RSS

Ahiret İnancının Pratik Hayata Etkileri

06 Ara

“Ahiret İnancının Pratik Hayata Etkileri”, Diyanet Aylık Dergi, Sayı: 153, Yıl: Eylül 2003, s. 25-26.

 

Ahiret İnancının Pratik Hayata Etkileri [pdf]

Doç. Dr. Cemal AĞIRMAN*

 

Din, fert ve toplum hayatını her yönüyle kuşatan; iman, ibadet, ahlak ve muamelatla ilgili değerler bütünüdür. Bu değerler bütününün, iman kapsamında yer alan en önemli ilkelerinden biri, Ahiret’e imandır.

Ahiret’e iman; dünyada yapılan davranışlara göre, ya mutluluk dolu bir yaşam veya belirli bir süresi ya da bütünü, azaplarla çevrili, ebedî bir hayat yaşamak için, ölümden sonra tekrar dirilmeye inanmaktır.

İnsanın varlığı bir bitki gibi yalnız Dünya hayatı ile sınırlı değildir. Kan pıhtısı ile başlayan bedensel yapı, yer altında çürüyüp toprak olurken, insanın özü ve gerçek kişiliği olan ruh, Ahiret dediğimiz öteki dünyada, varlığını ve yeni yaşamını devam ettirecektir. 

Dolayısıyla yaşam, sadece Dünya hayatından ibaret olmadığı gibi, bu hayatın son bulduğu ölüm de, bir yok oluş değildir; yeni ve ebedî bir hayatın başlangıcıdır.

Ahiret, -iyi ya da kötü-, dünyada yapılan her davranışın hesabının verileceği ve neticede hak edilen sonuca göre, bir hayata sahip olunacağı bir yerdir. Onun                 için Sevgili Peygamberimiz: “Akıllı insan, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için hazırlık yapan kimsedir” buyurdu.

Bilindiği gibi “İnsanları hayvanlardan ayıran en önemli özellik akıldır.” Aklın aslî görevi ise nefis muhasebesi yapmak, geleceğini düşünmek ve ölümden sonrası için hazırlanmaktır. Çünkü insan, ölüm gerçeğini ve dolayısıyla ölümden sonrasını göz ardı edemez.

“Ahiret Günü”ne ve bu dünyada yaptığı her şeyin hesabını tek tek vereceğine inanmayan bir insan, dünya hayatını mânâlandıramaz, yaşama aşkı ve emelleriyle dolu, canlı ve gayeli bir hayat süremez, irâdesi ve imkânlarını hayra, iyiliğe, erdeme, fâzilete ve yüce gayelere yönelterek özlemi duyulan bir “İslam insanı” olamaz.

Ahiret Gününe ve hesaba çekilme inancı, kişiyi bencillik ve aşırılıklardan alı kor. Başkalarına daha saygın olmayı sağlar. Her attığı adımın hesabını yapar. Doğru ve dürüst olur. Haksızlıktan ve haram lokma yemekten sakınır.  Bunun içindir ki, âhiret gününe iman konusu, Kur’an-ı Kerim’de çokça işlenmekte, varlığı ve oluş şekli, şuurlara yerleştirilmektedir. Ahiret hayatı bütün ayrıntılarıyla anlatılmakta, Cennet ve nimetleri, Cehennem ve azabı gayet açık bir şekilde tasvir edilmektedir.

Yüce Allah Kur’an’da şöyle buyurur: “İnkar edenler, öldükten sonra tekrar dirilmeyeceklerini ileri sürerler. De ki: “Hayır! (Zannettiğiniz gibi değil.) Rabbime andolsun ki, siz, mutlaka diriltileceksiniz, sonra yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu ise Allah’a göre kolaydır[1]

Ahiret inancı, kişinin davranışlarını iki yönde etkiler: Biri, sayısız nimetlerle kuşatılan Cennet’e gitme arzusu ile iyiliklere yönelmek; diğeri de, çeşitli azaplarla kuşatılan Cehenem’e gitme korku ve endişesi ile kötülüklerden sakınmak.

Her iki durum da insanların hayrınadır. Çünkü böylesi bir inanç, toplumda iyiliklerin, dolayısıyla mutluluk ve refahın artmasına, kötülüklerden sakınmak suretiyle de hırsızlık, zina, gasp, adam öldürme, hak tecavüzü, içki, kumar, hulâsa başkasına zarar veren her türlü olumsuzlukların azalmasına vesile olur. Nitekim kul hakkının söz konusu olduğu her bir kural ihlâli, kişinin hanesine günah olarak yazılacak ve ahirette hesabı sorulacaktır.

İyilik yapanlar hakkında Allah Telala şöyle buyurur: “İnanan ve yararlı işler yapanlar için hoş bir hayat ve güzel bir istikbal vardır[2]”, “… Onları, altından ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Orada ebedi olarak kalacaklardır.[3]” 

İmanlı ve güzel amel sahibi müminler, öyle nimetler içerisinde olacaklar ki, Kur’an’ın ifadesiyle; “Yaptıklarına karşılık onlar için saklanan mutlu kılıcı nimetleri hiç kimse bilmez.[4]

İslam dininin hedefi, insanların dünya ve âhiret saadetini temin etmektir. Dolayısıyla kâmil insan, Allah’tan hakkıyla korkar. Kimseye kötülük etmez. Herkese iyilik eder. Adâlete, ilâhî hukuka riâyet eder. Nefsi için sevdiği şeyleri başkası için de sever. Nefsi için kötü gördüğü şeyleri başkası için de kötü görür. Allah’a tevekkül ve itimat eder. Azim sahibi olur. Bu güzel hasletlerle iç içe olan kâmil insan, ancak ilâhî dinin gözetimi ve ahirette yaptıklarının hesabını verme inancı ile mümkündür.

Cemiyetin düzenli ve intizamlı olması; Dînin, Neslin, Canın,  Aklın ve Malın korunması ile mümkündür.

Bu temel esaslar gözetilmezse, hayat düzeni kökünden sarsılır. İnsanlar arasında huzursuzluk ve kargaşa baş gösterir. İnsanların işlerinde düzensizlik ve dengesizlik hakim olur; böyle bir toplum hem dünyanın hem de âhiretin dengesini kaybeder. Ahiret ve dolayısıyla öldükten sonra dirilmeye imanın yer almadığı bir inanç sistemi ile böylesi dengesizlikler giderilemez. Çünkü âhiret inancının yer almadığı inanç sistemlerine göre, insanlar öldükten sonra çürür, ot gibi yok olur, toprağa karışır gider. Ayrıca onlarda haram-helal mefhumu da yoktur. Cennet, Cehennem, sırat, hesap, kitap gibi değerlerden de mahrumdurlar.

Sonuç olarak şöyle diyebiliriz: Ahiret inancı, İslam inancının en önemli ilkelerinden biridir. Kur’an’ın ifadesiyle zerre kadar hayır yapan mükafatını görecek, zerre kadar kötülük yapan da cezasını görecektir[5]. Dolayısıyla müslüman, attığı her adımın hesabını iyi yapmak durumundadır. Çünkü her hal ü kârda insanın korkuları, şüpheleri, âcizliği, çaresizliği, yalnızlığı, mahrumiyeti, başarısızlığı, hayal kırıklığı, sevgisizliği, pek çok arzu ve isteklerinin karşılanmaması; günahlar, ıstıraplar, acılar, suçluluk duygusu, pişmanlık, hayal kırıklığı, haksızlık ve adaletsizlik gibi hallerde din ve Allah inancı insan için en önemli bir sığınak ve ümit kaynağıdır. Mesela ölüm korkusunun yıkıcı etkilerine karşı, kişiler ve toplumların güvenip bağlanabilecekleri ve onları hayata bağlayabilecek en önemli şeyin Allah’a tevekkül ve âhiret inancı olduğuna hiç şüphe yoktur.

***

[Makaleyi yorumlamak veya soru sormak isterseniz lütfen Tıklayınız!]

***

 

“Ahiret İnancının Pratik Hayata Etkileri”, Diyanet Aylık Dergi, Sayı: 153, Yıl: Eylül 2003, s. 25-26.

***

*Bu yazı, 05. 06. 2003 tarihinde TRR 1’in Ramazan ve Cuma sohbetleri için çekimi yapılan konuşmanın metnidir.

***


* Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Anabilim Dalı Öğretim Üyesi (e-mail: agirman@cumhuriyet.edu.tr)

[1] 64 Tegabün: 7.

[2] 13 Ra’d: 29.

[3] 4 Nisa: 57.

[4] 32 Secde: 17.

[5]99 Zilzâl: 7,8.

***

 
Yorum yapın

Yazan: Aralık 6, 2007 in • Diğer Makaleler

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: