RSS

Onbeşinci Hadis/Cimriliğe Rağmen Verebilme Erdemliği!

09 Mar

Onbeşinci Hadis

.

حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَىُّ الصَّدَقَةِ أَعْظَمُ أَجْرًا قَالَ ‏”‏ أَنْ تَصَدَّقَ وَأَنْتَ صَحِيحٌ شَحِيحٌ، تَخْشَى الْفَقْرَ وَتَأْمُلُ الْغِنَى، وَلاَ تُمْهِلُ حَتَّى إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ قُلْتَ لِفُلاَنٍ كَذَا، وَلِفُلاَنٍ كَذَا، وَقَدْ كَانَ لِفُلاَنٍ ‏”‏‏.‏

 

Ebû Hureyre (r.a.) şöyle nakleder: Bir adam Nebî (s.a.v.)’e geldi ve; ‘Sevap bakımından en büyük sadaka hangisidir?’ diye sordu. Nebî (s.a.v.): “Sıhhat ve sağlığın yerinde olup nefsin cimrileştiğinde, fakirlikten korkup zengin olmayı planladığında, can boğaza gelip de filana şu kadar, filana da şu kadar (verin) diyeceğin vakte kadar geciktirmeksizin verdiğin sadakadır. (Ölüm anına kadar geciktirdiğin) mal zaten (senin değil) varislerindir.”

[Buhârî, Zekât 11; Müslim, Zekât 93; Nesâî, Zekât 60]

Cimriliğe Rağmen Verebilme Erdemliği!

Hadisin anahtar sözcükleri; “en büyük sadaka”, “cimrilik”, “fakirlik korkusu”, “zenginlik plânları” ve “ölüm anı” kavramlarıdır.

Bütün bu kavramlar, sadaka merkezli, birbirleriyle bağlantılı kavramlardır. Hz. Peygamber, bu hadislerinde, sadaka verme konusunda insanların genel psikolojik tahlillerini yapmakta; hangi hâlet-i rûhiyelerle verilen sadakaların daha çok sevabı olduğu ve sadakanın hangi duygularla verilmesi gerektiğini belirtmektedir.

 Hadiste yer alan ‘şahîh’ ifadesini Türkçeye ‘cimrilik’ olarak tercüme etmek mümkün ise de, cimri kelimesiyle ifade edilemeyecek kadar farklı boyutları olan bir kavramdır. Hırs ve cimriliğin birlikte ve aşırı boyutlarda tezahürlerini ifade eden bir anlam içermektedir. “Şahîh” vasfını taşıyan bir kimse, dünyadaki her şeyin kendisinin olmasını ve başka hiç kimsenin eline geçmemesini arzular. Başka bir kimseye bir şey vermek bir yana, başkasının diğer bir kimseye bir şey vermesini de istemez; hırsı dolayısıyla kendi hakkına razı olmadığı gibi, başkalarının hakkına da el uzatır. En azından çevresindeki iyi olan her şeyin kendisinin olmasını ve başkalarının ondan yararlanmamasını ister. Bu yüzden Kur’an, bu tür kötü özelliklerden kurtuluşu “felâh” olarak nitelemiştir.

“… Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Haşr, 59/9)

Hz. Peygamber, bu tür kötü özellikleri insanların en kötü sıfatlarından biri saydığı gibi, bunu bozgunculuğun kaynağı olarak niteler.

Câbir b. Abdillah’tan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber, “Şuhh’dan sakının, çünkü şuhh önceki toplumları helak etmiştir, bu yüzden birbirlerinin kanını dökmüş ve mukaddes değerleri çiğnemişlerdir.” demiştir.[1]

Hz. Peygamber (s.a.), bir diğer hadisinde bir Müslümanın kalbinde şuh ve imanın bir arada bulanamayacağını/bulunmaması gerektiğini,[2] ‘şuhh’un helak edici bir vasıf olduğunu ifade etmiştir.[3]

Cimriliğin çeşitli boyutları vardır. Örneğin kendi rahatı, eş ve çocuklarının eğlencesi için çok cömertçe mal sarf eden, ama hayırlı bir iş için cebinden beş kuruş bile çıkmayan kişi de cimridir. Bu kişi hayırlı bir iş için para verse bile, bunun karşılığında meşhur olacağını, menfaat sağlayacağını, bulunduğu yerdeki insanların gözüne gireceğini düşünür. Kısacası maksadı ve niyeti hayır yapmak değil, dünyevi bir menfaat elde etmektir.

Zengin olma arzusu güzeldir. Yadırganacak bir tarafı yoktur. Aksine takdir ve teşvik edilmelidir. Çünkü zekât, hac, kurban, sadaka, infak; akrabaya, yoksula, yetime, darda kalana yardım gibi birçok salih amel zenginlikle yapılabilmektedir. Fakat sadece kendine yönelik dünyevî refah için zengin olma arzusu ve teşebbüsü insanı cimrileştirir, söz konusu salih amellere yönelmeyi engeller. Bu tür insanlar nefsin ve şeytanın telkinleriyle sürekli fakirliğe düşme korkusuyla yaşarlar. Kuran bu durumu şöyle açıklar:

“Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliği telkin eder. Allah ise size katından bir mağfiret ve bir lütuf vaat eder. Allah her şeyi kuşatan ve her şeyi bilendir.” (Bakara, 2/268)

Aslında bu tür insanlar kendilerine yönelik harcamalarda da cimridirler. Zenginliklerinin gereğini dahi yaşayamazlar. Oysa ana baba ve diğer yakın akrabalar, yetimler, yoksullar ve yolcular için harcama yapmak, yoksul kimselerin ihtiyaçlarını karşılamak, İslâm dininin yayılması ve müdafaası için malî destek sağlamak, iyilik ve takvada yardımlaşmak için gücünün yettiği kadar vergi, zekât ve sadaka vermek malî durumuna göre her Müslümanın görevidir. Cimrilik bu görevlerin hakkıyla yerine getirilmesine engeldir. 

Bir mümin olarak her şeyden önce eldeki malın bir emanet ve gerçek sahibinin Yüce Allah olduğunun binicinde olmak gerekir. Aksi halde malî sorumluluk ve ibadetler, istenen ruhî olgunlukla yerine getirilemez. Psikolojik hâlini ve motivasyonunu olgunlaştırıp niyetini saflaştırabilmesi için her insanın bu gibi kabul ve motivasyonlara ihtiyacı vardır. Ayrıca sağlığın, mal ve servetin bir imtihan aracı olduğunu da unutmamak gerekir.

Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır. Büyük mükâfat ise Allah’ın yanındadır.” (Teğabun, 64/15)

“Öyleyse, gücünüz yettiğince Allah’tan korkun. Dinleyin, itaat edin ve kendinizin hayrına olarak infak edin. Kim de nefsinin cimriliğinden korunursa; işte onlar, felaha erenlerin tâ kendileridir.” (Teğabun, 64/16)

Sadaka verme motivasyonunu engelleyen psikolojik haller vardır. Bunların başında cimrilik gelir. Eğer insan doğuştan cimri ise bunun da bir imtihan vesilesi olduğunu unutmamak gerekir. Allah onu cimrilikle imtihan ediyor olabilir. Bu cimriliğini ne kadar yener ve cimriliğine rağmen malının bir kısmından feragat edip verebilirse alacağı sevap da o derece büyüktür.

Kendilerinde cimrilik hastalığı bulunan kimselerin manevî tedavi yollarına başvurmaları gerekir. Bunun da çeşitli yolları vardır. Örneğin; imanı güçlendirmek, İslamî kuralları iyice içselleştirip farkına vararak/manevî hazzını hissederek yaşamak, Allah’a daha çok sığınmak, O’na dua etmek, ibadete daha çok yoğunlaşmak, Allah’ı çokça anmak, cömert olmak konusunda kendi kendine telkinde bulunmak, nefsiyle mücadele etmek, ayrı bir kişiymiş gibi karşısına alıp konuşarak nefsini ikna etmeye çalışmak, kendini sadaka vermeye zorlamak, nefsi vermeye alıştırmak gibi yöntemlere başvurulabilir.  

Hadisin dikkat çektiği noktalardan biri, zengin olma hayalleri ve planları peşinde koşarken sadaka verip infak etmenin zorluğudur. Çünkü nefis ve şeytan kişiyi olumsuz yönde etkileyerek sadaka vermesini engeller. Nitekim hadisin dikkat çektiği diğer bir nokta da fakirlik korkusudur. Şeytan kişiyi sürekli fakirlikle korkutur ve ona cimriliği telkin eder.[4] Bu yüzden hayır işlerde acele etmek gerekir. Aksi takdirde şeytan araya girer ve insanların hayır yapma yönündeki kararlarına engel olur, türlü bahanelerle onları caydırabilir.

Şeytanın görevi kişinin hayrına, sevabına, salih/iyi ameline engel olmaktır. Müminin görevi de şeytan ve nefisle mücadele ederek ebedî mutluluğu kazanmaktır.

Mümin bu noktada da sınavdadır. Bütün zengin olma plan ve hayallerine rağmen nefsini ikna edip Allah için verebilirse alacağı sevap o oranda büyüktür. Bu yöndeki bir mücadele ona cenneti kazandırabilir.

Allah Teala herkese cenneti kazanacağı bir imtihan vesilesi yaratmıştır. Kişiler daha çok bu imtihan vesilelerini başarı ile geçtiklerinde cenneti hak ederler.

İnsanların yanıldıkları bir nokta sağlıklı ve güçlü iken muhtaç duruma düşmeyeceklerini sanmalarıdır. Sağlıklarına, güçleri ve gençliklerine güvenerek düşkünleri, ihtiyaç sahiplerini görmezler veya görmezlikten gelirler. Hadisin dikkat çektiği noktalardan biri de iyi halde iken iyi halde olmayanların halini görebilmek, onları anlayıp el uzatabilme erdemliğini gösterebilmek, bu halde iken verilen sadakanın büyük sevaplara vesile olduğunu vurgulamaktır.

İnsan psikolojisinde yaşanan diğer bir nokta ise ölüm döşeğine yatıp hayattan ümit kesildiğinde cömertleştiğin artmasıdır. Oysa bu noktaya geldikten sonra gösterilen cömertliğin bir yararı yoktur; çünkü hayattan ve dünya malından yararlanma ümidi bitmiştir. Ayrıca malî tasarrufunun artık varislere geçtiği ya da geçeceği andır. İslam hukukuna göre de böyle bir kimsenin malının ancak üçte biri üzerinde tasarruf hakkı vardır. Fazlası geçerli değildir.

Hadis, sadakaların, bu noktaya gelmeden önce verilmesi gerektiği yönünde müminlere bir uyarıda bulunmaktadır. Bu yüzden insan, gücünün yettiği kadar Allah’a sığınıp hırslı ve cimri olmaktan kaçınmalı; cömert ve asil olmaya çalışarak Allah için hayır işlerde yarışmalıdır. Aksi takdirde başkalarına ihtiyacı olmayacağını ve kendini doyuma ermiş, en güzel sonucu bulmuş, hiçbir ihtiyacı kalmamış sanarak başta kendi nefsini, daha sonra da çoluk çocuğunu ve içinde yaşadığı toplumu felaketlere sürükler.

***

09. 03. 2008

Doç. Dr. Cemal AĞIRMAN

e-mail: cemalagirman@hotmail.com


[1] Müslim, Birr 56; Ahmed b. Hanbel, II, 160, 191, 195, 431, III, 323.

[2]  Ahmed b. Hanbel,II, 256, 340, 342, 441; Neseî, Cihad 8.

[3] Ebu Davud, Cihad 21.

[4] Bakara, 2/268.

 
Yorum yapın

Yazan: Mart 9, 2008 in • Hadis Yorumları

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: