RSS

Maraşlı Saçaklızâde’nin İlime Verdiği Değer Ve Eğitimde Verimliliği Artırmak İçin Öngördüğü Pedagojik Kurallar

06 Ara

  

“Maraşlı Saçaklızâde’nin İlime Verdiği Değer Ve Eğitimde Verimliliği Artırmak İçin Öngördüğü Pedagojik Kurallar”, I. Kahramanmaraş Sempozyumu, İstanbul 2005, Cilt: 2, s. 943-950. [Sempozyumun Düzenlendiği Yer: Kahramanmaraş, Tarihi: 6-8 Mayıs 2004] [Bu yazı sunulan tebliğin özet metnidir-bu haliyle yayımlanmıştır.]

Maraşlı Saçaklızâde’nin İlime Verdiği Değer Ve Eğitimde Verimliliği Artırmak İçin Öngördüğü Pedagojik Kurallar [pdf]

Doç. Dr. Cemal AĞIRMAN[1]

Tebliğimizde konu edindiğimiz Maraşlı Saçaklızade’nin ilme verdiği değer ve eğitimde verimliliği artırmak için öngördüğü pedagojik kurallara geçmeden önce hayatı ve ilmi kişiliği hakkında kısa bir bilgi vermek yerinde olacaktır.

A. Hayatı

Maraşlı Saçaklızâde’nin asıl adı Muhammed b. Ebî Bekr’dir. Osmanlı uleması arasında geniş bir ilme sahip şöhretli bir alimdir. Müderrislerin övüncü olarak kabul edilir. İlk tahsilini kendi memleketindeki alimlerden ikmal ettikten sonra Tibyân Tefsîri’nin müellifi Mehmed Efendi ile Darendeli Hamza Efendi’nin derslerine katılır. Buradaki tahsilini başarılı bir şekilde tamamladıktan sonra memleketine döner. Daha sonra Şam’a giderek Abdulğanî en-Nablusî’den Hadis, Tefsir ve Tasavvuf gibi yüksek ilimler tahsil eder. İcazet ve hilâfet aldıktan sonra Maraş’a dönen Saçaklızâde’nin ilk girişimi ders vermek olur. Bir yandan öğrencilere ders verirken bir yandan da çeşitli alanlarda eserler yazmaya başlar. Eserlerinde daha çok tefsir, tecvid, kıraat gibi Kur’an ilimleri ile fıkıh, ferâiz, eğitim, mantık, akâid ve tasavvuf alanlarında yoğunlaşır. Otuzu aşkın eseri vardır. İlimle meşgul iken H. 1145[2] (M. 1732) tarihinde vefat eder. Maraş’ın kıble tarafındaki kabristanda metfundur. Sicill-i Osmânî’de Üsküdar’da metfun olarak gösterilmesi[3] bir yanlışlık eseridir[4].

 “Gölgelik, şemsiye” anlamına gelen “saçak” ile köken olarak Farsça olan ve Türkçede “oğul” anlamına gelen “zâde” kelimelerinin birleşmesinden meydana gelen “saçaklızâde” ifadesi, literal olarak  “alimler gölgesinin oğlu” anlamına gelmektedir. Terkip olarak büyük alim, üstad, otorite demektir. Bu terkiple Saçaklızâde’nin geniş bir ilme sahip olduğu belirtilmeye çalışılmıştır[5].

B. Eserleri

1) Hâşiye-i Tefsîr-i Keşşâf ‘alâ sûreti’l-Bakara, 2) ‘Aynu’l-hayât fî beyâni’l-münâsebât fî sûreti’l-fâtiha, 3) Risâle fi âyâti’l-müteşâbihât, 4) Risâle fi imâni vâlidi rasûlillâh, 5) Ğayetu’l-burhân fi tefsîri’l-âyeti’l-kürsî, 6) Hâşiye ‘alâ şerhi dibâce-i Tarîkat-i Muhammediyye, 7) Teshîlü’l-ferâid, 8) ‘Ismetü’l-ezhân, 9) Subhatü’l-kader fi medhi meliki’l-kadîr[6], 10) Selsebîlü’l-me‘ânî, 11) Tavdîhu zübdeti’l-menâzır, 12) Nehru’n-necât fi tafsîli ‘ayni’l-hayât, 13) Andelîbu’l-menâzır, 14) Hâşiye ‘alâ şerhi risâleti’l-âdâb li-Taşköprüzâde, 15) Takrîru’l-kevânîn mine’l-mantık ve’l-munâzara, 16) Risâle fi tecdîd-i îmân, 17) Risâle fi’l-fetâvâ, 18) Câmiu’l-künûz, 19) Cehdu’l-mukıl mine’t-tecvîd, 20) Tahrîru’t-takrîr mine’l-munâzara[7], 21) Rilsâle-i ‘âdiliyye, 22) Tehzîbu’l-kırâe (33 cüz), 23) ‘Arâis fi’l-mantık, 24) Risâletu’l-Velediyye, 25) Hâşiye ‘alâ şerhi’l-Metâli’, 26) Hâşiye ‘ale’l-Hayâlî, 27) Risâle fi itlâfi’l-kilâbi’l-mudırra, 28) Tertîbu’l-ulûm, 29) Risâletu’t-tenzîhât ma‘a’l-hâşiye, 30) Neşru Tavâli‘, 31) Hâşiye ‘alâ şerhi’s-Sa’duddîn li-‘Akâidi’n-Nesefiyye[8].

C. İlme Verdiği Değer

Saçaklızâde’ye göre dünya ve âhiret mutluluğu ancak ilim sayesinde elde edilir. Yararlı olan her ilmin gayesi dünya veya âhiret ya da her iki dünya mutluluğunu kazandırmaktır. Bu da gaye ve amaçların en büyüğüdür. Dünya ve âhiret mutluluğunun kazanılmasında dinî ilimlerin önceliği vardır. Ancak bu, dünyevî ilimlerin ikinci plana itilmesi anlamına gelmez. Elde edilecek ilmin önemi ve önceliği kişinin güncel hayatının gereksinimlerine göredir. Bu öncelik bazen dinî ilimlerde bazen de diğer ilimlerde olabilir. Örneğin matematik ilmi ferâiz/miras hukuku ilminden önce gelir. Hatta alış-veriş ve gündelik aktivitelerde hak ve hukuka riâyet edebilmek için hesap ilmini öğrenmek iman ve zorunlu ibadetleri yerine getirecek kadar bilgiden hemen sonra gelir[9].

a) İlimleri taksimi

Saçaklızâde ilimleri üç değişik kritere göre sınıflandırır: Birinci kritere göre ilimleri “dinî olan” ve “dinî olmayan” şeklinde dinî temele dayalı olarak gruplandırır.

Dinî ilimler ifadesiyle matematik ve tıp gibi akıl ve tecrübe yoluyla elde edilemeyip sadece peygamberler vasıtası ile elde edilen ilimler kastedilmektedir[10]. Bu çerçevede peygamberlerin matematik ve tıp konusunda söyledikleri dinî ilim sayılmaz. Çünkü dînî ilim sadece din koyucudan elde edilebilen ilimdir.

İkinci kritere göre ilimleri “faydalı ilimler” ve “zararlı ilimler” şeklinde fayda ve zarar temeline dayalı olarak gruplandırır.

Arap Dili kapsamında lügat, sarf, nahiv, yazı yazma, belağat, mükaleme; Kur’an ilimleri kapsamında Kur’an’ın tecvidi, mushaflara yazımı, kıraatı ve tefsiri; ayrıca hadis ilimleri, ölçü ve münazara, kelâm, matematik, geometri, astronomi, ledünnî ilimler,  anatomi, tıp, rüya tabirleri ve buna benzer ilimler faydalı ilimlerdir. Felsefe, sihir ve astroloji zararlı, şiir ve nesep ilmi ise bilinmesi de bilinmemesi de zararı olmayan ilimlerdir.

Üçüncü kritere göre ise ilimleri farz-ı ayn, farz-ı kifâye, mendup, haram, mekruh, müstehap, mübah  şeklinde dinî hükümlere dayalı olarak gruplandırır.

Bu taksim öğrenilecek ilmin gereklilik açısından bilinme hükmüne göre yapılmıştır. Bir şeyi bilmek farz-ı ayn ise onu öğrenmek de farz-ı ayndır. Bu esasa göre yapılan taksim “ilim maluma tabidir” genel kuralına göre yapılmıştır. Buna göre “vacibi yerine getirmek için kendisine tevessül edilen şey de vaciptir.”

Saçaklızâde’nin ifadesi ile öncelikli olarak bilinmesi gereken ilimler, her şeyden önce mükellefe farz-ı ayn olan ilimlerdir. Bunların başında tevhidi ve Allah’ın sıfatlarını bilmek gelir[11]. Daha sonra her vakitte kendisine farz-ı ayn olan hususlar ile namaz ve oruç gibi vakti geldikçe farz-ı ayn olan vecibeler gelir. Sonra sırasıyla farz-ı kifaye, mendup ve müstehaplar gelir. Bunları bilmenin hükmü ne ise öğrenmenin hükmü de odur.  İlimlerin  tahsilinde  bu  tertip  önemlidir.  Bu

sıralamada yanlış yapanlar Saçaklızâde’nin ifadesiyle kendilerine yazık etmiş olurlar[12].

b) Öğrenimi farz-ı ayn olan ilimler:

Kişinin içinde bulunduğu durumla ilgili bilmekle mükellef olduğu şeyleri bilmesi farz-ı ayındır. Bunlar inanmak, yapmak ve terk etmek/sakınmak şeklinde üç kategoriye ayrılır.

İlmihâli bilmek farz-ı ayındır. Bu da kişinin içinde bulunduğu durumla ilgili Allah’ın kendisini mükellef tuttuğu hususları bilmesidir. Çünkü ilmihal, iman meselelerinin yanı sıra ahlâk ve fiil olarak kendisine farz ve haram olan hususları da kapsar[13].

c) Öğrenimi farz-ı kifaye olan ilimler:

Dünya ve âhiret açısından tek tek değil de halkın tamamının muhtaç olduğu bir şeyi bilmek farz-ı kifayedir. Örneğin; sahih kıraatler, Kur’an’ın tefsiri, tecvid ilmi, sahih hadis metinleri ve manaları, hadis usûlü, ahlâk ilmi, fıkıh ve usûlü, kelâm ilmi gibi din merkezli ilimler ile matematik ve tıp gibi toplumun muhtaç olduğu dünyevî ilimleri bilmek farz-ı kifayedir[14].

d) Öğrenimi haram olan ilimler:

Hiç kimsenin içine düşmediği ve halkın çoğunluğunun düşmesinden de endişe edilmediği bir haramı öğrenmek haramdır. Örneğin, inanç ve fikir olarak yaygınlaşmadığı ve halkın çoğunluğunun içine düşmesinden korkulmadığı bir ortamda sihir ve felsefe öğrenmek haramdır. Ayrıca  astroloji, musiki, sihirbazlık ve  cifir de öğrenilmesi haram olan ilimler arasında yer alır[15].

e) Öğrenimi tahrimen mekruh olan ilimler:

Kadınlarla ilgili aşk şiirleri ve bunun gibi aklın saçmalıklarından bahseden yazılarla, fıskı, şarabı, ahlâksızlığı konu alan şiirleri okumak mekruhtur. Çünkü bunlar fuhşiyattan bahseder.

D. Eğitimde Verimliliği Artırmanın Temel Esasları

Saçaklızâde’ye göre eğitim ve öğretimin verimli olabilmesinin iki temel esası vardır:

Birincisi eğitim ve öğretim programının hazırlanışında öğrenme konumunda olan bireyin doğuştan getirdiği zeka ve kabiliyetlerinin dikkate alınmasıdır. Bu esasa göre bireyler zeka seviyeleri ve kabiliyetlerine göre eğitim ve öğretime tabi tutulurlar[16].

İkincisi ise objeye verilecek bilginin belli programlar dahilinde aşamalı bir şekilde verilmesidir. Bu da; ilk, orta ve yüksek öğretim şeklinde ifade edilebilecek üç aşamalı bir eğitim ve öğretimi öngörmektedir.

Birinci esasta bizzat objenin kendisi söz konusu iken, ikinci esasta objeye uygulanacak eğitim ve öğretimin kapsam ve niteliği söz konusudur.

Birinci aşamada verilmesi programlanan bilgiler öğrencinin yaşına ve kapasitesine uygun bir şekilde kısa ve öz olarak verilir; konunun sadece temel ilkeleri kavratılır; fazla ayrıntılara, ince ve derin noktalara yer verilmez; çünkü yeni öğrenime başlayan öğrencilerin ilmi kapasiteleri daha fazlasına henüz müsait değildir.

İyi ve başarılı bir öğretmen, okutacağı dersin önce temel ilkelerini öğretmeli, ayrıntılara daha sonra aşamalı bir şekilde yer vermelidir. Okuduğu dersin temel ilkelerini öğrenmeden ayrıntı ve incelikleri öğrenmeye kalkışan öğrencilere de engel olmalıdır.

İkinci aşamada öğretilenler, birinci aşamada öğretilenlerden biraz daha kapsamlı, fazla ayrıntılara girmeden orta düzeyde olmalıdır.

Üçüncü aşamada ise konulara en ince ayrıntılarına kadar yer verilir. Çünkü bu aşama ihtisaslaşma düzeyidir.

E. Eğitimde Dikkat Edilmesi Gereken Pedagojik Kurallar:

Yukarıda da belirtildiği gibi başarılı olabilmek için eğitim ve öğretimin belli bir plan ve program çerçevesinde yürütülmesi gerekir. Saçaklızâde’ye göre bu çerçevede dikkat edilmesi gereken bazı hususlar şöyledir:

*1. Yeterli zekaya sahip olmayan bir öğrenciyi üstün zekalı öğrencilerle bir arada eğitime tabi tutmak pedagojik açıdan doğru değildir.

Bazı öğrenciler bir konu veya dersin açık ve anlaşılır olan temel ilkelerini öğrenmeye müsait iken kapalı ve ince sanatlarını öğrenmeye, problemlerini kavramaya müsait değildirler. Eğer bu öğrenciler kapasitelerine göre bir eğitim ve öğretime tabi tutulmaz ya da kendilerine uygun bir  programı seçmezlerse başarılı olamazlar; enerji, zaman ve gayretlerini tahsili mümkün olmayan konularla, elde edemeyecekleri şeylerin peşinde harcamış olurlar. Bu noktada eğitimcilere iş düşmektedir. Saçaklızâde, öğrencilerin teste tabi tutulup kabiliyetlerine uygun bir programa yönlendirilmeleri gerektiğini belirtir[17].

*2. Bir ilme, henüz temel ilkelerini öğrenmeden ince ayrıntılarıyla başlamak pedagojik değildir. Örneğin bir hadis dersine haşiye ve şerhlerden başlamak böyledir. Böyle bir metotla söz konusu ilmin öğreniminden amaçlanan hedefler elde edilemez.

*3. İlim elde etmeye yönelen birinin, henüz işin başında iken değişik görüş ve ihtilafları duymaktan da kaçınması gerekir. Çünkü bu aklını karıştırır; sonuçta birtakım şüphelere sevk eder. Dolayısıyla öğrenci öğrenimine anlamaya en yakın olduğu ders ve noktadan başlaması gerekir.

*4. Öğrenci dersi önemsemeli, anlamaya çaba sarf etmelidir. Dersi önemsemez de bir veya iki kerede anlayamazsa bunu alışkanlık haline getirebilir; sonuçta basit ifadeleri dahi anlayamaz hale gelir.

*5. Öğrenci, bir ders veya ilme gerektiği kadar zaman ayırmalı, aynı düzeyde veya daha önemli olan başka ilimleri elde etmesine mani olmamalıdır.

İhyâ’da belirtildiği gibi, “Bir ilmi en ince ayrıntısına kadar öğrenmeye güç yetmez, zira ilim çok, ömür ise kısadır.” “Öğrenci çok basit meselelere fazla zaman harcamamalı, ihtisaslaşmaya da, daha mühime doğru bir sıra izlemelidir[18]”.

*6. Herkesin her ilimde derinleşmesi zor ve imkansızdır. Dolayısıyla her öğrenci tabiatına uygun alanlarda derinleşmelidir.

*7. Bazı öğrenciler ilim tahsil etmenin zorluklarından bir an önce kurtulmak için acele ederler. Bu acelecilik de onları güçlerini aşacak şekilde birkaç kitabı birlikte okumaya sevk eder. Sonuçta iyi kavramadan ve bazı önemli noktaları okumadan konuları eksik bırakmak zorunda kalırlar[19].

Bütün bu örnekler ilimde kemale ermeyi engeller. Çünkü ilimde kemale ermek, alınan dersleri anlamak ve tamamlamakla mümkündür. “Öğrenci bir hocaya karar kılmalı, başladığı dersi kesintiye uğratmadan sonuna kadar bitirmeli, bir konuyu ya da ilmi tam olarak kavramadan başka birine geçmemeli” denilmektedir. Burada sık sık hoca değiştirmenin öğrencinin başarısını olumsuz yönde etkilediği belirtilmektedir.

*8. Hocanın ders anlatımı esnasında öğrencilerin konuşmaları eğitimde başarı ve verimi engelleyen bir unsurdur. Bu hem hocaya bir eziyettir ve hem de hocanın sözlerine bir engeldir.

 *9. Öğrenci derse gelmeden önce kendi başına okuyup anladıklarını bir kenara bırakmalı, hocanın anlattıklarını dikkatle dinleyip anlamaya çalışmalıdır. Çünkü bazen kendi başına okuyup anladıkları metinde verilmek istenenin dışında olabilir.

*10. Öğrenci anlayamadığı bir şeyle uzun süre uğraşmamalıdır. Örneğin baktığı veya araştırdığı bir şey şayet henüz karşılaşmadığı ilmî bir ıstılah veya bilmediği bir kelimenin sözlük anlamı ise, o ilmin ıstılahlarını konu alan bir esere, kelimeler için de bir sözlüğe bakması gerekir. Aksi takdirde kaynaklara bakmadan veya bilen birisine sormadan kelime veya kavramlar üzerinde uzun süre düşünmek bir sonuç vermez.

Öğrenci derse başladığında baştan sona dersi bir gözden geçirmeli, ayrıca metnin kelime manalarını, üslûbunu ve ne demek istediğini de anlamaya çalışmalıdır. Böyle yaptığı takdirde ilgili dersten çıkan sonuçların tamamına toplu olarak vakıf olur; ayrıntılarını da anlamaya başlar.

Bir metni anlamaya çalışırken ibarenin zorluğu, verilmek istenen mananın gizliliği, kelimelerin verilmek istenen mana ile ilgisinin uzaklığı, sonra olması gerekenin önceye veya önce olması gerekenin sonraya alınması gibi hususların da dikkate alınması gerekir[20].

Saçaklızâde ilim tahsilinde daha başarılı olmak için duanın olumlu fonksiyonundan bahseder. Çünkü dua, ümitsizliği ortadan kaldırır.

*11. Öğrenci alet ilimlerini öğrenmeden ders okutmaya kalkmamalı, ağır dersleri okutma melekesi elde etmek için öncelikle alet ilimlerini tahsil etmeli[21], zeki öğrenciler bu dersleri tahsil ettikten sonra başkalarına okutmalıdır. Bunu; bir, iki veya birkaç günde bir olmak üzere derste bir satır okutmak şeklinde olsa bile mutlaka yapmalıdır. Bunu yaparken okuttuğu dersi veya kitabı bitireceğim diye acele etmemelidir; çünkü mütalaa kitabını okumaktan maksat kaideleri kavramak ve zihinsel gelişimi sağlamaktır.

*12. Bazı öğrenciler, ders okutma yeteneği kazanmak için derslerin adet ve hacmini artırır, okudukları kitapları da bitirmek isterler. Dolayısıyla dersleri ince elekten geçirerek okumazlar. Bu da beklenen sonucu vermez.

Burada şunu belirtmek gerekir ki, öğrencinin iki temel amacı olmalıdır: Birincisi okuduğu dersin temel kurallarını öğrenmek; ikincisi de, zihni geliştirmek[22]. Bazı kitaplar kaideler öğrenmek için okunur. Bu tür kitaplar okunurken ince ayrıntılara takılmamak gerekir. Çünkü bu şekilde kitaplar bitmez, sonuçta temel esaslar kavranmamış olur.

Bazı kitaplar da zihni geliştirmek için okunur. Bu tür kitapların derste bitirilmesi gerekmez, ancak meselelerin derinliklerine inmek gerekir.

*13. Bazı öğrenciler tahsillerinin ilk başlarında sadece alet ilimleri ile yetinirler. Tahsillerinin sonlarında da dînî ilimleri tahsil etmeye veya kendi kendilerine öğrenmeye niyet ederler. Ancak bu metot doğru bir metot değildir. Çünkü sonraya bıraktıkları ilim farz-ı ayn ise sürekli günah işlemiş olurlar.

Bir kimse de bir şeyi öğrenmeden öğretmeye kalkarsa bunda başarılı olamayacağı gibi dersinde de kasıtlı yalanlardan kurtulamaz. İleri görüşlü öğrencinin her zaman iki dersi olur:  Şer’i ilimlerden bir ders yürüttüğü gibi, alet ilimlerden de bir ders yürütür.

*14. Her öğrenci ders müzakere etme, öğrendiklerini bir başkasına sunma melekesi kazanmalıdır. Bunu kazanabilmesi için de öncelikle öğrendiği kaideleri çokça tekrar etmeli; bir dersi bir başkasına sunabilmesi için de o ilmin temel kaidelerini iyi bilmelidir.

*15. Bazı hocalar eğitim ve öğretimin daha başında olan öğrencilere çok ciddi, ağır soru ve cevaplar yöneltir, bu şekilde de o ilmin temel kaidelerini hatırlatmaya çalışırlar. Fakat daha işin başında olan öğrenciler bunların çoğunu anlayamaz, dikkatlerini derse veremez, uykuları gelir, derse karşı olan ilgi ve arzuları azalır; sonuçta zihinleri yorulur; dersten kalkmadan önce anlayıp kavradıklarının çoğunu da unuturlar[23].

Subkî şöyle der: “Hocanın görevlerinden biri, dersi güzel sunmak, onu anlaşılır bir şekilde anlatmaktır. Eğer öğrenciler daha işin başında iseler, onlara uygun olmayan problemli konuları açmaması gerekir. Bilakis onlara, gözlem ve araştırma derecesine ulaşıncaya kadar kolay alıştırmalar yaptırmalıdır. Eğer son aşamada iseler, aşırı ayrıntılara boğmadan onları problemlerin içine sokmalıdır”.

Saçaklızâde’nin belirttiğine göre bazı alimler eğitim ve öğretimin daha ilk aşamasında, ilmin inceliklerini ve problemlerini vermek, öğrencilerin zihinlerini keskinleştirip geliştirmeye daha uygun olduğunu sanırlar. Ancak bu, doğru bir metot değildir. Çünkü güçlü kimselerin yüklendiği bir yükü küçük çocuklar yüklenemez. Eğitim ve öğretimin ilk aşaması ile son aşamasında olanlar aynı dersi paylaşmaması gerekir. Keza zeka seviyesi düşük olanlarla yüksek olanlara da aynı ders bir arada verilmemelidir[24].

*16. Hocanın “bilmiyorum” demekten kaçınması eğitimin olumsuzluklarından biridir. Hoca bilmediği bir şeyi anlatmaya ve her soruya cevap vermeye kalkarsa, sorulan her sorunun cevabını vermede zorlanır, sonuçta bilerek yalan söylemek zorunda kalır veya tatmin edici cevaplar veremeyebilir. Ayrıca ders anlatımında hata yapar ve bazı öğrenciler tarafından uyarılırsa mahcup olur; hata yaptığını kabul etmekten kaçınır. Sonuçta hatasını düzeltmek için polemiğe girer, hatasını bilinmeyen kelimelerle düzeltmeye kalkar. Bunu terk etmenin çaresi önceki âlimlerin durumunu bilmektir. İmam Şâfiî, gözleri önünde İmam Mâlik’e otuz sekiz soru sorulduğunu, otuz ikisine bilmiyorum dediğini nakleder. Saçaklızâde, ilimleriyle Allah’ın rızasını talep etmeyenlerin nefsi, “bilmiyorum” demeye müsaade etmez, demektedir.

Biri Hz. Ali’ye bir soru sorar o da cevabını verir; soruyu soran, “Ey Müminlerin emîri, cevap öyle değil, şöyle şöyle olmalıdır” der. Bunun üzerine Hz. Ali; “Haklısın, sen isabet ettin, ben yanıldım! Her bilenin üstünde mutlaka bir bilen vardır.” karşılığını verir.

Şâfiî, “‘Bilmiyorum!’ demenin ilmin yarısı olduğunu belirtir. Çünkü kim bir şeyi bilmez ve bilmediğinin de farkında değilse onun bilgisizliği iki kattır ve buna da cehl-i mürekkep denir. “Bilmiyorum!” diyen kişi bilmediğini bilmekte, dolayısıyla cehaleti teke inmektedir.

Bir nakle göre, “Hz. Ali’ye minberde iken bir şey sorulur, o da; ‘bilmiyorum!’ cevabını verir. Ona, ‘orası bilmeme makamı değildir’ denildiğinde; ‘burası bilen ve bilmeyenlerin makamıdır. Her şeyi bilen ve hiçbir şeyi bilmeyenlerin makamı yoktur.’” karşılığını verir. 

Başka bir nakle göre “Ebû Yûsuf’a bir şey sorulur; o da;  ‘bilmiyorum!’ şeklinde cevap verir. Bu kez ona; “her gün beytülmalden yiyorsun[25], ayrıca ücret de alıyorsun, bir de kalkmış ‘bilmiyorum!’ diyorsun!” denilince, Ebû Yûsuf şu cevabı verir: “Ben ilmim miktarınca yiyorum, eğer bilmediklerimin miktarınca yiyecek olsaydım dünyadaki yiyeceklerin tümü bana yetmezdi.”

Sonuç:

Saçaklızâde Maraş’ın yetiştirdiği Osmanlı döneminin ünlü alimlerinden biridir. Tahsil için çeşitli ilim merkezlerine seyahat etmiş, tahsilini tamamladıktan sonra memleketine dönerek  ders vermeye başlamış, böylece öncelikle kendi bölge halkına hizmet etmeyi tercih etmiştir. Buna paralel olarak yazdığı eserlerle de bütün dünyaya hizmet vermeyi başarmıştır. Eserlerinde daha çok tefsir, tecvid, kıraat gibi Kur’an ilimleri ile fıkıh, ferâiz, eğitim, mantık, akâid ve tasavvuf alanlarında yoğunlaşmış, muhtelif alanlarda otuzu aşkın eser vermiştir. Eğitim alanında kaleme aldığı Tertîbu’l-ulûm adlı eseri, ülke sınırlarını aşan bir üne kavuşmuş, araştırmalara konu edilerek hakkında yüksel lisans tezi yapılmıştır[26]. Bu eserinde ilimlerin tertibi yanı sıra eğitim problemlerine de yer vermiş,  ayrıca eğitim ve öğretimde kalite ve verimi yükseltmek için uyulması gereken birtakım pedagojik kurallara da yer vermiştir.

Saçaklızâde’nin döneminin eğitim ve öğretim sistemine göre dikkat çektiği pedagojik kurallar son derece önemli olmakla beraber günümüzde de hala geçerliliklerini korumaktadırlar. Onun döneminde eğitim çoğunlukla sivildir. Böyle olunca eğitim ve öğretimde uygulanacak programın hazırlanışı tamamen hocaların inisiyatifindedir. Bu  sebeple verimli ve pedagojik programın kapsam ve yöntemi üzerinde ısrarla durur, hocalara yol gösterir, verimli olmasının kuralları üzerinde durur. Eser bu yönüyle son derece önemlidir. Günümüzde de dikkate alınması gereken çok önemli hususlar içermektedir.

Saçaklızâde’nin, “İlim maluma tabidir” genel kuralına göre yaptığı taksim son derece önemlidir. Burada öğrenilmesi gereken ilimlerin önceliği kişinin içinde bulunduğu anlık durumun gereksinimine göredir. Diğer bir ifade ile önceliğin belirleyicisi, gereksinimdir. Bu ilim dînî olabildiği gibi dînî olmayan da olabilir. Bu genel kurala göre malum farz, vacip veya sünnet ise onu bilmek veya öğrenmek de farz, vacip veya sünnettir.

Kişinin içinde bulunduğu durumla ilgili bilmekle mükellef olduğu hususları, yani ilmihâli bilmesi farz-ı ayındır. Bu mükellefiyetler; inanmak, yapmak ve terk etmek/sakınmak şeklinde üç farklı eylemleri kapsar.

Saçaklızâde’ye göre eğitim ve öğretimin verimli hale getirilmesinin iki temel esası vardır. Birincisi eğitim ve öğretim programının hazırlanışında obje konumunda olan bireyin doğuştan getirdiği zeka ve kabiliyetlerinin dikkate alınması, ikincisi ise objeye verilecek bilginin belli programlar dahilinde aşamalı bir şekilde verilmesidir. Birinci esasta bizzat objenin kendisi söz konusu iken, ikinci esasta objeye uygulanacak eğitim ve öğretimin kapsam ve niteliği söz konusudur. Buna göre obje dikkate alınmadan uygulanacak bir programın başarılı olması mümkün değildir.

İlim tahsilinde dikkate alınması gereken en önemli hususlardan biri de öncelikle o ilmin temel ilkelerini öğrenmek, ayrıntı ve farklı görüşlere daha sonra yer vermektir.

Saçaklızâde’nin doktora düzeyinde ilmî ve ciddi çalışmalara konu olacak bir kişiliğe sahip olduğunu ve bunu birilerinin yapması gerektiğini belirterek sözlerime son vermek istiyorum.

Saygılarımla!…

***

Kaynaklar

Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, Ankara 2000.

İsmail Paşa el-Bağdâdî, Hediyyetü’l-Ârifîn Esmâu’l-Müellifîn ve Âsâru’l-Musannifîn, İstanbul 1955

Müstakîmzâde, Mecelletü’n-Nisâb ve’l-Künâ ve’l-Elkâb, Yazma.

Muhammed b. Ebî Bekr el-Mar’aşî (Saçaklızâde), th., Muhammed b. İsmail es-Seyyid Ahmed, Tertîbu’l-Ulûm, Beyrut 1988.

Fındıklı Mehmed Efendi, Tekmiletü’ş-Şakaik fî Ehli’l-Hakâik  (Şakaik-ı Nu’maniye ve Zeyilleri V), nşr. Abdülkadir Özcan, İstanbul 1989.

Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî (yahut Tezkire-i Meşâhir-i Osmâniyye), İstanbul 1308.

***

“Maraşlı Saçaklızâde’nin İlime Verdiği Değer Ve Eğitimde Verimliliği Artırmak İçin Öngördüğü Pedagojik Kurallar”, I. Kahramanmaraş Sempozyumu, İstanbul 2005, Cilt: 2, s. 943-950. [Sempozyumun Düzenlendiği Yer: Kahramanmaraş, Tarihi: 6-8 Mayıs 2004] [Bu yazı sunulan tebliğin özet metnidir-bu haliyle yayımlanmıştır.]

***


[1]  Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi. E-mail: agirman@cumhuriyet.edu.tr;  cemalagirman@hotmail.com

[2]  Sicill-i Osmânî’de bu tarih 1155 olarak verilmiştir. Doğrusu 1145 olmalıdır.

[3]  Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî (yahut Tezkire-i Meşâhir-i Osmâniyye), İstanbul 1308, IV, 233-234.

[4]  Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, Ankara 2000, I, 325-327; Müstakîmzâde, Mecelletü’n-Nisâb ve’l-Künâ ve’l-Elkâb, vr. 245b; İsmail Paşa el-Bağdâdî, Hediyyetü’l-Ârifîn Esmâu’l-Müellifîn ve Âsâru’l-Musannifîn, İstanbul 1955, II, 322-323; Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî (yahut Tezkire-i Meşâhir-i Osmâniyye), İstanbul 1308, IV, 233-234; Fındıklı Mehmed Efendi, Tekmiletü’ş-Şakaik fî Ehli’l-Hakâik  (Şakaik-ı Nu’maniye ve Zeyilleri V), nşr. Abdülkadir Özcan, İstanbul 1989, s. 50-52.

[5]   Muhammed b. Ebî Bekr el-Mar’aşî (Saçaklızâde), th., Muhammed b. İsmail es-Seyyid Ahmed, Tertîbu’l-‘Ulûm, Beyrut 1988, s.  51-52 (muhakkıkın yazdığı mukaddimede).

[6]   İsmail Paşa’nın Hediyyetü’l-Ârifîn adlı eserinde  “Succetü’l-kadîr fî medhi Meliki’l-kadîr” olarak geçer.

[7] İsmail Paşa’nın Hediyyetü’l-Ârifîn adlı eserinde  “….fi’l-munâzara” diye geçer.

[8] Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, I, 326-327; İsmail Paşa, Hediyyetü’l-Ârifîn, II, 322-323.

[9] Saçaklızâde, Tertîbu’l-Ulûm, s.  86.

[10] Saçaklızâde, Tertîbu’l-Ulûm, s. 86.

[11] Saçaklızâde, Tertîbu’l-Ulûm, s. 89.

[12] Saçaklızâde, Tertîbu’l-Ulûm, s. 90.

[13] Saçaklızâde, Tertîbu’l-Ulûm, s. 95.

[14] Saçaklızâde, Tertîbu’l-Ulûm, s. 102.

[15] Saçaklızâde, Tertîbu’l-Ulûm, s. 112.

[16] Saçaklızâde, Tertîbu’l-Ulûm, s. 196.

[17] Saçaklızâde, Tertîbu’l-Ulûm, s. 196.

[18] Saçaklızâde, Tertîbu’l-Ulûm, s. 199   .

[19] Saçaklızâde, Tertîbu’l-Ulûm, s. 200.

[20] Saçaklızâde, Tertîbu’l-Ulûm, s. 204.

[21] Saçaklızâde, Tertîbu’l-Ulûm, s. 205.

[22] Saçaklızâde, Tertîbu’l-Ulûm, s. 206.

[23] Saçaklızâde, Tertîbu’l-Ulûm, s. 197.

[24] Saçaklızâde, Tertîbu’l-Ulûm, s. 202.

[25] Saçaklızâde, Tertîbu’l-Ulûm, s. 203.

[26] Muhammed b. İsmail es-Seyyid Ahmed bu eser üzerinde bir master çalışması yapmıştır.

***

 
3 Yorum

Yazan: Aralık 6, 2007 in • Sempozyumlar

 

3 responses to “Maraşlı Saçaklızâde’nin İlime Verdiği Değer Ve Eğitimde Verimliliği Artırmak İçin Öngördüğü Pedagojik Kurallar

  1. nahibe okumuş

    Haziran 13, 2008 at 8:09 pm

    değişik bir bakış acısı

     
  2. oya

    Kasım 4, 2008 at 12:25 pm

    bence çok güzel olmuş çok beyend imilim bilimdir nakit vakittir hocamz ödev sormuştu bi batım burda buldum çok sevindim hemen yazdım yarını sabırsızlıkla bekliyorum hocam baa 5 verecek ayyyyy çok mutlu ve sevinçliyim acabahocam ne diyecek

     
  3. mustafa

    Kasım 8, 2008 at 1:39 pm

    teşekkür ederim

     

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: