıncaya kadar ayakkıbısı ile kuyudan su taşımış. Onun bu tavrı Allah’ın hoşuna gitmiş ve onu cennete koymuş.”

***

 باب لاَ يَجُوزُ الْوُضُوءُ بِالنَّبِيذِ وَلاَ الْمُسْكِرِ

وَكَرِهَهُ الْحَسَنُ وَأَبُو الْعَالِيَةِ‏.‏ وَقَالَ عَطَاءٌ التَّيَمُّمُ أَحَبُّ إِلَىَّ مِنَ الْوُضُوءِ بِالنَّبِيذِ وَاللَّبَنِ‏.‏

 (9)  ـ عَنْ عَائِشَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏كُلُّ شَرَابٍ أَسْكَرَ فَهُوَ حَرَامٌ”‏‏.

76. Nebiz Ve Sorhoş Edici Bir İçki İle Abdest Almanın Caiz Olmadığına Dair Bab:

Hasan ve Ebû’l-‘Âliye Nebiz ve sarhoş edici şeyle abdest almayı hoş görmezdi. Atâ da “nebiz ve süt ile abdest almaktansa teyemmüm etmeyi yeğlerim.” derdi.

9. Hz. Aişe (r.a.), Nebî (s.a.v.)’in şöyle dediğini nakleder: “Şarhoş edici her içecek haramdır.”

***

 باب فَضْلِ مَنْ بَاتَ عَلَى الْوُضُوءِ

 (10)  ـ عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ إِذَا أَتَيْتَ مَضْجَعَكَ فَتَوَضَّأْ وُضُوءَكَ لِلصَّلاَةِ، ثُمَّ اضْطَجِعْ عَلَى شِقِّكَ الأَيْمَنِ، ثُمَّ قُلِ اللَّهُمَّ أَسْلَمْتُ وَجْهِي إِلَيْكَ، وَفَوَّضْتُ أَمْرِي إِلَيْكَ، وَأَلْجَأْتُ ظَهْرِي إِلَيْكَ، رَغْبَةً وَرَهْبَةً إِلَيْكَ، لاَ مَلْجَأَ وَلاَ مَنْجَا مِنْكَ إِلاَّ إِلَيْكَ، اللَّهُمَّ آمَنْتُ بِكِتَابِكَ الَّذِي أَنْزَلْتَ، وَبِنَبِيِّكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ‏.‏ فَإِنْ مُتَّ مِنْ لَيْلَتِكَ فَأَنْتَ عَلَى الْفِطْرَةِ، وَاجْعَلْهُنَّ آخِرَ مَا تَتَكَلَّمُ بِهِ ‏”‏‏.‏

80. Abdestli Yatmanın Fazileti Babı:

10. Berâ b. Âzib (r.a.) Nebî (s.a.v.)’in şöyle dediğini nakleder: “Yatmaya gideceğin sıra önce namaz abdesti gibi abdest al, sonra yatağına gir ve sağ yanın üstüne yat; sonra da şu duayı oku!:

“اللَّهُمَّ أَسْلَمْتُ وَجْهِي إِلَيْكَ، وَفَوَّضْتُ أَمْرِي إِلَيْكَ، وَأَلْجَأْتُ ظَهْرِي إِلَيْكَ، رَغْبَةً وَرَهْبَةً إِلَيْكَ، لاَ مَلْجَأَ وَلاَ مَنْجَا مِنْكَ إِلاَّ إِلَيْكَ، اللَّهُمَّ آمَنْتُ بِكِتَابِكَ الَّذِي أَنْزَلْتَ، وَبِنَبِيِّكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ”

“Allah’ım yüzümü/nefsimi sana teslim ettim, işlerimi sana havale ettim, sırtımı sana dayadım. Senin rahmetinden ümitvarım, gazabından da korkuyorum. Senin cezana karşı, ne senden başka sığnacak bir kapı, ne de senden başka bir kurtarıcı vardır. Allah’ım, indirdiğin Kitab’a, gönderdiğin Peygamber’e imân ettim!” “Bunu okuduğun gece ölecek olursan fıtrat üzere/İslam inancı üzere ölmüş olursun. Söylediğin son söz bu dua sözcükleri olsun!”

***

***78 ـ باب السِّوَاكِ

وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ بِتُّ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَنَّ‏.‏

245 (11)  ـ حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ غَيْلاَنَ بْنِ جَرِيرٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَوَجَدْتُهُ يَسْتَنُّ بِسِوَاكٍ بِيَدِهِ يَقُولُ ‏”‏ أُعْ أُعْ ‏”‏، وَالسِّوَاكُ فِي فِيهِ، كَأَنَّهُ يَتَهَوَّعُ‏.‏

كتاب الغسل

1 ـ باب الْوُضُوءِ قَبْلَ الْغُسْلِ

249 (12)  ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا اغْتَسَلَ مِنَ الْجَنَابَةِ بَدَأَ فَغَسَلَ يَدَيْهِ، ثُمَّ يَتَوَضَّأُ كَمَا يَتَوَضَّأُ لِلصَّلاَةِ، ثُمَّ يُدْخِلُ أَصَابِعَهُ فِي الْمَاءِ، فَيُخَلِّلُ بِهَا أُصُولَ شَعَرِهِ ثُمَّ يَصُبُّ عَلَى رَأْسِهِ ثَلاَثَ غُرَفٍ بِيَدَيْهِ، ثُمَّ يُفِيضُ الْمَاءَ عَلَى جِلْدِهِ كُلِّهِ‏.‏

7 ـ كتاب التيمم

قول الله تعالى:{ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلاةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى المَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُءُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى الكَعْبَيْنِ وَإِن كُنتُمْ جُنُباً فَاطَّهَّرُوا وَإِن كُنتُم مَّرْضَى أَوْ عَلَى سَفَرٍ أَوْ جَاءَ أَحَدٌ مِّنكُم مِّنَ الغَائِطِ أَوْ لامَسْتُمُ النِّسَاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَاءً فَتَيَمَّمُوا صَعِيداً طَيِّباً فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُم مِّنْهُ مَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُم مِّنْ حَرَجٍ وَلَكِن يُرِيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

1 ـ باب

336 (13)  ـ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِنَانٍ، قَالَ حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، ح قَالَ وَحَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ النَّضْرِ، قَالَ أَخْبَرَنَا هُشَيْمٌ، قَالَ أَخْبَرَنَا سَيَّارٌ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ ـ هُوَ ابْنُ صُهَيْبٍ الْفَقِيرُ ـ قَالَ أَخْبَرَنَا جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ أُعْطِيتُ خَمْسًا لَمْ يُعْطَهُنَّ أَحَدٌ قَبْلِي نُصِرْتُ بِالرُّعْبِ مَسِيرَةَ شَهْرٍ، وَجُعِلَتْ لِيَ الأَرْضُ مَسْجِدًا وَطَهُورًا، فَأَيُّمَا رَجُلٍ مِنْ أُمَّتِي أَدْرَكَتْهُ الصَّلاَةُ فَلْيُصَلِّ، وَأُحِلَّتْ لِيَ الْمَغَانِمُ وَلَمْ تَحِلَّ لأَحَدٍ قَبْلِي، وَأُعْطِيتُ الشَّفَاعَةَ، وَكَانَ النَّبِيُّ يُبْعَثُ إِلَى قَوْمِهِ خَاصَّةً، وَبُعِثْتُ إِلَى النَّاسِ عَامَّةً ‏”.‏‏

4 ـ باب الْمُتَيَمِّمُ هَلْ يَنْفُخُ فِيهِمَا

339 (14)  ـ حَدَّثَنَا آدَمُ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا الْحَكَمُ، عَنْ ذَرٍّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبْزَى، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ فَقَالَ إِنِّي أَجْنَبْتُ فَلَمْ أُصِبِ الْمَاءَ‏.‏ فَقَالَ عَمَّارُ بْنُ يَاسِرٍ لِعُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ أَمَا تَذْكُرُ أَنَّا كُنَّا فِي سَفَرٍ أَنَا وَأَنْتَ فَأَمَّا أَنْتَ فَلَمْ تُصَلِّ، وَأَمَّا أَنَا فَتَمَعَّكْتُ فَصَلَّيْتُ، فَذَكَرْتُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ إِنَّمَا كَانَ يَكْفِيكَ هَكَذَا ‏”‏‏.‏ فَضَرَبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِكَفَّيْهِ الأَرْضَ، وَنَفَخَ فِيهِمَا ثُمَّ مَسَحَ بِهِمَا وَجْهَهُ وَكَفَّيْهِ‏.

كتاب الصلاة

65 ـ باب مَنْ بَنَى مَسْجِدًا

450 (15)  ـ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، أَنَّ بُكَيْرًا، حَدَّثَهُ أَنَّ عَاصِمَ بْنَ عُمَرَ بْنِ قَتَادَةَ حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ عُبَيْدَ اللَّهِ الْخَوْلاَنِيَّ، أَنَّهُ سَمِعَ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ، يَقُولُ عِنْدَ قَوْلِ النَّاسِ فِيهِ حِينَ بَنَى مَسْجِدَ الرَّسُولِ صلى الله عليه وسلم إِنَّكُمْ أَكْثَرْتُمْ، وَإِنِّي سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏“‏ مَنْ بَنَى مَسْجِدًا ـ قَالَ بُكَيْرٌ حَسِبْتُ أَنَّهُ قَالَ ـ يَبْتَغِي بِهِ وَجْهَ اللَّهِ، بَنَى اللَّهُ لَهُ مِثْلَهُ فِي الْجَنَّةِ ‏”‏‏.

105 ـ باب مَنْ قَالَ لاَ يَقْطَعُ الصَّلاَةَ شَىْءٌ

513 (16)  ـ حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي قَالَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ،‏.‏ قَالَ الأَعْمَشُ وَحَدَّثَنِي مُسْلِمٌ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، ذُكِرَ عِنْدَهَا مَا يَقْطَعُ الصَّلاَةَ : الْكَلْبُ وَالْحِمَارُ وَالْمَرْأَةُ فَقَالَتْ شَبَّهْتُمُونَا بِالْحُمُرِ وَالْكِلاَبِ، وَاللَّهِ لَقَدْ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي، وَإِنِّي عَلَى السَّرِيرِ ـ بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْقِبْلَةِ ـ مُضْطَجِعَةً فَتَبْدُو لِي الْحَاجَةُ، فَأَكْرَهُ أَنْ أَجْلِسَ فَأُوذِيَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَنْسَلُّ مِنْ عِنْدِ رِجْلَيْهِ‏.‏

514 (17ـ حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، قَالَ أَخْبَرَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ أَخِي ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّهُ سَأَلَ عَمَّهُ عَنِ الصَّلاَةِ، يَقْطَعُهَا شَىْءٌ فَقَالَ لاَ يَقْطَعُهَا شَىْءٌ، أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ أَنَّ عَائِشَةَ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ لَقَدْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُومُ فَيُصَلِّي مِنَ اللَّيْلِ، وَإِنِّي لَمُعْتَرِضَةٌ بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْقِبْلَةِ عَلَى فِرَاشِ أَهْلِهِ‏.

106 ـ باب إِذَا حَمَلَ جَارِيَةً صَغِيرَةً عَلَى عُنُقِهِ فِي الصَّلاَةِ

515 (18ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَامِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ سُلَيْمٍ الزُّرَقِيِّ، عَنْ أَبِي قَتَادَةَ الأَنْصَارِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُصَلِّي وَهْوَ حَامِلٌ أُمَامَةَ بِنْتِ زَيْنَبَ بِنْتِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلأَبِي الْعَاصِ بْنِ رَبِيعَةَ بْنِ عَبْدِ شَمْسٍ، فَإِذَا سَجَدَ وَضَعَهَا، وَإِذَا قَامَ حَمَلَهَا‏.

كتاب مَوَاقِيتِ الصَّلاَةِ

1 ـ باب مَوَاقِيتِ الصَّلاَةِ وَفَضْلِهَا

وَقَوْلِهِ ‏}‏إِنَّ الصَّلاَةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ كِتَابًا مَوْقُوتًا‏{ وَقَّتَهُ عَلَيْهِمْ‏.‏

520 (19)  ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ عَبْدِ الْعَزِيزِ، أَخَّرَ الصَّلاَةَ يَوْمًا، فَدَخَلَ عَلَيْهِ عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، فَأَخْبَرَهُ أَنَّ الْمُغِيرَةَ بْنَ شُعْبَةَ أَخَّرَ الصَّلاَةَ يَوْمًا وَهْوَ بِالْعِرَاقِ، فَدَخَلَ عَلَيْهِ أَبُو مَسْعُودٍ الأَنْصَارِيُّ فَقَالَ مَا هَذَا يَا مُغِيرَةُ أَلَيْسَ قَدْ عَلِمْتَ أَنَّ جِبْرِيلَ نَزَلَ فَصَلَّى، فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ صَلَّى فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ صَلَّى فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ صَلَّى فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ صَلَّى فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ قَالَ ‏”‏ بِهَذَا أُمِرْتُ ‏”‏‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ لِعُرْوَةَ اعْلَمْ مَا تُحَدِّثُ أَوَإِنَّ جِبْرِيلَ هُوَ أَقَامَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقْتَ الصَّلاَةِ‏.‏ قَالَ عُرْوَةُ كَذَلِكَ كَانَ بَشِيرُ بْنُ أَبِي مَسْعُودٍ يُحَدِّثُ عَنْ أَبِيهِ‏.

3 ـ باب الْبَيْعَةِ عَلَى إِقَامَةِ الصَّلاَةِ

523 (20ـ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنَا قَيْسٌ، عَنْ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ: بَايَعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى إِقَامِ الصَّلاَةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَالنُّصْحِ لِكُلِّ مُسْلِمٍ‏.

5 ـ باب فَضْلِ الصَّلاَةِ لِوَقْتِهَا

526 (21ـ حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، هِشَامُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ الْوَلِيدُ بْنُ الْعَيْزَارِ أَخْبَرَنِي قَالَ سَمِعْتُ أَبَا عَمْرٍو الشَّيْبَانِيَّ، يَقُولُ حَدَّثَنَا صَاحِبُ، هَذِهِ الدَّارِ وَأَشَارَ إِلَى دَارِ عَبْدِ اللَّهِ قَالَ: سَأَلْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَىُّ الْعَمَلِ أَحَبُّ إِلَى اللَّهِ قَالَ: ‏”‏ الصَّلاَةُ عَلَى وَقْتِهَا ‏”‏‏.‏ قَالَ: ثُمَّ أَىُّ, قَالَ: ‏”‏ ثُمَّ بِرُّ الْوَالِدَيْنِ ‏”‏‏.‏ قَالَ: ثُمَّ أَىُّ, قَالَ: ‏”‏ الْجِهَادُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ‏”‏‏.‏ قَالَ حَدَّثَنِي بِهِنَّ وَلَوِ اسْتَزَدْتُهُ لَزَادَنِي‏.

6 ـ باب الصَّلَوَاتُ الْخَمْسُ كَفَّارَةٌ

527 (22)  ـ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي حَازِمٍ، وَالدَّرَاوَرْدِيُّ، عَنْ يَزِيدَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏”‏ أَرَأَيْتُمْ لَوْ أَنَّ نَهَرًا بِبَابِ أَحَدِكُمْ، يَغْتَسِلُ فِيهِ كُلَّ يَوْمٍ خَمْسًا، مَا تَقُولُ ذَلِكَ يُبْقِي مِنْ دَرَنِهِ ‏”‏‏.‏ قَالُوا لاَ يُبْقِي مِنْ دَرَنِهِ شَيْئًا‏.‏ قَالَ ‏”‏ فَذَلِكَ مِثْلُ الصَّلَوَاتِ الْخَمْسِ، يَمْحُو اللَّهُ بِهَا الْخَطَايَا ‏”‏‏.

554 (23)  ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ يَتَعَاقَبُونَ فِيكُمْ مَلاَئِكَةٌ بِاللَّيْلِ وَمَلاَئِكَةٌ بِالنَّهَارِ، وَيَجْتَمِعُونَ فِي صَلاَةِ الْفَجْرِ وَصَلاَةِ الْعَصْرِ، ثُمَّ يَعْرُجُ الَّذِينَ بَاتُوا فِيكُمْ، فَيَسْأَلُهُمْ وَهْوَ أَعْلَمُ بِهِمْ كَيْفَ تَرَكْتُمْ عِبَادِي فَيَقُولُونَ تَرَكْنَاهُمْ وَهُمْ يُصَلُّونَ، وَأَتَيْنَاهُمْ وَهُمْ يُصَلُّونَ ‏”‏‏.

كتاب الأذان

5 ـ باب رَفْعِ الصَّوْتِ بِالنِّدَاءِ

وَقَالَ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ أَذِّنْ أَذَانًا سَمْحًا وَإِلاَّ فَاعْتَزِلْنَا‏.‏

611 (24)  ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي صَعْصَعَةَ الأَنْصَارِيِّ، ثُمَّ الْمَازِنِيِّ عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ قَالَ لَهُ ‏”‏ إِنِّي أَرَاكَ تُحِبُّ الْغَنَمَ وَالْبَادِيَةَ، فَإِذَا كُنْتَ فِي غَنَمِكَ أَوْ بَادِيَتِكَ فَأَذَّنْتَ بِالصَّلاَةِ فَارْفَعْ صَوْتَكَ بِالنِّدَاءِ، فَإِنَّهُ لاَ يَسْمَعُ مَدَى صَوْتِ الْمُؤَذِّنِ جِنٌّ وَلاَ إِنْسٌ وَلاَ شَىْءٌ إِلاَّ شَهِدَ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏”‏‏.‏ قَالَ أَبُو سَعِيدٍ سَمِعْتُهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.

8 ـ باب الدُّعَاءِ عِنْدَ النِّدَاءِ

617 (25)  ـ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَيَّاشٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعَيْبُ بْنُ أَبِي حَمْزَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ مَنْ قَالَ حِينَ يَسْمَعُ النِّدَاءَ اللَّهُمَّ رَبَّ هَذِهِ الدَّعْوَةِ التَّامَّةِ وَالصَّلاَةِ الْقَائِمَةِ آتِ مُحَمَّدًا الْوَسِيلَةَ وَالْفَضِيلَةَ وَابْعَثْهُ مَقَامًا مَحْمُودًا الَّذِي وَعَدْتَهُ، حَلَّتْ لَهُ شَفَاعَتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏”‏‏.

9 ـ باب الاِسْتِهَامِ فِي الأَذَانِ

وَيُذْكَرُ أَنَّ أَقْوَامًا اخْتَلَفُوا فِي الأَذَانِ فَأَقْرَعَ بَيْنَهُمْ سَعْدٌ‏.‏

618 (26)  ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ سُمَىٍّ، مَوْلَى أَبِي بَكْرٍ عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ لَوْ يَعْلَمُ النَّاسُ مَا فِي النِّدَاءِ وَالصَّفِّ الأَوَّلِ، ثُمَّ لَمْ يَجِدُوا إِلاَّ أَنْ يَسْتَهِمُوا عَلَيْهِ لاَسْتَهَمُوا، وَلَوْ يَعْلَمُونَ مَا فِي التَّهْجِيرِ لاَسْتَبَقُوا إِلَيْهِ، وَلَوْ يَعْلَمُونَ مَا فِي الْعَتَمَةِ وَالصُّبْحِ لأَتَوْهُمَا وَلَوْ حَبْوًا ‏”‏‏.‏

11 ـ كتاب الجمعة

1 ـ باب فَرْضِ الْجُمُعَةِ

لِقَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى ‏}‏إِذَا نُودِيَ لِلصَّلاَةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ‏{‏‏.‏

884 (27)  ـ حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ هُرْمُزَ الأَعْرَجَ، مَوْلَى رَبِيعَةَ بْنِ الْحَارِثِ حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏”‏ نَحْنُ الآخِرُونَ السَّابِقُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، بَيْدَ أَنَّهُمْ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِنَا، ثُمَّ هَذَا يَوْمُهُمُ الَّذِي فُرِضَ عَلَيْهِمْ فَاخْتَلَفُوا فِيهِ، فَهَدَانَا اللَّهُ، فَالنَّاسُ لَنَا فِيهِ تَبَعٌ، الْيَهُودُ غَدًا وَالنَّصَارَى بَعْدَ غَدٍ ‏”‏‏.‏

2 ـ باب فَضْلِ الْغُسْلِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ

885 (28ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ إِذَا جَاءَ أَحَدُكُمُ الْجُمُعَةَ فَلْيَغْتَسِلْ ‏”‏‏.‏

886 (29)  ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَسْمَاءَ، قَالَ أَخْبَرَنَا جُوَيْرِيَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، بَيْنَمَا هُوَ قَائِمٌ فِي الْخُطْبَةِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ إِذْ دَخَلَ رَجُلٌ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ الأَوَّلِينَ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَنَادَاهُ عُمَرُ أَيَّةُ سَاعَةٍ هَذِهِ قَالَ إِنِّي شُغِلْتُ فَلَمْ أَنْقَلِبْ إِلَى أَهْلِي حَتَّى سَمِعْتُ التَّأْذِينَ، فَلَمْ أَزِدْ أَنْ تَوَضَّأْتُ‏.‏ فَقَالَ وَالْوُضُوءُ أَيْضًا وَقَدْ عَلِمْتَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَأْمُرُ بِالْغُسْلِ‏.‏

887 (30)  ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ سُلَيْمٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ غُسْلُ يَوْمِ الْجُمُعَةِ وَاجِبٌ عَلَى كُلِّ مُحْتَلِمٍ ‏”‏‏.‏

892 (31ـ حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ طَاوُسٌ قُلْتُ لاِبْنِ عَبَّاسٍ ذَكَرُوا أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ اغْتَسِلُوا يَوْمَ الْجُمُعَةِ وَاغْسِلُوا رُءُوسَكُمْ وَإِنْ لَمْ تَكُونُوا جُنُبًا، وَأَصِيبُوا مِنَ الطِّيبِ ‏”‏‏.‏ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ أَمَّا الْغُسْلُ فَنَعَمْ، وَأَمَّا الطِّيبُ فَلاَ أَدْرِي‏.‏

8 ـ باب السِّوَاكِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ

895 (32)  ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ لَوْلاَ أَنْ أَشُقَّ عَلَى أُمَّتِي ـ أَوْ عَلَى النَّاسِ ـ لأَمَرْتُهُمْ بِالسِّوَاكِ مَعَ كُلِّ صَلاَةٍ ‏”‏‏.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِيَ لِلصَّلاةِ مِن يَوْمِ الجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا البَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ  فَإِذَا قُضِيَتِ الصَّلاةُ فَانتَشِرُوا فِي الأَرْضِ وَابْتَغُوا مِن فَضْلِ اللَّهِ وَاذْكُرُوا اللَّّهَ كَثِيراً لَّعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

3 ـ باب سُنَّةِ الْعِيدَيْنِ لأَهْلِ الإِسْلاَمِ

959 (33)  ـ حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي زُبَيْدٌ، قَالَ سَمِعْتُ الشَّعْبِيَّ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ فَقَالَ ‏”‏ إِنَّ أَوَّلَ مَا نَبْدَأُ مِنْ يَوْمِنَا هَذَا أَنْ نُصَلِّيَ، ثُمَّ نَرْجِعَ فَنَنْحَرَ، فَمَنْ فَعَلَ فَقَدْ أَصَابَ سُنَّتَنَا ‏”‏‏.‏

960 (34ـ حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ دَخَلَ أَبُو بَكْرٍ وَعِنْدِي جَارِيَتَانِ مِنْ جَوَارِي الأَنْصَارِ تُغَنِّيَانِ بِمَا تَقَاوَلَتِ الأَنْصَارُ يَوْمَ بُعَاثَ ـ قَالَتْ وَلَيْسَتَا بِمُغَنِّيَتَيْنِ ـ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ أَمَزَامِيرُ الشَّيْطَانِ فِي بَيْتِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَذَلِكَ فِي يَوْمِ عِيدٍ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ يَا أَبَا بَكْرٍ إِنَّ لِكُلِّ قَوْمٍ عِيدًا، وَهَذَا عِيدُنَا ‏”‏‏.

7 ـ باب الْمَشْىِ وَالرُّكُوبِ إِلَى الْعِيدِ بِغَيْرِ أَذَانٍ وَلاَ إِقَامَةٍ

965 (35ـ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَنَسٌ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ،‏.‏ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُصَلِّي فِي الأَضْحَى وَالْفِطْرِ، ثُمَّ يَخْطُبُ بَعْدَ الصَّلاَةِ‏.‏

16 ـ باب خُرُوجِ الصِّبْيَانِ إِلَى الْمُصَلَّى

983 (36)  ـ حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَبَّاسٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، قَالَ خَرَجْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ فِطْرٍ أَوْ أَضْحَى، فَصَلَّى ثُمَّ خَطَبَ، ثُمَّ أَتَى النِّسَاءَ فَوَعَظَهُنَّ وَذَكَّرَهُنَّ، وَأَمَرَهُنَّ بِالصَّدَقَةِ‏

17 ـ باب اسْتِقْبَالِ الإِمَامِ النَّاسَ فِي خُطْبَةِ الْعِيدِ

984 (37)  ـ حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ طَلْحَةَ، عَنْ زُبَيْدٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ خَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ أَضْحًى إِلَى الْبَقِيعِ فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَيْنَا بِوَجْهِهِ وَقَالَ ‏”‏ إِنَّ أَوَّلَ نُسُكِنَا فِي يَوْمِنَا هَذَا أَنْ نَبْدَأَ بِالصَّلاَةِ، ثُمَّ نَرْجِعَ فَنَنْحَرَ، فَمَنْ فَعَلَ ذَلِكَ فَقَدْ وَافَقَ سُنَّتَنَا، وَمَنْ ذَبَحَ قَبْلَ ذَلِكَ فَإِنَّمَا هُوَ شَىْءٌ عَجَّلَهُ لأَهْلِهِ، لَيْسَ مِنَ النُّسُكِ فِي شَىْءٍ ‏”‏‏.‏ فَقَامَ رَجُلٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنِّي ذَبَحْتُ وَعِنْدِي جَذَعَةٌ خَيْرٌ مِنْ مُسِنَّةٍ‏.‏ قَالَ ‏”‏ اذْبَحْهَا، وَلاَ تَفِي عَنْ أَحَدٍ بَعْدَكَ ‏”‏‏.‏

(38)( 86 ) حدثنا عثمان بن أبي شيبة وإسحاق بن إبراهيم قال إسحاق أخبرنا جرير وقال عثمان حدثنا جرير عن منصور عن أبي وائل عن عمرو بن شرحبيل عن عبدالله قال :سألت رسول الله صلى الله عليه وسلم أي الذنب أعظم عند الله ؟ قال: “أن تجعل لله ندا وهو خلقك” قال: قلت له إن ذلك لعظيم قال: قلت ثم أي ؟ قال: “ثم أن تقتل ولدك مخافة أن يطعم معك” قال: قلت ثم أي ؟ قال: ثم أن تزاني حليلة جارك”.

{قُلْ تَعَالَوْاْ أَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ أَلاَّ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئاً وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً وَلاَ تَقْتُلُواْ أَوْلاَدَكُم مِّنْ إمْلاَقٍ نَّحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْ وَلاَ تَقْرَبُواْ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَلاَ تَقْتُلُواْ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ ذَلِكُمْ وَصَّاكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ}{6\151}

عن عمرو بن شرحبيل قال قال عبدالله قال رجل : يا رسول الله أي الذنب أكبر عند الله ؟ قال أن تدعو لله ندا وهو خلقك قال ثم أي ؟ قال أن تقتل ولدك مخافة أن يطعم معك قال ثم أي ؟ قال أن تزاني حليلة جارك فأنزل الله عز وجل تصديقها {وَالَّذِينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهاً آخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلَّا بِالْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَ وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ يَلْقَ أَثَاما} {25\68} [ الفرقان آية 68]

18 ـ باب الْعَلَمِ الَّذِي بِالْمُصَلَّى

985 (39)  ـ حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَابِسٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، قِيلَ لَهُ أَشَهِدْتَ الْعِيدَ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ نَعَمْ، وَلَوْلاَ مَكَانِي مِنَ الصِّغَرِ مَا شَهِدْتُهُ، حَتَّى أَتَى الْعَلَمَ الَّذِي عِنْدَ دَارِ كَثِيرِ بْنِ الصَّلْتِ فَصَلَّى ثُمَّ خَطَبَ ثُمَّ أَتَى النِّسَاءَ، وَمَعَهُ بِلاَلٌ، فَوَعَظَهُنَّ وَذَكَّرَهُنَّ، وَأَمَرَهُنَّ بِالصَّدَقَةِ، فَرَأَيْتُهُنَّ يُهْوِينَ بِأَيْدِيهِنَّ يَقْذِفْنَهُ فِي ثَوْبِ بِلاَلٍ، ثُمَّ انْطَلَقَ هُوَ وَبِلاَلٌ إِلَى بَيْتِهِ‏.‏

14 ـ كتاب الوتر

1 ـ باب مَا جَاءَ فِي الْوِتْرِ

1000 (40)  ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ مَخْرَمَةَ بْنِ سُلَيْمَانَ، عَنْ كُرَيْبٍ، أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، بَاتَ عِنْدَ مَيْمُونَةَ، وَهْىَ خَالَتُهُ، فَاضْطَجَعْتُ فِي عَرْضِ وِسَادَةٍ، وَاضْطَجَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَهْلُهُ فِي طُولِهَا، فَنَامَ حَتَّى انْتَصَفَ اللَّيْلُ أَوْ قَرِيبًا مِنْهُ، فَاسْتَيْقَظَ يَمْسَحُ النَّوْمَ عَنْ وَجْهِهِ، ثُمَّ قَرَأَ عَشْرَ آيَاتٍ مِنْ آلِ عِمْرَانَ، ثُمَّ قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى شَنٍّ مُعَلَّقَةٍ، فَتَوَضَّأَ فَأَحْسَنَ الْوُضُوءَ، ثُمَّ قَامَ يُصَلِّي فَصَنَعْتُ مِثْلَهُ فَقُمْتُ إِلَى جَنْبِهِ، فَوَضَعَ يَدَهُ الْيُمْنَى عَلَى رَأْسِي، وَأَخَذَ بِأُذُنِي يَفْتِلُهَا، ثُمَّ صَلَّى رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ أَوْتَرَ، ثُمَّ اضْطَجَعَ حَتَّى جَاءَهُ الْمُؤَذِّنُ فَقَامَ فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ ثُمَّ، خَرَجَ فَصَلَّى الصُّبْحَ‏.‏

15 ـ كتاب الاستسقاء

4 ـ باب تَحْوِيلِ الرِّدَاءِ فِي الاِسْتِسْقَاءِ

1020 (41)  ـ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي بَكْرٍ أَنَّهُ سَمِعَ عَبَّادَ بْنَ تَمِيمٍ، يُحَدِّثُ أَبَاهُ عَنْ عَمِّهِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَيْدٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ إِلَى الْمُصَلَّى فَاسْتَسْقَى، فَاسْتَقْبَلَ الْقِبْلَةَ، وَقَلَبَ رِدَاءَهُ، وَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ‏.‏

6 ـ باب الاِسْتِسْقَاءِ فِي الْمَسْجِدِ الْجَامِعِ

1021 (42)  ـ حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، قَالَ أَخْبَرَنَا أَبُو ضَمْرَةَ، أَنَسُ بْنُ عِيَاضٍ قَالَ حَدَّثَنَا شَرِيكُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي نَمِرٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَذْكُرُ أَنَّ رَجُلاً، دَخَلَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ مِنْ باب كَانَ وُجَاهَ الْمِنْبَرِ، وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَائِمٌ يَخْطُبُ فَاسْتَقْبَلَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَائِمًا فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، هَلَكَتِ الْمَوَاشِي وَانْقَطَعَتِ السُّبُلُ، فَادْعُ اللَّهَ يُغِيثُنَا‏.‏ قَالَ فَرَفَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدَيْهِ فَقَالَ ‏”‏ اللَّهُمَّ اسْقِنَا، اللَّهُمَّ اسْقِنَا، اللَّهُمَّ اسْقِنَا ‏”‏‏.‏ قَالَ أَنَسٌ وَلاَ وَاللَّهِ مَا نَرَى فِي السَّمَاءِ مِنْ سَحَابٍ وَلاَ قَزَعَةً وَلاَ شَيْئًا، وَمَا بَيْنَنَا وَبَيْنَ سَلْعٍ مِنْ بَيْتٍ وَلاَ دَارٍ، قَالَ فَطَلَعَتْ مِنْ وَرَائِهِ سَحَابَةٌ مِثْلُ التُّرْسِ، فَلَمَّا تَوَسَّطَتِ السَّمَاءَ انْتَشَرَتْ ثُمَّ أَمْطَرَتْ‏.‏ قَالَ وَاللَّهِ مَا رَأَيْنَا الشَّمْسَ سِتًّا، ثُمَّ دَخَلَ رَجُلٌ مِنْ ذَلِكَ الْبَابِ فِي الْجُمُعَةِ الْمُقْبِلَةِ، وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَائِمٌ يَخْطُبُ، فَاسْتَقْبَلَهُ قَائِمًا فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، هَلَكَتِ الأَمْوَالُ وَانْقَطَعَتِ السُّبُلُ، فَادْعُ اللَّهَ يُمْسِكْهَا، قَالَ فَرَفَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدَيْهِ ثُمَّ قَالَ ‏”‏ اللَّهُمَّ حَوَالَيْنَا وَلاَ عَلَيْنَا، اللَّهُمَّ عَلَى الآكَامِ وَالْجِبَالِ وَالآجَامِ وَالظِّرَابِ وَالأَوْدِيَةِ وَمَنَابِتِ الشَّجَرِ ‏”‏‏.‏ قَالَ فَانْقَطَعَتْ وَخَرَجْنَا نَمْشِي فِي الشَّمْسِ‏.‏ قَالَ شَرِيكٌ فَسَأَلْتُ أَنَسًا أَهُوَ الرَّجُلُ الأَوَّلُ قَالَ لاَ أَدْرِي‏.

16 ـ كتاب الكسوف

1 ـ باب الصَّلاَةِ فِي كُسُوفِ الشَّمْسِ

1051 (43)  ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا هَاشِمُ بْنُ الْقَاسِمِ، قَالَ حَدَّثَنَا شَيْبَانُ أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنْ زِيَادِ بْنِ عِلاَقَةَ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، قَالَ كَسَفَتِ الشَّمْسُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ مَاتَ إِبْرَاهِيمُ، فَقَالَ النَّاسُ كَسَفَتِ الشَّمْسُ لِمَوْتِ إِبْرَاهِيمَ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ إِنَّ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لاَ يَنْكَسِفَانِ لِمَوْتِ أَحَدٍ وَلاَ لِحَيَاتِهِ، فَإِذَا رَأَيْتُمْ فَصَلُّوا وَادْعُوا اللَّهَ ‏”‏‏.

2 ـ باب الصَّدَقَةِ فِي الْكُسُوفِ

1052 (44)  ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ خَسَفَتِ الشَّمْسُ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالنَّاسِ، فَقَامَ فَأَطَالَ الْقِيَامَ، ثُمَّ رَكَعَ فَأَطَالَ الرُّكُوعَ، ثُمَّ قَامَ فَأَطَالَ الْقِيَامَ وَهْوَ دُونَ الْقِيَامِ الأَوَّلِ، ثُمَّ رَكَعَ فَأَطَالَ الرُّكُوعَ، وَهْوَ دُونَ الرُّكُوعِ الأَوَّلِ، ثُمَّ سَجَدَ فَأَطَالَ السُّجُودَ، ثُمَّ فَعَلَ فِي الرَّكْعَةِ الثَّانِيَةِ مِثْلَ مَا فَعَلَ فِي الأُولَى، ثُمَّ انْصَرَفَ وَقَدِ انْجَلَتِ الشَّمْسُ، فَخَطَبَ النَّاسَ، فَحَمِدَ اللَّهَ، وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ ‏”‏ إِنَّ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ آيَتَانِ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ، لاَ يَنْخَسِفَانِ لِمَوْتِ أَحَدٍ وَلاَ لِحَيَاتِهِ، فَإِذَا رَأَيْتُمْ ذَلِكَ فَادْعُوا اللَّهَ وَكَبِّرُوا، وَصَلُّوا وَتَصَدَّقُوا ‏”‏‏.‏

19 ـ كتاب التهجد

1 ـ باب التَّهَجُّدِ بِاللَّيْلِ

وَقَوْلِهِ عَزَّ وَجَلَّ ‏{وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَكَ}

1128 (45)  ـ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ أَبِي مُسْلِمٍ، عَنْ طَاوُسٍ، سَمِعَ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا قَامَ مِنَ اللَّيْلِ يَتَهَجَّدُ قَالَ ‏”‏ اللَّهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ قَيِّمُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَنْ فِيهِنَّ وَلَكَ الْحَمْدُ، لَكَ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَنْ فِيهِنَّ، وَلَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ نُورُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ، وَلَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ الْحَقُّ، وَوَعْدُكَ الْحَقُّ، وَلِقَاؤُكَ حَقٌّ، وَقَوْلُكَ حَقٌّ، وَالْجَنَّةُ حَقٌّ، وَالنَّارُ حَقٌّ، وَالنَّبِيُّونَ حَقٌّ، وَمُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم حَقٌّ، وَالسَّاعَةُ حَقٌّ، اللَّهُمَّ لَكَ أَسْلَمْتُ، وَبِكَ آمَنْتُ وَعَلَيْكَ تَوَكَّلْتُ، وَإِلَيْكَ أَنَبْتُ، وَبِكَ خَاصَمْتُ، وَإِلَيْكَ حَاكَمْتُ، فَاغْفِرْ لِي مَا قَدَّمْتُ وَمَا أَخَّرْتُ، وَمَا أَسْرَرْتُ وَمَا أَعْلَنْتُ، أَنْتَ الْمُقَدِّمُ وَأَنْتَ الْمُؤَخِّرُ، لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ ـ أَوْ لاَ إِلَهَ غَيْرُكَ ـ ‏”‏‏.‏ قَالَ سُفْيَانُ وَزَادَ عَبْدُ الْكَرِيمِ أَبُو أُمَيَّةَ ‏”‏ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ ‏”‏‏.‏

20 ـ كتاب فضل الصلاة فى مسجد مكة والمدينة

1 ـ باب فَضْلِ الصَّلاَةِ فِي مَسْجِدِ مَكَّةَ وَالْمَدِينَةِ

1198 (46)  ـ حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏“‏ لاَ تُشَدُّ الرِّحَالُ إِلاَّ إِلَى ثَلاَثَةِ مَسَاجِدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ، وَمَسْجِدِ الرَّسُولِ صلى الله عليه وسلم وَمَسْجِدِ الأَقْصَى ‏”‏‏.‏

1199 (47ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ رَبَاحٍ، وَعُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ الأَغَرِّ، عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ الأَغَرِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ صَلاَةٌ فِي مَسْجِدِي هَذَا خَيْرٌ مِنْ أَلْفِ صَلاَةٍ فِيمَا سِوَاهُ إِلاَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ ‏”‏‏.‏

22 ـ كتاب السهو

1 ـ باب مَا جَاءَ فِي السَّهْوِ إِذَا قَامَ مِنْ رَكْعَتَىِ الْفَرِيضَةِ

1234 (48)  ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ابْنِ بُحَيْنَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ صَلَّى لَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَكْعَتَيْنِ مِنْ بَعْضِ الصَّلَوَاتِ ثُمَّ قَامَ فَلَمْ يَجْلِسْ، فَقَامَ النَّاسُ مَعَهُ، فَلَمَّا قَضَى صَلاَتَهُ وَنَظَرْنَا تَسْلِيمَهُ كَبَّرَ قَبْلَ التَّسْلِيمِ فَسَجَدَ سَجْدَتَيْنِ وَهُوَ جَالِسٌ ثُمَّ سَلَّمَ‏.‏

1235 (49ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ابْنِ بُحَيْنَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَامَ مِنِ اثْنَتَيْنِ مِنَ الظُّهْرِ لَمْ يَجْلِسْ بَيْنَهُمَا، فَلَمَّا قَضَى صَلاَتَهُ سَجَدَ سَجْدَتَيْنِ ثُمَّ سَلَّمَ بَعْدَ ذَلِكَ‏.‏

23 ـ كتاب الجنائز

1 ـ باب فِي الْجَنَائِزِ وَمَنْ كَانَ آخِرُ كَلاَمِهِ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ

1248 (50)  ـ حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا مَهْدِيُّ بْنُ مَيْمُونٍ، حَدَّثَنَا وَاصِلٌ الأَحْدَبُ، عَنِ الْمَعْرُورِ بْنِ سُوَيْدٍ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ أَتَانِي آتٍ مِنْ رَبِّي فَأَخْبَرَنِي ـ أَوْ قَالَ بَشَّرَنِي ـ أَنَّهُ مَنْ مَاتَ مِنْ أُمَّتِي لاَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا دَخَلَ الْجَنَّةَ ‏”‏‏.‏ قُلْتُ وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ قَالَ ‏”‏ وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ ‏”‏‏.‏

2 ـ باب الأَمْرِ بِاتِّبَاعِ الْجَنَائِزِ

1250 (51)  ـ حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الأَشْعَثِ، قَالَ سَمِعْتُ مُعَاوِيَةَ بْنَ سُوَيْدِ بْنِ مُقَرِّنٍ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَمَرَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِسَبْعٍ، وَنَهَانَا عَنْ سَبْعٍ أَمَرَنَا بِاتِّبَاعِ الْجَنَائِزِ، وَعِيَادَةِ الْمَرِيضِ، وَإِجَابَةِ الدَّاعِي، وَنَصْرِ الْمَظْلُومِ، وَإِبْرَارِ الْقَسَمِ، وَرَدِّ السَّلاَمِ، وَتَشْمِيتِ الْعَاطِسِ‏.‏ وَنَهَانَا عَنْ آنِيَةِ الْفِضَّةِ، وَخَاتَمِ الذَّهَبِ، وَالْحَرِيرِ، وَالدِّيبَاجِ(ipek brokar) ، وَالْقَسِّيِّ، وَالإِسْتَبْرَقِ (brokar)‏.‏

1251 (52)  ـ حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ أَبِي سَلَمَةَ، عَنِ الأَوْزَاعِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏”‏ حَقُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ خَمْسٌ رَدُّ السَّلاَمِ، وَعِيَادَةُ الْمَرِيضِ، وَاتِّبَاعُ الْجَنَائِزِ، وَإِجَابَةُ الدَّعْوَةِ، وَتَشْمِيتُ الْعَاطِسِ ‏”‏‏.‏

6 ـ باب فَضْلِ مَنْ مَاتَ لَهُ وَلَدٌ فَاحْتَسَبَ

وَقَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ‏}

1260 (53ـ حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ مَا مِنَ النَّاسِ مِنْ مُسْلِمٍ يُتَوَفَّى لَهُ ثَلاَثٌ لَمْ يَبْلُغُوا الْحِنْثَ، إِلاَّ أَدْخَلَهُ اللَّهُ الْجَنَّةَ بِفَضْلِ رَحْمَتِهِ إِيَّاهُمْ ‏”‏‏.‏

1261 (54)  ـ حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الأَصْبَهَانِيِّ، عَنْ ذَكْوَانَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، رضى الله عنه أَنَّ النِّسَاءَ، قُلْنَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم اجْعَلْ لَنَا يَوْمًا‏.‏ فَوَعَظَهُنَّ، وَقَالَ ‏”‏ أَيُّمَا امْرَأَةٍ مَاتَ لَهَا ثَلاَثَةٌ مِنَ الْوَلَدِ كَانُوا حِجَابًا مِنَ النَّارِ ‏”‏‏.‏ قَالَتِ امْرَأَةٌ وَاثْنَانِ‏.‏ قَالَ ‏”‏ وَاثْنَانِ ‏”‏‏

24 ـ كتاب الزكاة

1 ـ باب وُجُوبِ الزَّكَاةِ

وَقَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى‏:‏ ‏{وَأَقِيمُوا الصَّلاَةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ}‏‏ وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ حَدَّثَنِي أَبُو سُفْيَانَ ـ رضى الله عنه ـ فَذَكَرَ حَدِيثَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَأْمُرُنَا بِالصَّلاَةِ وَالزَّكَاةِ وَالصِّلَةِ وَالْعَفَافِ‏.‏

1413 (55)  ـ حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ الضَّحَّاكُ بْنُ مَخْلَدٍ، عَنْ زَكَرِيَّاءَ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ صَيْفِيٍّ، عَنْ أَبِي مَعْبَدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ مُعَاذًا ـ رضى الله عنه ـ إِلَى الْيَمَنِ فَقَالَ ‏”‏ ادْعُهُمْ إِلَى شَهَادَةِ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَأَنِّي رَسُولُ اللَّهِ، فَإِنْ هُمْ أَطَاعُوا لِذَلِكَ فَأَعْلِمْهُمْ أَنَّ اللَّهَ قَدِ افْتَرَضَ عَلَيْهِمْ خَمْسَ صَلَوَاتٍ فِي كُلِّ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ، فَإِنْ هُمْ أَطَاعُوا لِذَلِكَ فَأَعْلِمْهُمْ أَنَّ اللَّهَ افْتَرَضَ عَلَيْهِمْ صَدَقَةً فِي أَمْوَالِهِمْ، تُؤْخَذُ مِنْ أَغْنِيَائِهِمْ وَتُرَدُّ عَلَى فُقَرَائِهِمْ ‏”‏‏.‏

1414 (56)  ـ حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ ابْنِ عُثْمَانَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَوْهَبٍ، عَنْ مُوسَى بْنِ طَلْحَةَ، عَنْ أَبِي أَيُّوبَ، رضى الله عنه أَنَّ رَجُلاً، قَالَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَخْبِرْنِي بِعَمَلٍ يُدْخِلُنِي الْجَنَّةَ‏.‏ قَالَ مَا لَهُ مَا لَهُ وَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ أَرَبٌ مَالَهُ، تَعْبُدُ اللَّهَ، وَلاَ تُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا، وَتُقِيمُ الصَّلاَةَ، وَتُؤْتِي الزَّكَاةَ، وَتَصِلُ الرَّحِمَ ‏”‏‏.‏

1416 (57)  ـ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ، حَدَّثَنَا عَفَّانُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدِ بْنِ حَيَّانَ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ أَعْرَابِيًّا، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ دُلَّنِي عَلَى عَمَلٍ إِذَا عَمِلْتُهُ دَخَلْتُ الْجَنَّةَ‏.‏ قَالَ ‏”‏ تَعْبُدُ اللَّهَ لاَ تُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا، وَتُقِيمُ الصَّلاَةَ الْمَكْتُوبَةَ، وَتُؤَدِّي الزَّكَاةَ الْمَفْرُوضَةَ، وَتَصُومُ رَمَضَانَ ‏”‏‏.‏ قَالَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ أَزِيدُ عَلَى هَذَا‏.‏ فَلَمَّا وَلَّى قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ مَنْ سَرَّهُ أَنْ يَنْظُرَ إِلَى رَجُلٍ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ فَلْيَنْظُرْ إِلَى هَذَا ‏”‏‏.‏

1419 (58)  ـ حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ الْحَكَمُ بْنُ نَافِعٍ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبُ بْنُ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ وَكَفَرَ مَنْ كَفَرَ مِنَ الْعَرَبِ فَقَالَ عُمَرُ ـ رضى الله عنه كَيْفَ تُقَاتِلُ النَّاسَ، وَقَدْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ أُمِرْتُ أَنْ أُقَاتِلَ النَّاسَ حَتَّى يَقُولُوا لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ‏.‏ فَمَنْ قَالَهَا فَقَدْ عَصَمَ مِنِّي مَالَهُ وَنَفْسَهُ إِلاَّ بِحَقِّهِ، وَحِسَابُهُ عَلَى اللَّهِ ‏”‏‏.‏

1420 (59)  ـ فَقَالَ وَاللَّهِ لأُقَاتِلَنَّ مَنْ فَرَّقَ بَيْنَ الصَّلاَةِ وَالزَّكَاةِ، فَإِنَّ الزَّكَاةَ حَقُّ الْمَالِ، وَاللَّهِ لَوْ مَنَعُونِي عَنَاقًا كَانُوا يُؤَدُّونَهَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَقَاتَلْتُهُمْ عَلَى مَنْعِهَا‏.‏ قَالَ عُمَرُ ـ رضى الله عنه ـ فَوَاللَّهِ مَا هُوَ إِلاَّ أَنْ قَدْ شَرَحَ اللَّهُ صَدْرَ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ فَعَرَفْتُ أَنَّهُ الْحَقُّ‏.‏

2 ـ باب الْبَيْعَةِ عَلَى إِيتَاءِ الزَّكَاةِ

‏{فَإِنْ تَابُوا وَأَقَامُوا الصَّلاَةَ وَآتَوُا الزَّكَاةَ فَإِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ}‏‏.‏

1421 (60)  ـ حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ قَيْسٍ، قَالَ قَالَ جَرِيرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بَايَعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَلَى إِقَامِ الصَّلاَةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَالنُّصْحِ لِكُلِّ مُسْلِمٍ‏.‏

3 ـ باب إِثْمِ مَانِعِ الزَّكَاةِ

وَقَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى {وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلاَ يُنْفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ * يَوْمَ يُحْمَى عَلَيْهَا فِي نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكْوَى بِهَا جِبَاهُهُمْ وَجُنُوبُهُمْ وَظُهُورُهُمْ هَذَا مَا كَنَزْتُمْ لأِنْفُسِكُمْ فَذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْنِزُونَ‏}[9/35‏‏].‏

1422 (61)  ـ حَدَّثَنَا الْحَكَمُ بْنُ نَافِعٍ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ هُرْمُزَ الأَعْرَجَ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ تَأْتِي الإِبِلُ عَلَى صَاحِبِهَا، عَلَى خَيْرِ مَا كَانَتْ، إِذَا هُوَ لَمْ يُعْطِ فِيهَا حَقَّهَا، تَطَؤُهُ بِأَخْفَافِهَا، وَتَأْتِي الْغَنَمُ عَلَى صَاحِبِهَا عَلَى خَيْرِ مَا كَانَتْ، إِذَا لَمْ يُعْطِ فِيهَا حَقَّهَا، تَطَؤُهُ بِأَظْلاَفِهَا، وَتَنْطَحُهُ بِقُرُونِهَا ‏”‏‏.‏ وَقَالَ ‏”‏ وَمِنْ حَقِّهَا أَنْ تُحْلَبَ عَلَى الْمَاءِ ‏”‏‏.‏ قَالَ ‏”‏ وَلاَ يَأْتِي أَحَدُكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِشَاةٍ يَحْمِلُهَا عَلَى رَقَبَتِهِ لَهَا يُعَارٌ، فَيَقُولُ يَا مُحَمَّدُ‏.‏ فَأَقُولُ لاَ أَمْلِكُ لَكَ شَيْئًا قَدْ بَلَّغْتُ‏.‏ وَلاَ يَأْتِي بِبَعِيرٍ، يَحْمِلُهُ عَلَى رَقَبَتِهِ لَهُ رُغَاءٌ، فَيَقُولُ يَا مُحَمَّدُ‏.‏ فَأَقُولُ لاَ أَمْلِكُ لَكَ شَيْئًا قَدْ بَلَّغْتُ ‏”‏‏.‏

1423 (62)  ـ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا هَاشِمُ بْنُ الْقَاسِمِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ السَّمَّانِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ مَنْ آتَاهُ اللَّهُ مَالاً، فَلَمْ يُؤَدِّ زَكَاتَهُ مُثِّلَ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ شُجَاعًا أَقْرَعَ، لَهُ زَبِيبَتَانِ، يُطَوَّقُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، ثُمَّ يَأْخُذُ بِلِهْزِمَتَيْهِ ـ يَعْنِي شِدْقَيْهِ ـ ثُمَّ يَقُولُ أَنَا مَالُكَ، أَنَا كَنْزُكَ ‏”‏ ثُمَّ تَلاَ {وَلاَ يَحْسَبَنَّ الَّذِينَ يَبْخَلُونَ بِمَا آتَاهُمُ اللّهُ مِن فَضْلِهِ هُوَ خَيْراً لَّهُمْ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَّهُمْ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُواْ بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلِلّهِ مِيرَاثُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ} {180/3}

1428 (63ـ قَالَ لِي خَلِيلِي ـ قَالَ قُلْتُ مَنْ خَلِيلُكَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ـ ‏”‏ يَا أَبَا ذَرٍّ أَتُبْصِرُ أُحُدًا ‏”‏‏.‏ قَالَ فَنَظَرْتُ إِلَى الشَّمْسِ مَا بَقِيَ مِنَ النَّهَارِ وَأَنَا أُرَى أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُرْسِلُنِي فِي حَاجَةٍ لَهُ، قُلْتُ نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏”‏ مَا أُحِبُّ أَنَّ لِي مِثْلَ أُحُدٍ ذَهَبًا أُنْفِقُهُ كُلَّهُ إِلاَّ ثَلاَثَةَ دَنَانِيرَ ‏”‏‏.‏ وَإِنَّ هَؤُلاَءِ لاَ يَعْقِلُونَ، إِنَّمَا يَجْمَعُونَ الدُّنْيَا‏.‏ لاَ وَاللَّهِ لاَ أَسْأَلُهُمْ دُنْيَا، وَلاَ أَسْتَفْتِيهِمْ عَنْ دِينٍ حَتَّى أَلْقَى اللَّهَ‏.‏

5 ـ باب إِنْفَاقِ الْمَالِ فِي حَقِّهِ

1429 (64)  ـ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ حَدَّثَنِي قَيْسٌ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏”‏ لاَ حَسَدَ إِلاَّ فِي اثْنَتَيْنِ رَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ مَالاً فَسَلَّطَهُ عَلَى هَلَكَتِهِ فِي الْحَقِّ، وَرَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ حِكْمَةً فَهْوَ يَقْضِي بِهَا وَيُعَلِّمُهَا ‏”‏‏.‏

6 ـ باب الرِّيَاءِ فِي الصَّدَقَةِ

لِقَوْلِهِ ‏ ‏{يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُبْطِلُواْ صَدَقَاتِكُم بِالْمَنِّ وَالأذَى كَالَّذِي يُنفِقُ مَالَهُ رِئَاء النَّاسِ وَلاَ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَأَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْداً لاَّ يَقْدِرُونَ عَلَى شَيْءٍ مِّمَّا كَسَبُواْ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ} {2/264}‏‏.‏

وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما – ‏{‏صَلْدًا‏}‏ لَيْسَ عَلَيْهِ شَىْءٌ‏.‏ وَقَالَ عِكْرِمَةُ ‏{‏وَابِلٌ‏}‏ مَطَرٌ شَدِيدٌ، وَالطَّلُّ النَّدَى‏.‏

7 ـ باب لاَ يَقْبَلُ اللَّهُ صَدَقَةً مِنْ غُلُولٍ وَلاَ يَقْبَلُ إِلاَّ مِنْ كَسْبٍ طَيِّبٍ

لِقَوْلِهِ ‏{قَوْلٌ مَعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِنْ صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَا أَذًى وَاللَّهُ غَنِيٌّ حَلِيمٌ‏}‏‏.‏

8 ـ باب الصَّدَقَةِ مِنْ كَسْبٍ طَيِّبٍ

‏(‏‏.‏‏.‏ ‏.‏‏)‏ لِقَوْلِهِ ‏{يَمْحَقُ اللّهُ الْرِّبَا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِ وَاللّهُ لاَ يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ أَثِيمٍ {276} إِنَّ الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ وَأَقَامُواْ الصَّلاَةَ وَآتَوُاْ الزَّكَاةَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ} {277/2}

1430 (65)  ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُنِيرٍ، سَمِعَ أَبَا النَّضْرِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ ـ هُوَ ابْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ ـ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ مَنْ تَصَدَّقَ بِعَدْلِ تَمْرَةٍ مِنْ كَسْبٍ طَيِّبٍ ـ وَلاَ يَقْبَلُ اللَّهُ إِلاَّ الطَّيِّبَ ـ وَإِنَّ اللَّهَ يَتَقَبَّلُهَا بِيَمِينِهِ، ثُمَّ يُرَبِّيهَا لِصَاحِبِهِ كَمَا يُرَبِّي أَحَدُكُمْ فَلُوَّهُ حَتَّى تَكُونَ مِثْلَ الْجَبَلِ ‏”‏‏.‏ تَابَعَهُ سُلَيْمَانُ عَنِ ابْنِ دِينَارٍ‏.‏

1438 (66ـ حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مَعْقِلٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَدِيَّ بْنَ حَاتِمٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏”‏ اتَّقُوا النَّارَ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ ‏”‏‏.‏

1439 (67ـ حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي بَكْرِ بْنِ حَزْمٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ دَخَلَتِ امْرَأَةٌ مَعَهَا ابْنَتَانِ لَهَا تَسْأَلُ، فَلَمْ تَجِدْ عِنْدِي شَيْئًا غَيْرَ تَمْرَةٍ فَأَعْطَيْتُهَا إِيَّاهَا، فَقَسَمَتْهَا بَيْنَ ابْنَتَيْهَا وَلَمْ تَأْكُلْ مِنْهَا، ثُمَّ قَامَتْ فَخَرَجَتْ، فَدَخَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَيْنَا، فَأَخْبَرْتُهُ فَقَالَ ‏”‏ مَنِ ابْتُلِيَ مِنْ هَذِهِ الْبَنَاتِ بِشَىْءٍ كُنَّ لَهُ سِتْرًا مِنَ النَّارِ ‏”‏‏.‏

11 ـ باب أَىُّ الصَّدَقَةِ أَفْضَلُ

وَصَدَقَةُ الشَّحِيحِ الصَّحِيحِ لِقَوْلِهِ {وَأَنفِقُوا مِن مَّا رَزَقْنَاكُم مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِيَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلَا أَخَّرْتَنِي إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ فَأَصَّدَّقَ وَأَكُن مِّنَ الصَّالِحِينَ} {63/10}

{يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَنفِقُواْ مِمَّا رَزَقْنَاكُم مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِيَ يَوْمٌ لاَّ بَيْعٌ فِيهِ وَلاَ خُلَّةٌ وَلاَ شَفَاعَةٌ وَالْكَافِرُونَ هُمُ الظَّالِمُونَ}  {254}‏.‏

1440 (68)  ـ حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا عُمَارَةُ بْنُ الْقَعْقَاعِ، حَدَّثَنَا أَبُو زُرْعَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَىُّ الصَّدَقَةِ أَعْظَمُ أَجْرًا قَالَ ‏”‏ أَنْ تَصَدَّقَ وَأَنْتَ صَحِيحٌ شَحِيحٌ، تَخْشَى الْفَقْرَ وَتَأْمُلُ الْغِنَى، وَلاَ تُمْهِلُ حَتَّى إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ قُلْتَ لِفُلاَنٍ كَذَا، وَلِفُلاَنٍ كَذَا، وَقَدْ كَانَ لِفُلاَنٍ ‏”‏‏.‏

13 ـ باب صَدَقَةِ الْعَلاَنِيَةِ

وَقَوْلِهِ ‏{‏الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرًّا وَعَلاَنِيَةً‏‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏‏{‏وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ‏‏}

18 ـ باب مَنْ أَمَرَ خَادِمَهُ بِالصَّدَقَةِ وَلَمْ يُنَاوِلْ بِنَفْسِهِ

1446 (69)  ـ حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ إِذَا أَنْفَقَتِ الْمَرْأَةُ مِنْ طَعَامِ بَيْتِهَا غَيْرَ مُفْسِدَةٍ كَانَ لَهَا أَجْرُهَا بِمَا أَنْفَقَتْ وَلِزَوْجِهَا أَجْرُهُ بِمَا كَسَبَ، وَلِلْخَازِنِ مِثْلُ ذَلِكَ، لاَ يَنْقُصُ بَعْضُهُمْ أَجْرَ بَعْضٍ شَيْئًا ‏”‏‏.‏

19 ـ باب لاَ صَدَقَةَ إِلاَّ عَنْ ظَهْرِ غِنًى

1448 (70)  ـ حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ حَكِيمِ بْنِ حِزَامٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ الْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى، وَابْدَأْ بِمَنْ تَعُولُ، وَخَيْرُ الصَّدَقَةِ عَنْ ظَهْرِ غِنًى، وَمَنْ يَسْتَعْفِفْ يُعِفَّهُ اللَّهُ، وَمَنْ يَسْتَغْنِ يُغْنِهِ اللَّهُ ‏”‏‏.‏

1450 (71)  ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ وَهُوَ عَلَى الْمِنْبَرِ، وَذَكَرَ الصَّدَقَةَ وَالتَّعَفُّفَ وَالْمَسْأَلَةَ ‏”‏ الْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى، فَالْيَدُ الْعُلْيَا هِيَ الْمُنْفِقَةُ، وَالسُّفْلَى هِيَ السَّائِلَةُ ‏”‏‏.

25 ـ كتاب الحج

1 ـ باب وُجُوبِ الْحَجِّ وَفَضْلِهِ

{‏وَلِلَّهِ عَلَى النَّاسِ حَجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلاً وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ‏}

4 ـ باب فَضْلِ الْحَجِّ الْمَبْرُورِ

1544 (72ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَىُّ الأَعْمَالِ أَفْضَلُ قَالَ ‏”‏ إِيمَانٌ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ ‏”‏‏.‏ قِيلَ ثُمَّ مَاذَا قَالَ ‏”‏ جِهَادٌ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ‏”‏‏.‏ قِيلَ ثُمَّ مَاذَا قَالَ ‏”‏ حَجٌّ مَبْرُورٌ ‏”‏‏.‏

1546 (73)  ـ حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا سَيَّارٌ أَبُو الْحَكَمِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا حَازِمٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏”‏ مَنْ حَجَّ لِلَّهِ فَلَمْ يَرْفُثْ وَلَمْ يَفْسُقْ رَجَعَ كَيَوْمِ وَلَدَتْهُ أُمُّهُ ‏”‏‏.

1800 (74)  ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ سُمَىٍّ، مَوْلَى أَبِي بَكْرِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ أَبِي صَالِحٍ السَّمَّانِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ الْعُمْرَةُ إِلَى الْعُمْرَةِ كَفَّارَةٌ لِمَا بَيْنَهُمَا، وَالْحَجُّ الْمَبْرُورُ لَيْسَ لَهُ جَزَاءٌ إِلاَّ الْجَنَّةُ ‏”‏‏.‏

الْحَجُّ أَشْهُرٌ مَّعْلُومَاتٌ فَمَن فَرَضَ فِيهِنَّ الحَجَّ فَلاَ رَفَثَ وَلاَ فُسُوقَ وَلاَ جِدَالَ فِي الحَجِّ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللَّهُ وَتَزَوَّدُوا فَإِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوَى وَاتَّقُونِ يَا أُوْلِي الأَلْبَابِ

30 ـ كتاب الصوم

1 ـ باب وُجُوبِ صَوْمِ رَمَضَانَ

وَقَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى ‏{يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ‏}‏‏.‏

1925 (75)  ـ حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ أَبِي سُهَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ طَلْحَةَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، أَنَّ أَعْرَابِيًّا، جَاءَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثَائِرَ الرَّأْسِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَخْبِرْنِي مَاذَا فَرَضَ اللَّهُ عَلَىَّ مِنَ الصَّلاَةِ فَقَالَ ‏”‏ الصَّلَوَاتِ الْخَمْسَ، إِلاَّ أَنْ تَطَّوَّعَ شَيْئًا ‏”‏‏.‏ فَقَالَ أَخْبِرْنِي مَا فَرَضَ اللَّهُ عَلَىَّ مِنَ الصِّيَامِ فَقَالَ ‏”‏ شَهْرَ رَمَضَانَ، إِلاَّ أَنْ تَطَّوَّعَ شَيْئًا ‏”‏‏.‏ فَقَالَ أَخْبِرْنِي بِمَا فَرَضَ اللَّهُ عَلَىَّ مِنَ الزَّكَاةِ فَقَالَ فَأَخْبَرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شَرَائِعَ الإِسْلاَمِ‏.‏ قَالَ وَالَّذِي أَكْرَمَكَ لاَ أَتَطَوَّعُ شَيْئًا، وَلاَ أَنْقُصُ مِمَّا فَرَضَ اللَّهُ عَلَىَّ شَيْئًا‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ أَفْلَحَ إِنْ صَدَقَ، أَوْ دَخَلَ الْجَنَّةَ إِنْ صَدَقَ ‏”‏‏.‏

1927 (76)  ـ حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، أَنَّ عِرَاكَ بْنَ مَالِكٍ، حَدَّثَهُ أَنَّ عُرْوَةَ أَخْبَرَهُ عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ قُرَيْشًا، كَانَتْ تَصُومُ يَوْمَ عَاشُورَاءَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ، ثُمَّ أَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِصِيَامِهِ حَتَّى فُرِضَ رَمَضَانُ وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ مَنْ شَاءَ فَلْيَصُمْهُ، وَمَنْ شَاءَ أَفْطَرَ ‏”‏‏.‏

2 ـ باب فَضْلِ الصَّوْمِ

1928 (77)  ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ الصِّيَامُ جُنَّةٌ، فَلاَ يَرْفُثْ وَلاَ يَجْهَلْ، وَإِنِ امْرُؤٌ قَاتَلَهُ أَوْ شَاتَمَهُ فَلْيَقُلْ إِنِّي صَائِمٌ‏.‏ مَرَّتَيْنِ، وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَخُلُوفُ فَمِ الصَّائِمِ أَطْيَبُ عِنْدَ اللَّهِ تَعَالَى مِنْ رِيحِ الْمِسْكِ، يَتْرُكُ طَعَامَهُ وَشَرَابَهُ وَشَهْوَتَهُ مِنْ أَجْلِي، الصِّيَامُ لِي، وَأَنَا أَجْزِي بِهِ، وَالْحَسَنَةُ بِعَشْرِ أَمْثَالِهَا ‏”‏‏.‏

4 ـ باب الرَّيَّانُ لِلصَّائِمِينَ

1930 (78)  ـ حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ إِنَّ فِي الْجَنَّةِ بَابًا يُقَالُ لَهُ الرَّيَّانُ، يَدْخُلُ مِنْهُ الصَّائِمُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، لاَ يَدْخُلُ مِنْهُ أَحَدٌ غَيْرُهُمْ يُقَالُ أَيْنَ الصَّائِمُونَ فَيَقُومُونَ، لاَ يَدْخُلُ مِنْهُ أَحَدٌ غَيْرُهُمْ، فَإِذَا دَخَلُوا أُغْلِقَ، فَلَمْ يَدْخُلْ مِنْهُ أَحَدٌ ‏”‏‏.‏

6 ـ باب مَنْ صَامَ رَمَضَانَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا وَنِيَّةً

1935 (79)  ـ حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ مَنْ قَامَ لَيْلَةَ الْقَدْرِ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ، وَمَنْ صَامَ رَمَضَانَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ ‏”‏‏.‏

7 ـ باب أَجْوَدُ مَا كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَكُونُ فِي رَمَضَانَ

1936 (80)  ـ حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَجْوَدَ النَّاسِ بِالْخَيْرِ، وَكَانَ أَجْوَدُ مَا يَكُونُ فِي رَمَضَانَ، حِينَ يَلْقَاهُ جِبْرِيلُ، وَكَانَ جِبْرِيلُ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ يَلْقَاهُ كُلَّ لَيْلَةٍ فِي رَمَضَانَ حَتَّى يَنْسَلِخَ، يَعْرِضُ عَلَيْهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْقُرْآنَ، فَإِذَا لَقِيَهُ جِبْرِيلُ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ كَانَ أَجْوَدَ بِالْخَيْرِ مِنَ الرِّيحِ الْمُرْسَلَةِ‏.‏

8 ـ باب مَنْ لَمْ يَدَعْ قَوْلَ الزُّورِ وَالْعَمَلَ بِهِ فِي الصَّوْمِ

1937 (81)  ـ حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ الْمَقْبُرِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ مَنْ لَمْ يَدَعْ قَوْلَ الزُّورِ وَالْعَمَلَ بِهِ فَلَيْسَ لِلَّهِ حَاجَةٌ فِي أَنْ يَدَعَ طَعَامَهُ وَشَرَابَهُ ‏”‏‏.‏

9 ـ باب هَلْ يَقُولُ إِنِّي صَائِمٌ إِذَا شُتِمَ

1938 (82)  ـ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَطَاءٌ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ الزَّيَّاتِ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ قَالَ اللَّهُ كُلُّ عَمَلِ ابْنِ آدَمَ لَهُ إِلاَّ الصِّيَامَ، فَإِنَّهُ لِي، وَأَنَا أَجْزِي بِهِ‏.‏ وَالصِّيَامُ جُنَّةٌ، وَإِذَا كَانَ يَوْمُ صَوْمِ أَحَدِكُمْ، فَلاَ يَرْفُثْ وَلاَ يَصْخَبْ، فَإِنْ سَابَّهُ أَحَدٌ، أَوْ قَاتَلَهُ فَلْيَقُلْ إِنِّي امْرُؤٌ صَائِمٌ‏.‏ وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لَخُلُوفُ فَمِ الصَّائِمِ أَطْيَبُ عِنْدَ اللَّهِ مِنْ رِيحِ الْمِسْكِ، لِلصَّائِمِ فَرْحَتَانِ يَفْرَحُهُمَا: إِذَا أَفْطَرَ فَرِحَ، وَإِذَا لَقِيَ رَبَّهُ فَرِحَ بِصَوْمِهِ ‏”‏‏.‏

10 ـ باب الصَّوْمِ لِمَنْ خَافَ عَلَى نَفْسِهِ الْعُزُوبَةَ

1939 (83)  ـ حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، قَالَ بَيْنَا أَنَا أَمْشِي، مَعَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ فَقَالَ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏”‏ مَنِ اسْتَطَاعَ الْبَاءَةَ فَلْيَتَزَوَّجْ، فَإِنَّهُ أَغَضُّ لِلْبَصَرِ وَأَحْصَنُ لِلْفَرْجِ، وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَعَلَيْهِ بِالصَّوْمِ، فَإِنَّهُ لَهُ وِجَاءٌ ‏”‏‏.

31 ـ كتاب صلاة التراويح

1 ـ باب فَضْلِ مَنْ قَامَ رَمَضَانَ

2047 (84)  ـ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ لِرَمَضَانَ ‏”‏ مَنْ قَامَهُ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ ‏”‏‏.‏

32 ـ كتاب فضل ليلة القدر

1 ـ باب فَضْلِ لَيْلَةِ الْقَدْرِ

وَقَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى ‏{إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ * وَمَا أَدْرَاكَ مَا لَيْلَةُ الْقَدْرِ * لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ أَلْفِ شَهْرٍ * تَنَزَّلُ الْمَلاَئِكَةُ وَالرُّوحُ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِمْ مِنْ كُلِّ أَمْرٍ * سَلاَمٌ هِيَ حَتَّى مَطْلَعِ الْفَجْرِ‏}‏‏.‏

2053 (85) ـ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَفِظْنَاهُ وَإِنَّمَا حَفِظَ مِنَ الزُّهْرِيِّ عَنْ أَبِي سَلَمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ مَنْ صَامَ رَمَضَانَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ، وَمَنْ قَامَ لَيْلَةَ الْقَدْرِ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ ‏”‏‏.‏

3 ـ باب تَحَرِّي لَيْلَةِ الْقَدْرِ فِي الْوِتْرِ مِنَ الْعَشْرِ الأَوَاخِرِ

2059 (86)  ـ حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُجَاوِرُ فِي الْعَشْرِ الأَوَاخِرِ مِنْ رَمَضَانَ، وَيَقُولُ ‏”‏ تَحَرَّوْا لَيْلَةَ الْقَدْرِ فِي الْعَشْرِ الأَوَاخِرِ مِنْ رَمَضَانَ ‏”‏‏.‏

4 ـ باب رَفْعِ مَعْرِفَةِ لَيْلَةِ الْقَدْرِ لِتَلاَحِي النَّاسِ

2062 (87)  ـ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، حَدَّثَنَا أَنَسٌ، عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ، قَالَ خَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِيُخْبِرَنَا بِلَيْلَةِ الْقَدْرِ، فَتَلاَحَى رَجُلاَنِ مِنَ الْمُسْلِمِينَ، فَقَالَ ‏”‏ خَرَجْتُ لأُخْبِرَكُمْ بِلَيْلَةِ الْقَدْرِ، فَتَلاَحَى فُلاَنٌ وَفُلاَنٌ، فَرُفِعَتْ، وَعَسَى أَنْ يَكُونَ خَيْرًا لَكُمْ، فَالْتَمِسُوهَا فِي التَّاسِعَةِ وَالسَّابِعَةِ وَالْخَامِسَةِ ‏”‏‏.‏

5 ـ باب الْعَمَلِ فِي الْعَشْرِ الأَوَاخِرِ مِنْ رَمَضَانَ

2063 (88)  ـ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي يَعْفُورٍ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا دَخَلَ الْعَشْرُ شَدَّ مِئْزَرَهُ، وَأَحْيَا لَيْلَهُ، وَأَيْقَظَ أَهْلَهُ‏.

33 ـ كتاب الاعتكاف

1 ـ باب الاِعْتِكَافِ فِي الْعَشْرِ الأَوَاخِرِ

وَالاِعْتِكَافِ فِي الْمَسَاجِدِ كُلِّهَا‏.‏ لِقَوْلِهِ تَعَالَى {وَلاَ تُبَاشِرُوهُنَّ وَأَنْتُمْ عَاكِفُونَ فِي الْمَسَاجِدِ تِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ فَلاَ تَقْرَبُوهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ آيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ ‏}‏‏.‏

2064 (89)  ـ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ يُونُسَ، أَنَّ نَافِعًا، أَخْبَرَهُ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَعْتَكِفُ الْعَشْرَ الأَوَاخِرَ مِنْ رَمَضَانَ‏.‏

34 ـ كتاب البيوع

وَقَوْلُ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ ‏{وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا‏}‏ وَقَوْلُهُ ‏{إِلاَّ أَنْ تَكُونَ تِجَارَةً حَاضِرَةً تُدِيرُونَهَا بَيْنَكُمْ‏}‏‏.‏

‏.‏ وَقَوْلِهِ {لاَ تَأْكُلُوا أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ إِلاَّ أَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ}‏‏.‏

2 ـ باب الْحَلاَلُ بَيِّنٌ وَالْحَرَامُ بَيِّنٌ وَبَيْنَهُمَا مُشَبَّهَاتٌ

2090 (90)  ـ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، سَمِعْتُ النُّعْمَانَ بْنَ بَشِيرٍ ـ رضى الله عنه ـ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ أَبِي فَرْوَةَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ النُّعْمَانَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏‏ ‏”‏ الْحَلاَلُ بَيِّنٌ، وَالْحَرَامُ بَيِّنٌ وَبَيْنَهُمَا أُمُورٌ مُشْتَبِهَةٌ، فَمَنْ تَرَكَ مَا شُبِّهَ عَلَيْهِ مِنَ الإِثْمِ كَانَ لِمَا اسْتَبَانَ أَتْرَكَ، وَمَنِ اجْتَرَأَ عَلَى مَا يَشُكُّ فِيهِ مِنَ الإِثْمِ أَوْشَكَ أَنْ يُوَاقِعَ مَا اسْتَبَانَ، وَالْمَعَاصِي حِمَى اللَّهِ، مَنْ يَرْتَعْ حَوْلَ الْحِمَى يُوشِكْ أَنْ يُوَاقِعَهُ ‏”‏‏.‏

l 52حدثنا أبو نعيم حدثنا زكرياء عن عامر قال سمعت النعمان بن بشير يقول: سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول ( الحلال بين والحرام بين وبينهما مشبهات لا يعلمها كثير من الناس فمن اتقى المشبها استبرأ لدينه وعرضه ومن وقع في الشبهات كراع يرعى حول الحمى أوشك أن يواقعه ألا وإن لكل ملك حمى ألا وإن حمى الله في أرضه محارمه ألا وإن في الجسد مضغة إذا صلحت صلح الجسد كله وإذا فسدت فسد الجسد كله ألا وهي القلب (

3 ـ باب تَفْسِيرِ الْمُشَبَّهَاتِ

وَقَالَ حَسَّانُ بْنُ أَبِي سِنَانٍ مَا رَأَيْتُ شَيْئًا أَهْوَنَ مِنَ الْوَرَعِ، دَعْ مَا يَرِيبُكَ إِلَى مَا لاَ يَرِيبُكَ‏.‏

5 ـ باب مَنْ لَمْ يَرَ الْوَسَاوِسَ وَنَحْوَهَا مِنَ الْمُشَبَّهَاتِ

2096 (91)  ـ حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ الْمِقْدَامِ الْعِجْلِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الطُّفَاوِيُّ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ،، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ قَوْمًا، قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ قَوْمًا يَأْتُونَنَا بِاللَّحْمِ لاَ نَدْرِي أَذَكَرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهِ أَمْ لاَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ سَمُّوا اللَّهَ عَلَيْهِ وَكُلُوهُ ‏”‏‏.‏

7 ـ باب مَنْ لَمْ يُبَالِ مِنْ حَيْثُ كَسَبَ الْمَالَ

2098 (92)  ـ حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ الْمَقْبُرِيُّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ، لاَ يُبَالِي الْمَرْءُ مَا أَخَذَ مِنْهُ أَمِنَ الْحَلاَلِ أَمْ مِنَ الْحَرَامِ ‏”‏‏.‏

8 ـ باب التِّجَارَةِ فِي الْبَرِّ

وَقَوْلِهِ {رِجَالٌ لَّا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاء

الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْماً تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ} {4/37}

‏‏‏ وَقَالَ قَتَادَةُ كَانَ الْقَوْمُ يَتَبَايَعُونَ، وَيَتَّجِرُونَ، وَلَكِنَّهُمْ إِذَا نَابَهُمْ حَقٌّ مِنْ حُقُوقِ اللَّهِ لَمْ تُلْهِهِمْ تِجَارَةٌ وَلاَ بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ، حَتَّى يُؤَدُّوهُ إِلَى اللَّهِ‏.‏

14 ـ باب شِرَاءِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِالنَّسِيئَةِ

2107 (93ـ حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ ذَكَرْنَا عِنْدَ إِبْرَاهِيمَ الرَّهْنَ فِي السَّلَمِ فَقَالَ حَدَّثَنِي الأَسْوَدُ عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم اشْتَرَى طَعَامًا مِنْ يَهُودِيٍّ إِلَى أَجَلٍ، وَرَهَنَهُ دِرْعًا مِنْ حَدِيدٍ‏.‏

15 ـ باب كَسْبِ الرَّجُلِ وَعَمَلِهِ بِيَدِهِ

2111 (94)  ـ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا عِيسَى، عَنْ ثَوْرٍ، عَنْ خَالِدِ بْنِ مَعْدَانَ، عَنِ الْمِقْدَامِ ـ رضى الله عنه ـ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ مَا أَكَلَ أَحَدٌ طَعَامًا قَطُّ خَيْرًا مِنْ أَنْ يَأْكُلَ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ، وَإِنَّ نَبِيَّ اللَّهِ دَاوُدَ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ كَانَ يَأْكُلُ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ ‏”‏‏.‏

2112 (95)  ـ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ أَنَّ دَاوُدَ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ كَانَ لاَ يَأْكُلُ إِلاَّ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ ‏”‏‏.‏

2114 (96)  ـ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ الزُّبَيْرِ بْنِ الْعَوَّامِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ لأَنْ يَأْخُذَ أَحَدُكُمْ أَحْبُلَهُ خَيْرٌ لَهُ مِنْ أَنْ يَسْأَلَ النَّاسَ ‏”‏‏.‏

16 ـ باب السُّهُولَةِ وَالسَّمَاحَةِ فِي الشِّرَاءِ وَالْبَيْعِ، وَمَنْ طَلَبَ حَقًّا فَلْيَطْلُبْهُ فِي عَفَافٍ

2115 (97)  ـ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَيَّاشٍ، حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، مُحَمَّدُ بْنُ مُطَرِّفٍ قَالَ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ رَحِمَ اللَّهُ رَجُلاً سَمْحًا إِذَا بَاعَ، وَإِذَا اشْتَرَى، وَإِذَا اقْتَضَى ‏”‏‏.‏

19 ـ باب إِذَا بَيَّنَ الْبَيِّعَانِ وَلَمْ يَكْتُمَا وَنَصَحَا

2118 (98)  ـ حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ صَالِحٍ أَبِي الْخَلِيلِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ، رَفَعَهُ إِلَى حَكِيمِ بْنِ حِزَامٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ الْبَيِّعَانِ بِالْخِيَارِ مَا لَمْ يَتَفَرَّقَا ـ أَوْ قَالَ حَتَّى يَتَفَرَّقَا ـ فَإِنْ صَدَقَا وَبَيَّنَا بُورِكَ لَهُمَا فِي بَيْعِهِمَا، وَإِنْ كَتَمَا وَكَذَبَا مُحِقَتْ بَرَكَةُ بَيْعِهِمَا ‏”‏‏.‏

46 ـ كتاب المظالم فِي الْمَظَالِمِ وَالْغَصْبِ

وَقَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى ‏{‏وَلاَ تَحْسَبَنَّ اللَّهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الأَبْصَارُ}(14/42)‏

1 ـ باب قِصَاصِ الْمَظَالِمِ

مُهْطِعِينَ مُقْنِعِي رُءُوسِهِمْ لاَ يَرْتَدُّ إِلَيْهِمْ طَرْفُهُمْ وَأَفْئِدَتُهُمْ هَوَاء {43} وَأَنذِرِ النَّاسَ يَوْمَ يَأْتِيهِمُ الْعَذَابُ فَيَقُولُ الَّذِينَ ظَلَمُواْ رَبَّنَا أَخِّرْنَا إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ نُّجِبْ دَعْوَتَكَ وَنَتَّبِعِ الرُّسُلَ أَوَلَمْ تَكُونُواْ أَقْسَمْتُم مِّن قَبْلُ مَا لَكُم مِّن زَوَالٍ {44} وَسَكَنتُمْ فِي مَسَـاكِنِ الَّذِينَ ظَلَمُواْ أَنفُسَهُمْ وَتَبَيَّنَ لَكُمْ كَيْفَ فَعَلْنَا بِهِمْ وَضَرَبْنَا لَكُمُ الأَمْثَالَ {45} وَقَدْ مَكَرُواْ مَكْرَهُمْ وَعِندَ اللّهِ مَكْرُهُمْ وَإِن كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ {46} فَلاَ تَحْسَبَنَّ اللّهَ مُخْلِفَ وَعْدِهِ رُسُلَهُ إِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ ذُو انْتِقَامٍ {14/47}

2 ـ باب قَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى ‏{‏أَلاَ لَعْنَةُ اللَّهِ عَلَى الظَّالِمِينَ}

3 ـ باب لاَ يَظْلِمُ الْمُسْلِمُ الْمُسْلِمَ وَلاَ يُسْلِمُهُ

2482 (99)  ـ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ سَالِمًا، أَخْبَرَهُ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ، لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ، وَمَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أَخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ، وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرُبَاتِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏”‏‏.‏

4 ـ باب أَعِنْ أَخَاكَ ظَالِمًا أَوْ مَظْلُومًا

2483 (100)  ـ حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي بَكْرِ بْنِ أَنَسٍ، وَحُمَيْدٌ الطَّوِيلُ، سَمِعَا أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ انْصُرْ أَخَاكَ ظَالِمًا أَوْ مَظْلُومًا ‏”‏‏.‏

2484 (101)   ـ حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ انْصُرْ أَخَاكَ ظَالِمًا أَوْ مَظْلُومًا ‏”‏‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ هَذَا نَنْصُرُهُ مَظْلُومًا، فَكَيْفَ نَنْصُرُهُ ظَالِمًا قَالَ ‏”‏ تَأْخُذُ فَوْقَ يَدَيْهِ ‏”‏‏.‏

5 ـ باب نَصْرِ الْمَظْلُومِ

2486 (102)  ـ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ الْمُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِ كَالْبُنْيَانِ يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًا ‏”‏‏.‏ وَشَبَّكَ بَيْنَ أَصَابِعِهِ‏.‏

8 ـ باب الظُّلْمُ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

2487 (103)  ـ حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ الْمَاجِشُونُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ الظُّلْمُ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏”‏‏.‏

9 ـ باب الاِتِّقَاءِ وَالْحَذَرِ مِنْ دَعْوَةِ الْمَظْلُومِ

2488 (104)   ـ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ إِسْحَاقَ الْمَكِّيُّ، عَنْ يَحْيَى بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ صَيْفِيٍّ، عَنْ أَبِي مَعْبَدٍ، مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ مُعَاذًا إِلَى الْيَمَنِ، فَقَالَ ‏“‏ اتَّقِ دَعْوَةَ الْمَظْلُومِ، فَإِنَّهَا لَيْسَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ اللَّهِ حِجَابٌ ‏”‏‏.‏

10 ـ باب مَنْ كَانَتْ لَهُ مَظْلَمَةٌ عِنْدَ الرَّجُلِ فَحَلَّلَهَا لَهُ، هَلْ يُبَيِّنُ مَظْلَمَتَهُ

2489 (105)   ـ حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ الْمَقْبُرِيُّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ مَنْ كَانَتْ لَهُ مَظْلَمَةٌ لأَحَدٍ مِنْ عِرْضِهِ أَوْ شَىْءٍ فَلْيَتَحَلَّلْهُ مِنْهُ الْيَوْمَ، قَبْلَ أَنْ لاَ يَكُونَ دِينَارٌ وَلاَ دِرْهَمٌ، إِنْ كَانَ لَهُ عَمَلٌ صَالِحٌ أُخِذَ مِنْهُ بِقَدْرِ مَظْلَمَتِهِ، وَإِنْ لَمْ تَكُنْ لَهُ حَسَنَاتٌ أُخِذَ مِنْ سَيِّئَاتِ صَاحِبِهِ فَحُمِلَ عَلَيْهِ ‏”‏‏.

13 ـ باب إِثْمِ مَنْ ظَلَمَ شَيْئًا مِنَ الأَرْضِ

2494 (106)  ـ حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ مَنْ أَخَذَ مِنَ الأَرْضِ شَيْئًا بِغَيْرِ حَقِّهِ خُسِفَ بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِلَى سَبْعِ أَرَضِينَ ‏”‏‏.‏

15 ـ باب قَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى  {‏‏وَهُوَ أَلَدُّ الْخِصَامِ‏     {

2497(107)ـ حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ إِنَّ أَبْغَضَ الرِّجَالِ إِلَى اللَّهِ الأَلَدُّ الْخَصِمُ ‏”‏‏.‏

16 ـ باب إِثْمِ مَنْ خَاصَمَ فِي بَاطِلٍ وَهْوَ يَعْلَمُهُ

2498 (108) ـ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ زَيْنَبَ بِنْتَ أُمِّ سَلَمَةَ، أَخْبَرَتْهُ أَنَّ أُمَّهَا أُمَّ سَلَمَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَخْبَرَتْهَا عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ سَمِعَ خُصُومَةً بِبَابِ حُجْرَتِهِ، فَخَرَجَ إِلَيْهِمْ، فَقَالَ ‏”‏ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ وَإِنَّهُ يَأْتِينِي الْخَصْمُ، فَلَعَلَّ بَعْضَكُمْ أَنْ يَكُونَ أَبْلَغَ مِنْ بَعْضٍ، فَأَحْسِبُ أَنَّهُ صَدَقَ، فَأَقْضِيَ لَهُ بِذَلِكَ، فَمَنْ قَضَيْتُ لَهُ بِحَقِّ مُسْلِمٍ فَإِنَّمَا هِيَ قِطْعَةٌ مِنَ النَّارِ، فَلْيَأْخُذْهَا أَوْ فَلْيَتْرُكْهَا ‏”‏‏.‏

17 ـ باب إِذَا خَاصَمَ فَجَرَ

2499 (109) ـ حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ خَالِدٍ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدٌ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُرَّةَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏”‏ أَرْبَعٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ كَانَ مُنَافِقًا، أَوْ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنْ أَرْبَعَةٍ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنَ النِّفَاقِ، حَتَّى يَدَعَهَا إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ، وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ، وَإِذَا عَاهَدَ غَدَرَ، وَإِذَا خَاصَمَ فَجَرَ ‏”‏‏.‏

24 ـ باب إِمَاطَةِ الأَذَى

(110) وَقَالَ هَمَّامٌ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ يُمِيطُ الأَذَى عَنِ الطَّرِيقِ صَدَقَةٌ ‏”‏‏.

52 ـ كتاب الشهادات

1 ـ باب مَا جَاءَ فِي الْبَيِّنَةِ عَلَى الْمُدَّعِي

قَوْلُهُ تَعَالَى {‏يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَاءَ لِلَّهِ وَلَوْ عَلَى أَنْفُسِكُمْ أَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالأَقْرَبِينَ إِنْ يَكُنْ غَنِيًّا أَوْ فَقِيرًا فَاللَّهُ أَوْلَى بِهِمَا فَلاَ تَتَّبِعُوا الْهَوَى أَنْ تَعْدِلُوا وَإِنْ تَلْوُوا أَوْ تُعْرِضُوا فَإِنَّ اللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا}(4/135)

53 ـ كتاب الصلح

1 ـ باب مَا جَاءَ فِي الإِصْلاَحِ بَيْنَ النَّاسِ

وَقَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى ‏{‏لاَ خَيْرَ فِي كَثِيرٍ مِنْ نَجْوَاهُمْ إِلاَّ مَنْ أَمَرَ بِصَدَقَةٍ أَوْ مَعْرُوفٍ أَوْ إِصْلاَحٍ بَيْنَ النَّاسِ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ ابْتِغَاءَ مَرْضَاةِ اللَّهِ فَسَوْفَ نُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا}‏(4\114)

2732 (111)ـ حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي أَنَّ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قِيلَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لَوْ أَتَيْتَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أُبَىٍّ‏.‏ فَانْطَلَقَ إِلَيْهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَرَكِبَ حِمَارًا، فَانْطَلَقَ الْمُسْلِمُونَ يَمْشُونَ مَعَهُ، وَهْىَ أَرْضٌ سَبِخَةٌ، فَلَمَّا أَتَاهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِلَيْكَ عَنِّي، وَاللَّهِ لَقَدْ آذَانِي نَتْنُ حِمَارِكَ‏.‏ فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ مِنْهُمْ وَاللَّهِ لَحِمَارُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَطْيَبُ رِيحًا مِنْكَ‏.‏ فَغَضِبَ لِعَبْدِ اللَّهِ رَجُلٌ مِنْ قَوْمِهِ فَشَتَمَا، فَغَضِبَ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا أَصْحَابُهُ، فَكَانَ بَيْنَهُمَا ضَرْبٌ بِالْجَرِيدِ وَالأَيْدِي وَالنِّعَالِ، فَبَلَغَنَا أَنَّهَا أُنْزِلَتْ{وَإِنْ طَائِفَتَانِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ اقْتَتَلُوا فَأَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا‏}‏‏.‏

3 ـ باب قَوْلِ الإِمَامِ لأَصْحَابِهِ اذْهَبُوا بِنَا نُصْلِحُ

2734 (112)ـ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأُوَيْسِيُّ، وَإِسْحَاقُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْفَرْوِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ أَهْلَ، قُبَاءٍ اقْتَتَلُوا حَتَّى تَرَامَوْا بِالْحِجَارَةِ، فَأُخْبِرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِذَلِكَ فَقَالَ ‏”‏ اذْهَبُوا بِنَا نُصْلِحُ بَيْنَهُمْ ‏”‏‏.‏

54 ـ كتاب الشروط

1 ـ باب مَا يَجُوزُ مِنَ الشُّرُوطِ فِي الإِسْلاَمِ وَالأَحْكَامِ وَالْمُبَايَعَةِ

2753 (113) ـ حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ زِيَادِ بْنِ عِلاَقَةَ، قَالَ سَمِعْتُ جَرِيرًا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ بَايَعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاشْتَرَطَ عَلَىَّ وَالنُّصْحِ لِكُلِّ مُسْلِمٍ‏.‏

2754 (114) ـ حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ حَدَّثَنِي قَيْسُ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَايَعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى إِقَامِ الصَّلاَةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ وَالنُّصْحِ لِكُلِّ مُسْلِمٍ‏.‏

56 ـ كتاب الجهاد والسير

1 ـ باب فَضْلُ الْجِهَادِ وَالسِّيَرِ

{وَقَوْلُ اللَّهِ تَعَالَى ‏إِنَّ اللّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُم بِأَنَّ لَهُمُ الجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْداً عَلَيْهِ حَقّاً فِي التَّوْرَاةِ وَالإِنجِيلِ وَالْقُرْآنِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللّهِ فَاسْتَبْشِرُواْ بِبَيْعِكُمُ الَّذِي بَايَعْتُم بِهِ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ} {9\111}

2821 (115)  ـ حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ صَبَّاحٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَابِقٍ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ مِغْوَلٍ، قَالَ سَمِعْتُ الْوَلِيدَ بْنَ الْعَيْزَارِ، ذَكَرَ عَنْ أَبِي عَمْرٍو الشَّيْبَانِيِّ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَىُّ الْعَمَلِ أَفْضَلُ قَالَ ‏”‏ الصَّلاَةُ عَلَى مِيقَاتِهَا ‏”‏‏.‏ قُلْتُ ثُمَّ أَىٌّ‏.‏ قَالَ ‏”‏ ثُمَّ بِرُّ الْوَالِدَيْنِ ‏”‏‏.‏ قُلْتُ ثُمَّ أَىٌّ قَالَ ‏”‏ الْجِهَادُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ‏”‏‏.‏ فَسَكَتُّ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلَوِ اسْتَزَدْتُهُ لَزَادَنِي‏.‏

2822 (116)  ـ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَنْصُورٌ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏لاَ هِجْرَةَ بَعْدَ الْفَتْحِ وَلَكِنْ جِهَادٌ وَنِيَّةٌ، وَإِذَا اسْتُنْفِرْتُمْ فَانْفِرُوا ‏”‏‏.‏

2 ـ باب أَفْضَلُ النَّاسِ مُؤْمِنٌ يُجَاهِدُ بِنَفْسِهِ وَمَالِهِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ

وَقَوْلُهُ تَعَالَى ‏{‏يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى تِجَارَةٍ تُنْجِيكُمْ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ * تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَتُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنْفُسِكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ * يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الأَنْهَارُ وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ‏} [61/10-12]‏

2825 (117)   ـ حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي عَطَاءُ بْنُ يَزِيدَ اللَّيْثِيُّ، أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ ـ رضى الله عنه ـ حَدَّثَهُ قَالَ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَىُّ النَّاسِ أَفْضَلُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ مُؤْمِنٌ يُجَاهِدُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِنَفْسِهِ وَمَالِهِ ‏”‏‏.‏ قَالُوا ثُمَّ مَنْ قَالَ ‏”‏ مُؤْمِنٌ فِي شِعْبٍ مِنَ الشِّعَابِ يَتَّقِي اللَّهَ، وَيَدَعُ النَّاسَ مِنْ شَرِّهِ ‏”‏‏.‏

2826 (118)   ـ حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏”‏ مَثَلُ الْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ـ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَنْ يُجَاهِدُ فِي سَبِيلِهِ ـ كَمَثَلِ الصَّائِمِ الْقَائِمِ، وَتَوَكَّلَ اللَّهُ لِلْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِهِ بِأَنْ يَتَوَفَّاهُ أَنْ يُدْخِلَهُ الْجَنَّةَ، أَوْ يَرْجِعَهُ سَالِمًا مَعَ أَجْرٍ أَوْ غَنِيمَةٍ ‏”‏‏.‏

7 ـ باب كَانَ جِبْرِيلُ يَعْرِضُ الْقُرْآنَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم

5048 (119)   ـ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ قَزَعَةَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَجْوَدَ النَّاسِ بِالْخَيْرِ، وَأَجْوَدُ مَا يَكُونُ فِي شَهْرِ رَمَضَانَ لأَنَّ جِبْرِيلَ كَانَ يَلْقَاهُ فِي كُلِّ لَيْلَةٍ فِي شَهْرِ رَمَضَانَ حَتَّى يَنْسَلِخَ يَعْرِضُ عَلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْقُرْآنَ، فَإِذَا لَقِيَهُ جِبْرِيلُ كَانَ أَجْوَدَ بِالْخَيْرِ مِنَ الرِّيحِ الْمُرْسَلَةِ‏.‏

9 ـ باب ‏‏فَضْلِ‏‏ فَاتِحَةِ الْكِتَابِ

5057 (120)   ـ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنِي خُبَيْبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ حَفْصِ بْنِ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدِ بْنِ الْمُعَلَّى، قَالَ كُنْتُ أُصَلِّي فَدَعَانِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ أُجِبْهُ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي كُنْتُ أُصَلِّي‏.‏ قَالَ ‏”‏ أَلَمْ يَقُلِ اللَّهُ ‏{‏اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ}‏ ثُمَّ قَالَ: أَلاَ أُعَلِّمُكَ أَعْظَمَ سُورَةٍ فِي الْقُرْآنِ قَبْلَ أَنْ تَخْرُجَ مِنَ الْمَسْجِدِ ‏”‏‏.‏ فَأَخَذَ بِيَدِي فَلَمَّا أَرَدْنَا أَنْ نَخْرُجَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّكَ قُلْتَ لأُعَلِّمَنَّكَ أَعْظَمَ سُورَةٍ مِنَ الْقُرْآنِ‏.‏ قَالَ ‏”‏‏{الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ‏}هِيَ السَّبْعُ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنُ الْعَظِيمُ الَّذِي أُوتِيتُهُ ‏”‏‏.‏

67 ـ كتاب النكاح

1 ـ باب التَّرْغِيبُ فِي النِّكَاحِ لِقَوْلِهِ تَعَالَى ‏{‏فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ‏} 

5118 (121)   ـ حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، أَخْبَرَنَا حُمَيْدُ بْنُ أَبِي حُمَيْدٍ الطَّوِيلُ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ جَاءَ ثَلاَثَةُ رَهْطٍ إِلَى بُيُوتِ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَسْأَلُونَ عَنْ عِبَادَةِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا أُخْبِرُوا كَأَنَّهُمْ تَقَالُّوهَا فَقَالُوا وَأَيْنَ نَحْنُ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَدْ غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ‏.‏ قَالَ أَحَدُهُمْ أَمَّا أَنَا فَإِنِّي أُصَلِّي اللَّيْلَ أَبَدًا‏.‏ وَقَالَ آخَرُ أَنَا أَصُومُ الدَّهْرَ وَلاَ أُفْطِرُ‏.‏ وَقَالَ آخَرُ أَنَا أَعْتَزِلُ النِّسَاءَ فَلاَ أَتَزَوَّجُ أَبَدًا‏.‏ فَجَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏”‏ أَنْتُمُ الَّذِينَ قُلْتُمْ كَذَا وَكَذَا أَمَا وَاللَّهِ إِنِّي لأَخْشَاكُمْ لِلَّهِ وَأَتْقَاكُمْ لَهُ، لَكِنِّي أَصُومُ وَأُفْطِرُ، وَأُصَلِّي وَأَرْقُدُ وَأَتَزَوَّجُ النِّسَاءَ، فَمَنْ رَغِبَ عَنْ سُنَّتِي فَلَيْسَ مِنِّي ‏”‏‏.‏

5119  (122)  ـ حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، سَمِعَ حَسَّانَ بْنَ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ يُونُسَ بْنِ يَزِيدَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، أَنَّهُ سَأَلَ عَائِشَةَ عَنْ قَوْلِهِ تَعَالَى ‏{‏وَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ مَثْنَى وَثُلاَثَ وَرُبَاعَ فَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تَعْدِلُوا فَوَاحِدَةً أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ ذَلِكَ أَدْنَى أَنْ لاَ تَعُولُوا‏}[4/3]‏‏. قَالَتْ يَا ابْنَ أُخْتِي، الْيَتِيمَةُ تَكُونُ فِي حَجْرِ وَلِيِّهَا، فَيَرْغَبُ فِي مَالِهَا وَجَمَالِهَا، يُرِيدُ أَنْ يَتَزَوَّجَهَا بِأَدْنَى مِنْ سُنَّةِ صَدَاقِهَا، فَنُهُوا أَنْ يَنْكِحُوهُنَّ إِلاَّ أَنْ يُقْسِطُوا لَهُنَّ فَيُكْمِلُوا الصَّدَاقَ، وَأُمِرُوا بِنِكَاحِ مَنْ سِوَاهُنَّ مِنَ النِّسَاءِ‏.‏

3 ـ باب مَنْ لَمْ يَسْتَطِعِ الْبَاءَةَ فَلْيَصُمْ

5121 (123)   ـ حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُمَارَةُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ، قَالَ دَخَلْتُ مَعَ عَلْقَمَةَ وَالأَسْوَدِ عَلَى عَبْدِ اللَّهِ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم شَبَابًا لاَ نَجِدُ شَيْئًا فَقَالَ لَنَا رَسُولُ اللَّهُ صلى الله عليه وسلم ‏”‏ يَا مَعْشَرَ الشَّبَابِ مَنِ اسْتَطَاعَ الْبَاءَةَ فَلْيَتَزَوَّجْ، فَإِنَّهُ أَغَضُّ لِلْبَصَرِ، وَأَحْصَنُ لِلْفَرْجِ، وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَعَلَيْهِ بِالصَّوْمِ، فَإِنَّهُ لَهُ وِجَاءٌ ‏”‏‏.‏

[2006-2007 Öğretim yılının I.y.yılında Seçme Hadis Metinleri dersinde 4. Sınıflara okutulan metinlerdir. Metinlerin seçiminde Buhârî esas alınmış, mümkün mertebe her bölümden bir veya bir kaç hadisle örnek verilmeye çalışılmış, böylece Buhârî’nin içeriğini tanıtma amacı da güdülmüştür.]

 
Yorum yapın

Yazan: Aralık 8, 2007 in Genel

 

Dokuzuncu Hadis/Namaz Bir Nehir Gibidir; Günah Kirlerini Temizler

Dokuzuncu Hadis

‏أَرَأَيْتُمْ لَوْ أَنَّ نَهَرًا بِبَابِ أَحَدِكُمْ، يَغْتَسِلُ فِيهِ كُلَّ يَوْمٍ خَمْسًا، مَا تَقُولُ ذَلِكَ يُبْقِي مِنْ دَرَنِهِ ‏”‏‏.‏ قَالُوا لاَ يُبْقِي مِنْ دَرَنِهِ شَيْئًا‏.‏ قَالَ ‏”‏ فَذَلِكَ مِثْلُ الصَّلَوَاتِ الْخَمْسِ، يَمْحُو اللَّهُ بِهَا الْخَطَايَا ‏”‏‏.

Bir gün Allah’ın Kutlu Elçisi (s.a.v.) yanındakilere:

“Ne dersiniz, birinizin evinin önünden bir nehir aksa ve her gün o nehirde beş kez yıkansa, bu durum o kişide kir namına bir şey bırakır mı?!.’ diye sordu. Oradakiler; ‘Hayır, o kişide kir namına bir şey bırakmaz.’ dediler. Bunun üzerine Allah’ın Elçisi (s.a.v.), ‘İşte günde kılınan beş vakit namaz da böyledir. Allah onunla hataları siler.’” buyurdu.

[Buhârî, Mevâkît 6]

Namaz Bir Nehir Gibidir; Günah Kirlerini Temizler

 

“Namaz” ve “hataların silinmesi” bu hadisin anahtar terimleridir. Allah’ın Elçisi (s.a.v.) güzel bir benzetme ile günde kılınan beş vakit namazın günahları nasıl silip götürdüğünü açıklıyor.

Teşbih, en iyi anlatım sanatlarından biridir. Bu yöntemle verilmek istenen mesaj daha net anlaşılabilmekte ve daha kalıcı olabilmektedir. Hz. Peygamber, beş vakit namazın maddî ve manevî önemini, bir nehirde her gün beş kez yıkanan birinin durumuna benzeterek anlatıyor. Nasıl ki günde beş kez yıkanan birinin üzerinde kir namına bir şey kalmazsa, günde beş vakit namazını düzenli bir şekilde kılan bir kimsenin üzerinde de günah namına bir şey kalmaz.

Namazın günahları silmesini, iki açıdan değerlendirmek mümkündür. Birincisi; diğer hadislerde de ifade edildiği gibi, bir namazın bir sonraki namaz arasında işlenen günahların silinmesine sebep olmasıdır. Ancak, unutulmamalıdır ki, bu günahlar küçük günahlardır. Küçük günahları silen başka hususlar da vardır: “Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere koyarız.” [Nisa, 4/31], “Onlar, büyük günahlardan ve hayâsızlıktan kaçınırlar; kızdıkları zaman da kusurları bağışlarlar.” [Şûrâ, 42/37], “Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır.” [Necm, 53/32] âyetleri, küçük-büyük günah ayırımının yanı sıra, büyük günahlardan kaçınmanın küçük günahların affına sebep olduğunu da ifade etmektedir.

Sadece namaz değil, diğer farz ibadetlerin yerine getirilmesi de günahların affına sebeptir. Hz. Peygamber bu gerçeği, oruç için, dostlarına, “Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır. [Buhârî, İmân 28],” sözü ile dile getirmektedir. Ancak buradaki “günahlar” ifadesini, yukarıda da ifade edildiği gibi “küçük gü­nahlar” şeklinde yorumlamak gerekir. Çünkü adam öldürmek, zina yapmak gibi büyük günahlar ile, kul hakkı içeren günahlar ibadetle af olmaz.

Büyük günahlar, Kur’an ve Sünnet’te, işleyene ceza verileceği bildirilen haram ve yasaklardır; bunların dışındakiler küçük günahlardır. Bununla beraber İslamî değerler sisteminde yapılması hoş karşılanmayan eylemler arasında küçük-büyük ayırımı yapılamayacağını, günahlarda küçüklük veya büyüklük olgusunun izafi olduğunu söyleyen âlimler de vardır.

Zehebî (ö. 748/1347), âyet ve hadislerde hakkında azap ve sakındırmanın söz konusu edildiği günahların tamamını tespit etmiş ve bunları rakam olarak 76 olarak ifade etmiştir.

Zehebî’nin tespit ettiği bu büyük günahların bir kısmı şöyledir: Allah’a şirk/ortak koşmak, insan öldürmek, sihir/büyü yapmak, namaz kılmayı terk etmek, zekâtı vermemek, ana babaya karşı gelmek, haksız olarak yetim malı yemek, özürsüz bir şekilde Ramazan orucunu tutmamak, savaş meydanından kaçmak, zina yapmak/nikâhsız ilişkide bulunmak, içki içmek, kibirlenmek/büyüklenmek, gururlanmak/kendini beğenmek, övünmek, yalan yere şahitlik etmek, iffetli kadınlara iftira atmak, devletten para ve mal çalmak, insanların mallarını haksız yollarla almak, hırsızlık yapmak, yol kesmek, yalan yere yemin etmek, yalan konuşmak, intihar etmek, hâkimin hüküm vermede haksızlık yapması, leş, kan ve domuz eti yemek, riyakârlık yapmak, yaptığı iyiliği başa kakmak, lanet okumak, devlete karşı çıkmak, kâhinlik yapmak, büyücü ve müneccimi/falcıyı tasdik etmek, akrabalarla ilişkiyi kesmek, koğuculuk yapmak, haddi aşmak/aşırılıkta bulunmak, başkalarının hakkını çiğnemek, silahlı isyana kalkışmak, Müslümanlara eziyet etmek, Allah’tan başkası adına kurban kesmek, sapıklığa çağırmak veya kötü bir çığır açmak, uğursuzluğa inanmak, hizmetçilerine/işçilerine haksızlık edip zulmetmek, tartıda ve ölçüde haksızlık yapmak, Allah’ın azabından emin olmak, Allah’ın rahmetinden ümidini kesmek, iyilik yapana nankörlük etmek, kumar oynamak, Cuma namazını terk edip tek başına namaz kılmak, Müslümanları gizlice izlemek ve mahremlerini açığa çıkarmak…

Büyük günahlar dışında küçük günahlar olarak ifade edilen hataların namaz gibi bir ibadetle affedileceği müjdesi oldukça önemlidir. Çünkü ‘insan nisyan ile maluldür’. Her an hata yapabilir. Müslüman kardeşine yüz ekşitmesi, herhangi bir şekilde onu rahatsız etmesi, örneğin pis kokan çoraplarla camiye gitmesi ve bu şekilde ona rahatsızlık vermesi; ter kokuları ile çevreyi rahatsız etmesi gibi hususlar günahtır ve küçük günahlar kategorisinden sayılmıştır. Bu, hem insana verilen değerin bir göstergesi, hem de huzurlu ve sevgi ortamının oluşması için ne denli hassas davranmak gerektiğinin bir ifadesidir. Bununla beraber, insan olmanın tabii bir sonucu olarak bu tür hatalardan tamamen kurtulmanın imkânı da yoktur. İnsanın bu zaafiyeti; namaz, oruç, zekât, sadaka gibi ibadetlerle ve diğer insanlara yönelik her türlü hayır eylemleriyle telâfi edilmiş, genel bir ifade ile hayır ve hasenata, küçük günahları silmek gibi bir lütuf ihsan edilmiştir.  Bu da yüce Allah’ın ne kadar merhamet sahibi olduğunun bir göstergesidir.

Namazın, hataları silmesinin bir diğer anlamı, namaz kılan bir insanın hataya düşmeme konusunda daha hassas davrandığı/davranması gerektiği, böylece dolaylı olarak namazın bu engel olma fonksiyonunun ‘günahları silme’ şeklide dile getirilmesidir. Namazın bu fonksiyonu, âyette “namaz fuhşiyattan/her türlü kötülükten alı kor.” [Ankebut, 29/45] şeklinde ifadesini bulmuştur.

Namazın manevî kirlerin yanı sıra, maddî kirlerin de temizleyicisi olduğunu belirtmek gerekir. Çünkü namaz kılan bir kimse, her abdest alışında el, yüz ve ayak gibi en çok kullandığı uzuvlarını yıkamak zorundadır. Abdest öncesi aldığı -gerekiyorsa- hadesten taharet/cünüplükten temizlenmek ve necasetten taharet/maddî pislikten temizlenmek de namaz sebebiyle gerçekleştirilen temizlik eylemleridir. Yani namaz kılan bir kimse cünüp gezemez; vücudunda, elbisesinde ve namaz kılacağı yerde maddî bir pislik bulunamaz. Bunların temizliğine gereken hassasiyeti göstermek zorundadır. Bütün bunların yanı sıra, evini ve çevresini de temiz tutmak zorundadır. Aksi halde namazına halel/zarar gelebilir. Dolayısıyla namaz kılan bir kimse maddî-manevî her türlü temizliğine son derece dikkat etmesi gerekir.

Hadisten şöyle bir sonuç elde etmek de mümkündür: Hz. Peygamber namazın önemini anlatırken isticvap metodunu/soru sorup cevap alma yöntemini kullanmıştır. Bu metot; eğitimde, tebliğde ve anlatımda etkin bir sonuç almak için son derece önemlidir. Soru sorarak muhatabı dikkat kesilmeye, düşünmeye ve cevap vermeye zorlamak, meselenin zihinlere yerleşmesi, anlaşılması ve kavranması açısından etkin bir yöntemdir.

Gençler, daha ne duruyorsunuz?!. Haydin namaza!…

Kalın sağlıcakla….

02. 12. 2007

Doç. Dr. Cemal AĞIRMAN

E-mail: cemalagirman@hotmail.com

        agirmancemal@gmail.com

 

 
Yorum yapın

Yazan: Aralık 6, 2007 in • Hadis Yorumları

 

Sekizinci Hadis/Can, Mal ve Namus Dokunulmazdır

Sekizinci Hadis

{فَإِنَّ دِمَاءَكُمْ وَأَمْوَالَكُمْ وَأَعْرَاضَكُمْ عَلَيْكُمْ حَرَامٌ}.

“Şüphesiz kanlarınız, mallarınız ve namuslarınız birbirinize haramdır/dokunulmazdır.”

[Buhârî, İlm 37, Hacc 132, Meğâzî 77, Edeb 43…]

Can, Mal ve Namus Dokunulmazdır

Bu hadisin anahtar kavramları can, mal ve namus sözcükleridir. İslam dinine göre can, mal ve namus dokunulmazdır. Savaş ve nefsi müdafaa dışında yani kendisini öldürmeye gelen birine karşı kendisini savunurken istemeyerek meydana gelen ölüm olayı dışında, nedeni ne olursa olsun, hiç kimse, başka bir kimseyi öldürme hakkına sahip değildir. Haksız yere başkasını öldürene, hem dünyada hem ahirette ceza vardır.

İslam inancına göre haksız yere adam öldürmek büyük günahlardandır. Büyük günahlar, tövbe edilmedikçe cehennemi ebedî olarak hak ettiren veya cezanın çekilmesinden sonra cennete girmek için bir engel teşkil etmeyen günahlardır. Büyük günahlardan tövbe edildiğinde, gereken ceza çekildikten sonra, yüce Allah dilerse affeder, dilerse affetmez. Burada kişinin genel durumu, imanı, ameli, samimiyeti, Allah sevgisi ve korkusu, yaşayışı, tövbesinin kabulüne etki eden faktörlerdir.

Meşru yollardan ve helâlinden kazanılan mal da dokunulmazdır. Mal dokunulmazlığı Yüce Allah’ın insana doğuştan bahşettiği bir haktır. Hiç kimsenin bu hakkı ortadan kaldırmaya veya ona tecavüz etmeye hakkı yoktur.

Eldeki malın dokunulmaz olabilmesi için o malın meşru yollardan kazanılması gerekir. Haksız yollardan elde edilen malın gerçek tasarruf sahibi, haksız yoldan kazananın değildir.

Meşru olmayan yani haram yollardan kazanılan mal, kıyamette cezayı gerektirir. Şuurlu Müslüman, elde ettiği malın nereden geldiğine, hangi yollardan kazandığına bakması, dikkat etmesi gerekir. Helâl kazanç arzusu ve hassasiyeti, mesleklerin seçimine de etki eder; kişileri meşru mesleklere ve işlere yönlendirir; böylece toplumlarda para kazanmak için kadın ticareti, zina, içki, kumar, uyuşturucu gibi gayri meşru işlere meydan verilmemiş olur. Doğru bir seçimin, hakkaniyetli bir hareketin, sosyal yaşamın daha nice alanlarına müspet olarak yansıyan yönleri vardır. Hayat, hatasız çalışan bir motora benzer. En küçük bir sapma, bir yanlışlık, bir arıza motorun diğer birimlerine yansır, sonuçta motordan beklenen randıman alınamaz veya motor tamamen bozulur. Haram kazancın da ailede çocukların karakter ve davranışlarına olumsuz yönde etki eden bir yönü vardır. Aile bireylerinin ahlâkında bariz sapmalar meydana gelir. Sonuçta huzursuzluklar başlar. Hayatın tadı kaçar, bazen hayat zindana dönüşür.

Yüce irade hayatın mutlu bir şekilde yürümesi ve hayatın cennete dönüşmesi için son derece mükemmel kurallar koymuştur. Kurallardan biri ihlâl edildiğinde hayatın gidişatında ciddi sapmalar olur ve hayat zindana, kâbusa dönüşebilir.

Namus da kutsaldır. Nikâh gibi meşru yol dışında hiç kimse başka bir kimsenin namusuna dokunma, tecavüz etme hakkına sahip değildir. Tarafların rızası ile bile olsa, nikâhsız bir ilişki, İslam inancı ve değerler sisteminde asla meşru kabul edilmemiştir.

Namus duyarlılığı doğuştan gelen fıtrî bir duygudur. Aklın gücü kullanılarak, kabul ettirme yöntemiyle bu duygu köreltilebilir veya kısmen yok edilebilir. Çünkü inancı ve kabulleri ne olursa olsun az veya çok herkes eşini kıskanır. Onu başkasıyla paylaşmak istemez. Bu duygunun canlı olması, aile bağlarının güçlü kalmasının en önemli ve en güçlü motifidir. Namus duygusu kaybedildiği oranda aile bağları ve karşılıklı sevgi de azalır. Bir an için eşlerin bu konuda son derece serbest düşündüklerini ve başkalarıyla birlikte olmada mahzur görmediklerini düşünelim. Sahip olacakları çocukların kendilerine aidiyeti konusunda zihinlerinde şüphe uyanmayacağını hiç kimse garanti edemez. Böyle bir şüphenin var olma ihtimali de çocuklara karşı sevgiyi azaltır. Çünkü çocuk sevgisi de fıtrîdir. Bununla beraber hiç kimse başkalarının çocuklarını kendi çocuğu gibi sevdiğini de iddia edemez. Başkalarının çocuklarını sevmek aklîdir, kendi çocuklarını sevmek fıtrîdir, duygusaldır. Onları düşünmeden, kendini zorlamadan, herhangi bir eğitim almadan sever. Aklıyla bu duyguyu bastırsa bile kendi çocuklarını sever ve bu duyguyu da yok edemez. Dolayısıyla namus da kutsaldır, dokunulmazdır. Aile bağlarının güçlü kalması ve neslin safiyetinin korunması için elzemdir.

Can, mal ve namus emniyeti, akıl ve din emniyetiyle beraber hukukun beş temel esaslarını teşkil eder. Aslında bu beş temel esası gözeten bir insan davranışlarında yanlış yapmaz, hukuku çiğnemez, haksızlık yapmaz, hayatını hukuk kuralları çerçevesinde idame ettirmiş olur. Şöyle ki, öyle bir hareket yapmalıyız ki, bu beş esası ihlâl etmeyecek. Başka bir ifade ile başkasının canına kastetmeyecek, malına zarar vermeyecek, namusuna halel getirmeyecek, akla zarar vermeyecek, dine zarar vermeyecek.

Bu kuralların önemini basit bir empati yöntemiyle daha kolay anlayabiliriz: Sebebi ne olursa olsun, başka birinin bizi öldürmesini, malımıza tecavüz etmesini, namusumuza göz dikmesini kabul eder miyiz?!!. Kabul etmeyeceğimize göre bu hususlara özen göstermek kendiliğinden gelir.

Başkalarının haklarına duyarlı olmak dileğiyle kalın sağlıcakla…

***

31. 08. 2007

Doç. Dr. Cemal AĞIRMAN

E-mail: cemalagirman@hotmail.com

        agirmancemal@gmail.com

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: Aralık 6, 2007 in • Hadis Yorumları

 

Yedinci Hadis/İlimsizlik Felakettir

Yedinci Hadis

“‏ إِنَّ اللَّهَ لاَ يَقْبِضُ الْعِلْمَ انْتِزَاعًا، يَنْتَزِعُهُ مِنَ الْعِبَادِ، وَلَكِنْ يَقْبِضُ الْعِلْمَ بِقَبْضِ الْعُلَمَاءِ، حَتَّى إِذَا لَمْ يُبْقِ عَالِمًا، اتَّخَذَ النَّاسُ رُءُوسًا جُهَّالاً فَسُئِلُوا، فَأَفْتَوْا بِغَيْرِ عِلْمٍ، فَضَلُّوا وَأَضَلُّوا ‏”‏‏.

“Allah, bir toplumda, ilmi, insanların hafızalarından söküp alarak değil, âlimlerin ruhunu alarak yok eder. Öyle bir durum olur ki, artik o toplumda hiç âlim kalmaz. Sonuçta insanlar cahil başlar/yöneticiler/danışmanlar edinirler; böylece hem kendileri sapar, hem insanları saptırırlar.”

[Buhârî, İlim 34, Müslim, İlim 13]

 

İlimsizlik Cinayettir

Bu hadisin anahtar sözcükleri ‘ilim’ ve ‘âlim’ kavramlarıdir. Başka hiçbir veriye ihtiyaç duymadan Yüce Allah’ın kutlu elçisinin sadece bu sözüne bakarak İslamiyet’in ilme verdiği önemi görmek mümkündür.

İlim bu hadiste adeta toplumun yolunu aydınlatan bir ışığa, bir nura, bir aydınlığa benzetilmektedir. İlim ışıksa, âlimler de o ışığı elinde tutup toplumun önünü aydınlatan kişilerdir. Işık tek başına topulum aydınlatamaz. Onu elinde tutup kumunda eden birilerinin bulunması gerekir. Onlar da âlimlerdir. Hayat, ne ışıksız devam edebilir, ne de âlimsiz. Birinin varlığı diğerine bağlıdır.

Yüce Allah’ın Kutlu Elçisi, İslam inancında ilme ve âlime verilen değeri ve önemi güçlü ifade ve teşbihlerle dile getirmektedir. Eğer ilmin kadri bilinmez, ona gereken önem verilmezse, diğer bir ifade ile toplum ilmin ışığında yürümez, âlimler de yerlerine yeni bilim adamları yetiştirmezlerse, ilmin devamlılığı kalmaz, gelecek nesillerin önü aydınlatılamaz, sonuçta cahil kalırlar. Bu kez yollarını aydınlatacak âlim bulamaz duruma gelirler. Böyle olunca da cahillerin peşine takılır, sonuçta yollarını sapıtırlar.

İlmin yok olması âlimlerin devreden çıkması ile olur. Mevcut âlimler, yerlerine ilmin devamını sağlayacak yeni bilim adamları yetiştirilmezlerse, âlimlerin ve ilmin sonu gelir ve bu şekilde de ilim ortadan kalkmış olur.

İlmi olmayanlar, sadece kendilerini değil, başkalarını da saptırırlar. İlimsiz fetva vermek, dini bir hükmü belirtmek, herhangi bir alanda yol göstermek, adeta bir cinayettir. Çünkü -ister dünyevi olsun ister uhrevi- sonu hüsrandır. Bazen telafisi mümkün olmayan sonuçlara sebep olur. İnsanın hem dünyasını hem ahiretini karatır, yok eder. Ecdadımız, “Yarım hoca dinden, yarım doktor candan eder.” demiştir.

Cehalet kadar insanı rezil eden, perişan eden, yol üstü bırakan başka bir şey yoktur. İnsanın en büyük düşmanı cehalettir. Başına ne gelirse cehaletten gelir. Dünya da ahiret de ancak ilim ile elde edilir. Allah ilimle bilinir. Onun rızası ilim ile elde edilir. Dünya işleri ilimle yürütülür. Gelişme ilimle sağlanır. Unutmamak gerekir ki, artık zamanımızın en büyük gücü ve silahı da ilimdir.

Baba ve annelerin çocuklarını yetiştirmede ne kadar sorumlu olduklarını düşünebiliyor musunuz?!.. Bir çocuğun dünyaya gelmesine vesile olmak yetmiyor. Allah’ın huzuruna çıktığında, “ne anne-babam, ne de içinde yetiştiğim toplum, bana seni, kitabını, buyruklarını, peygamberini, ahireti, cennet, cehennemi, hesabı, mizanı, helâlı, haramı, namazı, orucu, zekâtı, bir gün seninle karşılaşacağımı ve yaptıklarımın hesabını tek tek vereceğimi… öğretmediler” derse, acaba ne cevap veririz?!..

Kalın sağlıcakla!… En iyi günler sizin olsun!..

***

 

14. 07. 2007

Doç. Dr. Cemal AĞIRMAN

E-mail: cemalagirman@hotmail.com

        agirmancemal@gmail.com

 

 
Yorum yapın

Yazan: Aralık 6, 2007 in • Hadis Yorumları

 

Altıncı Hadis/Doğru Olabilmek

Altıncı Hadis

}آيَةُ الْمُنَافِقِ ثَلاَثٌ إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ، وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ، وَإِذَا اؤْتُمِنَ خَانَ{‏.

“Münafığın alâmeti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, verdiği sözde durmaz, kendisine bir şey emanet edildiğinde emanete ihanet eder.”

[Buhârî, Şehâdât 28; Müslim, İmân 107-109]

Doğru Olabilmek

Bu hadisin anahtar kavramları “münafıklık” ve “alametleri”dir.

Münafıklık, en kısa tanımıyla ‘içi dışı bir olmamak’, ‘içten farklı olup dıştan farklı gözükmek’ demektir.

Münafıklık imanda olabildiği gibi, amelde de olabilmektedir. Bu hadisimiz inançta değil, ameldeki nifaktan bahsediyor.

İman açısından münafık olanlar, içten Allah’a ve O’nun kutlu Elçisine inanmadıkları halde, dıştan Müslüman gözüken ve Müslüman olduklarını söyleyen kimselerdir. Dolayısıyla yalan konuşan bir kimse iman açısından münafık olarak değerlendirilemez. Dikkat edilirse hadiste de ‘münafıklığın alâmeti, belirtisi’ olarak ifade edilmiştir. Münafıklığın şanından olan hareketlerde bulunuluyor demektir.  Diğer bir ifade ile hadiste belirtilen hususlar, gerçekte Müslüman olan, Müslümanlığı özümsemiş, içselleştirmiş bir kimseye yakışmayan hareketler demektir.

‘Amelde münafıklık’ ise Müslümanlığı kabul etmek suretiyle taahhüt ettiği görevleri, başka bir ifade ile Müslümanlığın ona yüklediği görev ve sorumlulukları yerine getirmemek, doğruluk ve istikamet üzere olması gerektiği halde inancına ve İslam kimliğine aykırı hareket etmektir. Çünkü bu kimseler gerçekte mümindirler, Müslümandırlar. Allah’a ve O’nun kutlu Elçisine inanmaktadırlar. Müslüman olduklarını gönülden de kabul etmektedirler.

Burada şunu ifade etmek gerekir ki, iman gönül işi olduğu için dıştan bakarak hiç kimsenin başka hiç kimseyi münafık ya da inançsız olarak görmeye hakkı yoktur.  Böyle yaparsa büyük bir yanılgı ve yanlışın içine girmesi muhtemeldir. Onun için İslam âlimleri, bir kimsenin yaşayışı dış görünüş itibarıyla Müslüman olduğuna delalet eden yüzde bir işaret bulunsa ve yüzde doksan dokuzu Müslüman olmadığına delalet etse, o yüzde bir ile hareket etmek, karşı tarafı ona göre algılamak gerektiğini söylemişlerdir. Çünkü insanın iç dünyası bilinmez, bunu bilmek gerekmediği gibi, bilmekle de sorumlu değiliz.

Münafıklık, diğer bir ifade ile farklı kimliklerle varlığını ve hayatını sürdürmek, gerçek kimliğini sürekli saklamak ve ne olduğunu hiçbir zaman belli ettirmemek, İslam inanç değerler sisteminde son derece olumsuz bir duruş olarak kabul edilmiştir. Zira bu duruşun temelinde, karşı tarafı yanıltmak vardır. Yanıltmanın olduğu yerde ise, ne saygı olur ne de huzur. Ortada sürekli kaygan bir zemin söz konusudur.

İnsanlar karşı tarafa yönelik kanaat ve tavırlarını gördükleri ve duyduklarıyla belirlerler. Karşı taraf sürekli yanlış bildirim yapıyorsa, sizin belirlediğiniz tavır da yanlış olacak, sonuçta iki taraf da zarar görebilecektir. İşin en olumsuz taraflarından biri de, yanıltılanın onuruyla oynanmış olmasıdır. Onun için İslam inancının değerler sisteminde ‘yalan konuşmak’, ‘verilen sözde durmamak’, ‘emanete ihanet etmek’ en kötü hasletlerden kabul edilmiştir.

Yalan, gerçek ve aslı olmayan sözlerle, gerçeğe aykırı olan hareketler olduğu için karşı tarafı sürekli yanıltır; yanlış yapmasına sebep olabildiği gibi zarara ve haksızlığa uğramasına veya haksızlık yapmasına da sebep olur. Üstelik yalanın zararı sadece yalana maruz kalanda kalmıyor, zaman gelir bütün toplumu ilgilendiren zararlara bile sebep olabiliyor.

Fıtrat yani insana doğuştan formatlanan kabiliyetler gereği yalan konuşmayı hiç kimse uygun görmez. Dolayısıyla doğru olmak, doğru olmayı arzulamak evrensel bir değerdir. ‘Doğru’nun zıddı olan ‘yalan’ı, genel bir ilke olarak hiç kimse kabul etmez. Buna göre ‘yalan konuşmak’ da ‘evrensel bir ilkeyi ihlâl’ etmek demektir. Bu da, yalan konuşmanın, insana ve insanlığa yapılan büyük bir saygısızlık olduğunu gösterir.  Yalanın olduğu yerde güven olmaz, güvenin olmadığı yerde de sosyal düzen bozulur, samimiyet ve huzur yok olur. Çünkü sağlıklı ilişkiler doğruluk ve güven üzerine ancak bina edilir. Bu olmadığı zaman her şey altüst olur.

‘Verilen sözde durmamak’ da ‘emanete ihanet etmek’ de yalana ve yanıltmaya dayandığı için toplumsal zararlara yol açan hususlardandırlar. Emaneti geniş boyutlu ele aldığımızda bütün ferdi ve toplumsal sorumlulukları kapsadığını görürüz. Buna göre, bütün konum ve görevler, vazifeler, sahip olunan nimetler birer emanettir.

Babalık bir emanettir; bireye, çocuklarına ve eşine karşı sorumluluklar yükler; bu sorumlulukları en iyi şekilde yerine getirmemek ise, emanete ihanettir.

Evlat olmak bir emanettir; evlat olmanın insana yüklediği birtakım sorumluluklar vardır.

Meslekler, görevler, birer emanettir. Mesleğinin hakkını vermemek emanete ihanettir.

İlim bir emanettir. İlmin hakkını vermemek emanete ihanettir.

Hadiste geçen davranışlarda bulunmak bir münafıklık belirtisi olarak ifade edilmiştir. Bunlar birer kara lekedir. Kişiyi düşen görev, bu lekelerden temizlenip kurtulmasıdır. Bu ve buna benzer hâl ve gidişatlar, tavır ve alışkanlıklar Müslümanlık kimliğine ve kişiliğine yakışmaz. Yalan konuşan biri, kendini sorgulamalı, insanlığa ve inancına aykırı hareket ettiğini, kimliği ve kişiliği ile bağdaşmayan bir tavır içinde bulunduğunu bilmeli ve bu yanlışlarından derhal uzaklaşmalıdır.

Sonuç itibariyle yalan konuşmak, verilen sözde durmamak, emanete ihanet etmek insanlık onuruna aykırı hareket etmektir. İnsanlara saygı duymayanlar ise kendilerine de saygı duymuyorlar demektir.

Kalın sağlıcakla… En iyi günler sizin olsun!..

***

 

14. 06. 2007

Doç. Dr. Cemal AĞIRMAN

E-mail: cemalagirman@hotmail.com

        agirmancemal@gmail.com

 

 
Yorum yapın

Yazan: Aralık 6, 2007 in • Hadis Yorumları

 

Beşinci Hadis/İbadetlerin Sosyal Hayata Etkileri

Beşinci Hadis

 

{مَنْ لَمْ يَدَعْ قَوْلَ الزُّورِ وَالْعَمَلَ بِهِ فَلَيْسَ لِلَّهِ حَاجَةٌ فِي أَنْ يَدَعَ طَعَامَهُ وَشَرَابَهُ}‏

[Kim (oruçlu iken) yalan söylemeyi ve yalanla hareket etmeyi terk etmezse (oruç tutmasına gerek yoktur). Onun yemeyi ve içmeyi terk etmesine Allah’ın (c.c.) ihtiyacı yoktur.]

[Buhârî, Savm 8, Edeb 51]

 

 İbadetlerin Sosyal Hayata Etkileri

 “Yalan” ve “amel/eylem”, bu hadisin anahtar kavramlarıdır.

“Kavlu’z-zûr” yalan, asılsız, hakikatle ilgisi olmayan söz demektir.

Yalan ile iman ve yalan ile ibadet, birbirlerini ters yönde etkileyen unsurlardır. Bir arada bulunmaktan hoşlanmadıkları gibi, birbirlerinin varlığından da rahatsız olurlar; birbirlerini sürekli iterler.

İbadetler sadece Yüce Allah’ın zatına yönelik kulluk eylemleri olmakla beraber, onları yerine getirenlerin eylemlerini terbiye etmek, yaşam tarzlarını istikamete yönlendirmek gibi daha henüz dünyada iken sahiplerine yönelik olumlu etki ve katkıları da vardır.

İbadetler, insanların yanlış yapmalarına engel olan manevi koruyucu güçlerdir; sahiplerini tutar; yanlışa, kötülüğe, günaha düşmelerine engel olur. Örneğin biz orucu tutarken, aslında o bizi tutmaktadır. Onun için Hz. Peygamber orucu kalkana benzeterek, “oruç kalkan gibidir (sahibinin günah işlemesine, kötülük yapmasına engel olur)….” [Buhârî, Savm 2] buyurdu.

Evet, kalkan, savaş esnasında, kullananı düşmanın mermilerinden, oklarından koruduğu gibi, oruç da sahibini nefsin, şeytanın, tutkuların oklarından, tuzaklarından,  ayartmalarından ve kandırmalarından korur!…

İbadetlerin asıl amacı ‘katıksız Allah’a boyun eğme eylemleri’ olsalar da, ikinci derecedeki en önemli amaç ve etkinlikleri insanları eğitmek, eylemlerinde istikamet üzere olmalarını sağlamak, dosdoğru olmaya yöneltmektir. Nitekim her ibadetin söylem ve eylemler üzerinde eğitici ve olumlu etkileri vardır. Eğer ibadetler kişi üzerinde kötülüklerden sakınma/sakındırma anlamında olumlu bir etki bırakmıyorsa, o ibadet, amaç ve ruhuna uygun yapılmıyor demektir.

Yalan sözün ve yalanla hareket etmenin hiçbir zaman ve hiçbir yerde yeri olmadığını herkes kabul eder. Bir kaç istisna dışında, yalanın mazereti bile olmaz. Çünkü yalan, hakikate, gerçeğe aykırıdır. Bu da hakkın ihlâline, karşı tarafı yanıltmaya, maddi manevi zarar ve ziyana uğratmaya sebep olur. Çünkü yalan üzerine hiçbir şey bina edilemez; temelsiz bina kurmaya benzer. Daha duvarları yükselmeden yıkılmaya mahkûmdur.

Yalan her şeyden önce insana büyük bir saygısızlıktır. Sonuç itibariyle kimsenin başkasına ne zarar vermeye, ne de saygısızlık etmeye hakkı vardır.

Yorumlamaya çalıştığımız hadise dönecek olursak, her şeye rağmen gündelik hayatında yalanı terk etmeyen bir insan oruçlu olduğu halde hâlâ yalan söylüyor ve orucu onu tutmuyorsa, o kimse, hem orucun hem de ibadet olgusunun amacına aykırı hareket ediyor demektir. Amacına uygun gerçekleşmeyen ibadetler ise yok hükmündedir. Sahibine çok fazla bir yarar sağlamaz. Başkalarına karşı yalan konuştuğu gibi ibadetlerin yapılış amacına ters düşmekle de, bir manada Allah’a karşı yalancı durumuna düşmüş gibidir.

Bu hadis, terhîb/korkutma ve kötü eylemlerden sakındırma nitelikli bir hadistir. Dolayısıyla, “(oruçlu iken) yalanı terk etmeyenin, Allah’ın (c.c.), onun yemeyi ve içmeyi terk etmesine ihtiyacı yoktur” ifadesi, “oruçlu iken yalan söyleyenin fıkhî manada orucu kabul olmaz; yalan orucu iptal eder” anlamında değildir. “Oruçlu iken yalan konuşan bir kimse, oruç emrini yerine getirmiş olsa da, orucun sevabından mahrum olur.” demektir. Artı kazançla değil, eksik ya da sıfır kazançla gününü tamamlamış olur. Oysa oruçtan maksat, Allah’ın emrini yerine getirmek ve emri yerine getirmiş olmakla da sevap kazanmak, ahirette Allah’ın lütfüne mazhar olmaktır. Yalan konuşan kişi bu lütuftan mahrum kalır.

Hadiste yalan konuşarak tutulan orucun sevabının heba edilmemesi gerektiği yönünde bir uyarı vardır. Yalan konuşmak kötüdür, yanlıştır, günahtır; yapılan ibadetin sevabını götürür. İbadetin kabulünü engel değilse de sevabını tam almaya engeldir. Bunca emekten sonra boş elle günü tamamlamak elbette kimsenin hoşuna gitmez. Burada Hz. Peygamber’in hedefi, insanları eğitmek, ibadetlerin amacına uygun hareket etmelerini sağlamak, kârlı çıkmalarını temin etmek, ibadet bilinci kazandırmaktır.

Bir Müslüman genelde bütün ibadetlerini, özelde de orucunu bilinçli tutarsa, ibadetler ve oruç onu tutar, yanlış yapmasına ve günah işlemesine engel olur. Zaten Allah’ın bütün emirlerinin temel amaçlarından biri de insanları insanlık vasıflarına uygun eğitmek, hayatı insanca yaşamalarını sağlamaktır. Yoksa hadiste de ifade edildiği gibi Yüce Yaratıcının hiç kimsenin namazına ve orucuna ya da aç ve susuz kalmasına ihtiyacı yoktur. Hiç kimse Allah’a yönelik yaptığı ibadetten Allah’ın ona minnet duyacağını beklememeli. Kuşkusuz ibadetler sahipleri içindir.

Bütün bu gerçeklere rağmen insan neden yalan konuşur; neden bile bile yanlış yapar, neden bile bile günah işler? Zararına olduğunu bildiği birçok şeyi bile bile neden yapar dersiniz? Bazen bir türlü kendimize hâkim olamadığımız, bile bile hatalar, yanlışlar yaptığımız olur. Sizce bunun sebebi nedir?…

Cevap aslında çok basit. Biz zannederiz ki insan hep aklıyla hareket eder. Siz de öyle zannediyorsunuz, değil mi? Peki, doktorlar sigaranın, içkinin bütün bilimsel bulgu ve delilleriyle sağlığa zararlı olduğunu ve zararının boyutlarını bildikleri halde neden sigara ve içki içerler dersiniz? Demek ki insan her zaman aklıyla hareket etmiyor/edemiyor. Bazen duygularıyla, bazen nefsiyle, bazen de alışkanlıklar sonucu aklı devre dışı bırakan tutkularıyla hareket eder.

Akıl bir at, sahibi de ona binen bir atlıya benzer. Atı güden sahibi değil, sahibine hâkim olan ve atın yularını tutan egemen güçlerdir. Hangisi güçlü ise atı o yönlendirir. İman güçlü ise, atı yani aklı iman yönlendirir ve akıl, imanın gereklerine göre hareket eder. Nefsin isteklerine uyulur, her dediği yapılır ve güçlendirilirse, atı nefis yönlendirir, yuları o ele alır. Artık atın sahibi nefsin elinde bir oyuncaktır. Asla ata hükmedemez.

Nefis zayıfken sahibi ona söz dinletebilir; ama bir güçlendi mi, artık ona söz dinletemez. Nefsin isteklerine sürekli boyun eğilirse, o istekler alışkanlık halini alır; sonra tutkuya dönüşür; artık ata egemen olan alışkanlıklar, tutkulardır. O zaman ibadetler de fayda veremez duruma gelir. Akıl sahibi insana düşen, buna meydan vermemesidir.

Peki, akla nasıl hükmedilir? İşte ibadetlerin etkinliği de buradadır. İbadetlerinde samimi olan bir insanın imanı güçlenir. İman güçlenince de akıl nefsin isteklerini değil, imanın gereklerini yerine getirir.

Sonuç: İbadetler karşılıksız kulluk eylemi olmakla beraber, insanı eğiten fonksiyonel etkileri inkâr edilemez. İbadetler, insanın Allah’a yönelik saf duygu ve amaçlarının ölçüldüğü eylemler olmakla beraber, onun bütün hayatına yön veren etkileri ve etkinlikleri vardır. Örneğin, ibadetini Allah için yapanlar, aynı zamanda kötülük yapmamalıdırlar, yalan söylememelidirler, başkalarına kötülük yapmamaya özen göstermelidirler. Hakkına razı olmalı ve başkalarının hakkına saygılı olmalıdırlar. İbadet emri yerine getirilirken yasak çiğnenmemelidir. Bu, aynı makamdan gelen iki emirden birine uyma, diğerini ihlâl etmek demektir ki, bu da bir çelişkidir.

İbadetler kötülüklere engeldir. Ancak bu engel, bilinçli bir engeldir. Bir yandan oruç tutarken bir yandan haram işlenmez. Bir yandan namaz kılarken bir yandan ticarette hile yapılmaz, yalan söylenmez, haram kazanç elde edilmez, içki içilmez, sokağa tükürülmez. Başkasına zarar veren, hak ihlâli içeren hiçbir eylemde bulunulmaz. En azından bulunmamaya azami dikkat edilir…

Kalın sağlıcakla!….

***

 

06. 06. 2007

Doç. Dr. Cemal AĞIRMAN

E-mail: cemalagirman@hotmail.com

        agirmancemal@gmail.com

 
Yorum yapın

Yazan: Aralık 6, 2007 in • Hadis Yorumları