RSS

Hz. Peygamber’de Oruç

06 Ara

 

“Hz. Peygamber’de Oruç”, [Konu: Ramazan Etkinlikleri/Hz. Peygamber’in Oruç Günlüğü, Düzenleyen: C.Ü. İlahiyat Fakültesi, Yer: Atatürk Kültür Merkezi, Tarih: 07. 11. 2004 (Etkinlikte sunulan konuşmanın metnidir]

 

 

Hz. Peygamber’de Oruç [pdf]

 

Doç. Dr. Cemal AĞIRMAN

Cumhuriyet Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi

Hadis Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi.

   

    Oruç, “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun…” [Bakara, 2/185] âyetiyle farz kılınmış; namaz, zekat ve hac gibi, İslâm dininin temel esaslarından biridir.

    Sözlükte; nefsi, meylettiği şeylerden uzak tutmak anlamına gelen oruç, dinde, gün boyu, nefsin belli başlı istekleri olan yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak demektir.

    Orucun farz kılınmasının hikmeti, Allah’ın emrine boyun eğmek suretiyle, ibadet zevkini tatmak; ruhu, riya ve gösteriş hastalığından arındırarak, Allah’a karşı samimiyeti artırmak ve kendisini Allah’ın korumasına teslim etmek için nefisle mücâdele etmektir.

    Hz. Peygamber, ramazan ayı girmeden önce, bazı günlerde oruç tutar, kendisini, heyecanla beklediği Ramazan ayına hazırlardı. Heyecanı her halinden belli olur, “Ya rabbi, bizi ramazana ulaştır!” diye dua eder, etrafındakilere “Ramazan ayı girdiğinde cennet kapılarının açıldığını, cehennem kapıla­rının kapandığını ve şeytanların bağlandığını söylerdi. [Buhârî, Savm 5]

    Ramazan ayının manevî hayatımıza kazandırdığı ve dolayısıyla gün­lük yaşantımıza getirdiği rahmet ve güzelliği bu üç cümlecikle ortaya koyan Hz. Peygamber, bizi, ramazan ve oruç iklimine hem hazırlamakta, hem de ısındırmakta ve böylece ümitlenmemize vesile olmaktadır. Çünkü Ramazan ayı; affın, rahmetin, bereketin ve sevabın arttığı, şeytanların etki ve saptırmalarının azaldığı ve dolayısıyla cehennem kapılarının kapandığı bir ay ve müstesna bir zamandır.

Cennet kapılarının açılması, ilâhî rahmetin her zamankinden daha büyük çapta hayatı kuşatması demektir. Bunun tabiî sonucu, cehennem kapılarının kapanmasıdır. Cehennem kapılarının kapanması ise, şeytanların faaliyet alanlarının daraltılması, etkilerinin kısıtlanması demektir. Bütün bunlar, ramazan ayında topluca ve top­lumca daha derinden ve yaygın olarak yaşanmaya başlanan temiz dînî hayatın, bir bakıma sebebi, bir bakıma da sonucudur.

O halde, bu müsait ortamdan mümkün olduğunca yararlanmaya çalışmak, herhalde yapılabilecek en akıllıca iştir.

Oruç tutmak, sadece yiyip içmekten ve cinsel isteklerden uzak durmaktan ibaret değildir; o, aynı zamanda kişiyi her türlü olumsuzluklardan uzak tutan manevi bir eğitimdir. Onun için Hz. Peygamber, çevresindekilere, “Oruç bir kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin! Şayet biri kendisine kötü söz söyler ya da sataşırsa: “Ben oruçluyum” desin…[Buhârî, Savm 9] der; kendilerini oruç kalkanıyla korumalarını öğütlerdi. Çünkü oruç, dünyada günahlara, âhirette de cehennem azabına karşı, koruyucu bir kalkan konumundadır.

Orucun mahiyeti konusunda Hz. Peygamber’in,Kim yalan konuşmayı ve yalan-dolanla iş yapmayı terk etmezse, Allah o kimsenin yemesini ve içmesini bırakmasına değer vermez. [Buhârî, Savm 8],sözü de son derece anlamlıdır.

Çünkü oruçta, yeme-içme ve cinsel isteklerden uzak durmanın yanı sıra, oruçlunun, kendisini yalan konuşmaktan, kötü söz söylemekten, dedi-kodu yapmaktan alıkoyması, başkalarına sataşmaktan ve zarar vermekten sakınması, oruç kavramının tabiî bir uzantısıdır. Bu hususlar her ne kadar orucu bozmaz iseler de faziletini ve oruçtan beklenen asıl neticeyi engeller.

Tutanı bildirmediği sürece, oruç, dışarıdan hiç kimsenin bilemeyeceği, riya ve gösterişten uzak bir ibadettir. Diğer ibadetlerden farklı tutulmasının sebebi de budur. Çünkü orucun diğer ibadetler gibi görünür bir şekli yoktur. Öte yandan, tarihte, Allah’tan başkasına tapınanların, ilahlarına yakın olmak için yaptıkları kulluk türleri içinde, oruç bulunmamaktadır. Bu yönüyle de oruç, sırf Allah için yerine getirilen bir ibadet türüdür. Onun için Hz. Peygamber, insanın her ameline kat kat sevap verildiğini, bir iyiliğe verilen sevabın, on mislinden yedi yüz misline kadar katlanabileceğini, ancak oruca, bunun da ötesinde sınırsız mükafat verileceğini, çünkü orucun gösteriş olmadan sadece Allah rızası için yerine getirilen tek ibadet olduğunu sık sık söylerdi [Müslim Sıyâm 164]. Çünkü amel ve ibadetlerin kabul olabilmesinin iki temel şartı vardır. Bunlardan birincisi Allah’a iman etmiş olmak; ikincisi ise samimiyettir.

Hz. Peygamber bu gerçeği, dostlarına, “Kim, faziletine inanarak ve arşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazanorucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır. [Buhârî, İmân 28],” sözü ile dile getirmiştir. Ancak buradaki “geçmiş günahlar” ifadesini, “küçük gü­nahlar” diye yorumlamak gerekir. Çünkü adam öldürmek, zina yapmak gibi büyük günahlar ile, kul hakkı içeren günahlar ibadetle af olmaz.

Hz. Peygamber, Ramazan ayı geldiğinde, kelimenin tam anlamıyla “kulluğa soyunur”, Allah’ı anmayı, Kur’an okumayı, ibadeti, her türlü iyilik, hayır ve hasenatı artırır, bunları, Ramazanın son on gününde daha da çoğaltırdı [Buhârî, Leyletu’l-kadr 5].

Ramazanın son on gününde ibadeti artırmasının sebebi, “bin aydan daha hayır­lı” olan Kadir gecesi’nin bu on gün içindeki tek gecelerde bulunması ve o gecenin ihyâsına ümmetin dikkatini çekmek istemesidir.

Hz. Âişe,Ey Allah’ın Rasulü! Kadir gecesinin hangi gece olduğunu bilecek olursam, o gece nasıl dua edeyim? diye sorduğunda, “Allah’ım! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin. Beni bağış­la!” diye dua et” buyurdu. [Tirmizî, Daavât 84]

Hz. Peygamber gücü yettiğince başkalarına iftar vermeye gayret eder, “Kim bir oruçluyu iftar ettirirse, oruçlu kadar sevap kazanır. [Tirmizî, Savm 82]derdi.

Bir defasında kendisine iftar veren bir dostuna şöyle dua etmişti:

“Evinizde hep oruçlular iftar etsin, yemeğinizi iyiler yesin, melekler de duacınız olsun. [Ebû Davûd, Et’ime 54]

Herkesin bir oruçluyu doyuracak kadar imkân bulamayacağını söyleyenlere, onun cevabı, “Allah Teâlâ, bu sevabı, oruçluyu bir hurma veya bir yudum su yahut bir içim süt ile iftar ettirene de verir” şeklinde olmuştur. O halde sırf bir oruçluyu iftar ettirmek niyetiyle ve elde ne varsa onunla iftar ettirmek, oruçlu kadar sevap kazanmak için yeterlidir. Bu işte; lükse, israfa ve hele hele gösteriş ve reklâma kaçmanın hiç bir anlamı yoktur.

Sonuç olarak, Ramazan ayı geldiğinde toplumda gördüğümüz güzellik, bereket ve manevî havanın iman hayatımız ve iki dünya mutluluğumuz bakımından son derece önemlidir. Ramazan ayının gün ve geceleri, Teravih namazı kılmak, dua ve ibadet etmek, Kur’an okumak, tefekkür etmek, hayır ve hasenatta bulunmasuretiyle ihya edilmelidir. Dolayısıyla Ramazanı hayatımızda daha büyük ölçüde etkili kılacak davranışlarda bulunmak, bize düşen görev olmalıdır.

Teşekkür ederim!…

***

“Hz. Peygamber’de Oruç”, [Konu: Ramazan Etkinlikleri/Hz. Peygamber’in Oruç Günlüğü, Düzenleyen: C.Ü. İlahiyat Fakültesi, Yer: Atatürk Kültür Merkezi, Tarih: 07. 11. 2004 (Etkinlikte sunulan konuşmanın metnidir]

***

 
Yorum yapın

Yazan: Aralık 6, 2007 in • Konferanslar/Sohbetler

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: