RSS

HZ. Peygamber’in Örnek Şahsiyeti Ve Örnekliği

06 Ara

 

“HZ. Peygamber’in Örnek Şahsiyeti Ve Örnekliği”, Panel: Kutlu Doğum Haftası, Yer: Sivas İl Kültür Merkezi, Tarih: 18. 05. 2003, Düzenleyen:  Diyanet İşleri Başkanlığı Sivas İl Müftülüğü (Yapılan sunumun metni) 2) “En Güzel Örnek, Peygamber Efendimiz”, Diyanet Avrupa Aylık Dergi, Nisan 2007, Sayı: 96, s. 11-15. (Aynı metin)

 

Hz. Peygamber’in Örnek Şahsiyeti Ve Örnekliği [pdf]

Doç. Dr. Cemal AĞIRMAN*

Bilindiği gibi Peygamberler, “Yüce Allah’ın, kullarına haber iletmek ve dinini onlara bildirmek için bizzat seçip görevlendirdiği kimselerdir”; yani “Allah’ın elçileri”dir[1].

Allah Teâlâ, ilk insan Hz. Adem’den beri, çeşitli dönemlerde, insanların nasıl hareket edeceklerini, kime karşı nasıl davranacaklarını, görev ve sorumluluklarını bildiren peygamberler gönderdi. Onlar bir yandan, Allah’tan aldıkları vahyi, olduğu gibi insanlara ulaştırırken, diğer yandan da, ilâhî vahyi en iyi şekilde uygulayarak, diğer insanlara örneklik etmişlerdi.

Bizim peygamberimiz Hz. Muhammed, bu peygamberlerin sonuncusudur. Onu, Allah Teâlâ, bütün insanlığa, her zaman ve her çağda, uyulması gereken güzel bir örnek olarak göndermiştir. Onun hayatı, Allah’tan gelen vahyin bizâtihi canlı bir uygulamasıdır; yani o, canlı bir Kur’an’dı. Bundan dolayı onun yaşam kriterleri Müslümanlar için bir ölçü niteliğindedir. Nitekim Allah Teâlâ:”Gerçekten Allah’ı ve Ahiret gününü arzulayanlar ve Allah’ı çok zikredenler için, size, Allah’ın Rasûlunde, (takip edeceğiniz) pek güzel bir örnek vardır”[2], ifadesiyle Rasûlünü, uyulmaya değer örnek bir kişi olarak sunmaktadır.

İnsanoğlu, akıl yürütme yöntemi ile bir yaratıcının var olduğu hükmüne varabilir. Allah Teâlâ, akla, bu yeteneği vermiş, Kur’an’da da, Hz. İbrahim’in şahsında, akıl yürütme yöntemi ile, Allah’ı bulma örneğini göstermiştir[3]. Ancak, insanoğlu yaratıcısı hakkında ve O’na nasıl kulluk edeceğine dair, akıl yürütme yöntemi ile, doğru bir bilgiye ulaşması mümkün değildir. Bu durumda Allah ile kul arasında, yaratılış gayesi olan “kulluk” görevinin nasıl yerine getirileceğini bildirecek bir vasıtaya ihtiyaç vardır; onlar da peygamberlerdir.

Hz. Peygamber’e uymak konusunda bir kaç ayet meali şöyledir:

*“Allah ve Rasûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir kadın ve erkeğe, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Rasûlune karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur”[4].

*“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın!”[5]

*“Kim Rasûle itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, seni onların başına bekçi göndermedik”[6].

*“De ki: Allah’a ve Rasûlune itaat edin! Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kafirleri sevmez”[7].

*“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e ve sizden olan emir sahiplerine (idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah’a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah’a ve Rasûle götürün (problemi onların talimatına göre çözün); bu hem daha hayırlı, hem de netice bakımından daha iyidir”[8].

*“Hayır! Rabbine and olsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem yapıp sonra da verdiğin hükmü içlerinde hiçbir sıkıntı duymayacak şekilde tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar”[9].

Şunu iyi bilmek gerekir ki, peygamberin hayatı; İslamî bütün değerlerin hayat bulup müşahhas hale geldiği bir alandır. Her ahlakî değer, gerektiği kadar ve gerektiği şekilde onun hayatında yer almıştır.

Yüce Allah elçisini en güzel yaratılış ve ahlâkî vasıflarla donatmış, onun bu üstün ahlâkını;”Gerçekten sen, pek yüce bir ahlâka sahipsin!”[10] ifadesiyle insanlığa duyurmuştur.

Hz. Peygamber, peygamberlikle görevlendirilmeden önce de, çevresine güven ve itimat veren, üstün bir kişiliğe sahipti. Onun, “Muhammedü’l-emîn/Güvenilen Muhammed” vasfı, peygamber olmadan önce, Mekkeli müşrikler tarafından verilmiş, peygamber olduktan sonra da, onun bu vasfını inkâr etmemişlerdi. Buradan anlaşıldığına göre insan, her şeyden önce, etrafına güven veren, “kötülüğü dokunmasın” diye kaçılan değil, güvenle yanına varılabilen kişi olmalıdır[11].

*Hz. Peygamber, bir yetim olarak dünyaya gelmiş, çocukluğunu fakirlik içinde geçirmişti. Gençlik çağına geldiğinde, doğruluk ve çalışkanlığıyla büyük bir ün yapmış; onun, sevecen ve müşfik davranışları, dürüst ve Hakk’a uygun yaşamı, güzel ve örnek ahlâkı, tüm Mekke halkının; hayranlık, sevgi ve saygısına mazhar olmuştu. Genç bir adam olduğunda, Muhammed Aleyhisselâm dürüst bir tüccar, nazik, müşfik, sadık bir eş olarak biliniyordu.

*Peygamberlikle görevlendirildiğinde ona deli dediler, büyücü dediler, iftira attılar; fakat ona hiçbir zaman yalancı diyemediler. Daha sonra Medine Devleti’nin başkanı olduğunda merhametli, affedici, hayırsever ve adil bir insan olarak ün yapmıştı. Her sahadan, kadın-erkek herkesin onun hayatından gerçek bir örnek alacağına ve bu mükemmel insanın, onları gerçek başarı ve mutluluğa ulaştıracağına şüphe yoktu.

*Onun, insanî ilişkilerdeki temel özelliği; merhameti, hoşgörüsü ve şefkatiydi. Bütün insanlara karşı nezaket, sevgi ve şefkatle muamele eder, düşmanlarına bile sert davranmazdı. Allah Teala Rasûlü’nün bu özelliğine, “(Ey Rasûlüm!) Allah’ın rahmeti sayesinde, sen insanlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın, insanlar çevrenden dağılır giderlerdi.[12]  sözleriyle temas etmektedir.

*“Müminler, birbirlerini sevme, birbirlerini acıma ve birbirlerine şefkat gösterme konusunda bir vücuda benzerler. O vücudun herhangi bir organı rahatsızlandığında,  diğer organlar da uykusuzluk ve rahatsızlık gibi nedenlerle etkilenir ve hastalanırlar.”[13] sözleri, o yüce peygambere aittir.

*Hz. Peygamber’in sunduğu bu mesaj, Müslümanların sosyal, siyasal, iktisadî, hatta bütün faaliyetlerine yön verecek niteliktedir. Çünkü o her şeyi sevgi temeli üzerine bina etmişti.

*Bu mesaja göre bütün Müslümanlar, temeli sevgiye dayanan; saygı, şefkat ve merhamet gibi temel unsurları, bütün ilişkilerinin temeli yapmak durumundadırlar. Bu temel kurulduktan sonra, insanlar mutlulukta, sevinçte, barış ve huzurda her zaman birbirlerini sevmeleri mümkündür.

*Hz. Peygamber’in merhameti, beşerî münasebetlerde ortaya çıkan bir husustu. Onun insanî ilişkilerini bu gözle değerlendirdiğimizde, merhamet ahlakının en şahika örneklerini, hoşgörü ikliminin en müşahhas misallerini onda görürüz. Çünkü o, lanetçi değil, rahmet peygamberiydi[14]. Aile hayatından toplum ve devlet hayatına varıncaya kadar, bu hoşgörü, merhamet, şefkat ve sevginin en doruk noktası, onda mevcuttu.

*Hz. Peygamber ümmetine son derece düşkün biriydi. Onların her şeyi ile ilgilenir, sıkıntı çekmelerine gönlü asla razı gelmezdi[15]. O yüce Peygamber’in ümmetine olan bu düşkünlüğünü bütün hücrelerinde hisseden Akif, Müslümanların sıkıntıya düştüğü bir zamanda:

Hiç sıkılmaz mısınız Hz. Peygamber’den

Ki uzaklardaki bir mümini incitse diken,

Kalb-i pakında duyarmış o musibetten acı

Sizden elbette olur rûh-i Nebî davacı. dizeleri ile ifade etmişti[16]. Akif, bir Müslümanın, canından, malından, çocuğundan, ana ve babasından daha fazla sevdiği ve sevmesi gerektiği Peygamber’in[17], ümmetine olan özlem ve iştiyakını öne çıkararak, bu duygu ve düşüncesini böyle haykırmıştı.

*Hz. Peygamber’in sevgi ve merhameti belli bir kesime değil, inancı, rengi veya ırkı, makam veya cinsiyeti ne olursa olsun, Allah’ın yarattığı tüm mahlukata yönelikti. Çünkü Yüce Allah, “(Ey Muhammed) Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.”[18] ifadesiyle, onun bir rahmet peygamberi olduğunu ilan ediyordu.

*Nakledildiğine göre bazı insanlar Allah’ın elçisine gelerek müşriklere beddua etmesini istediler. Bunun üzerine o, yüzünün rengi değişerek, “Ben dünyaya beddua etmek için gönderilmedim; ben sadece rahmet olarak gönderildim.” demişti[19].

*Hz. Peygamber, sevgi konusunda, “İnanmadıkça cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de (kamil) mümin olamazsınız. Yaptığınızda birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi: Kendi aranızda herkese selam veriniz.” diyordu[20].

*İnsanların kusurlarını asla yüzlerine vurmaz, azarlayıp ayıplamazdı. Gördüğü hatalardan dolayı insanları uyarırken herhangi bir şahsi hedef almaz, isim zikretmezdi; dolaylı ifadeler kullanır; “Bazı kimselere ne oluyor da şöyle şöyle yapıyorlar” diyerek o hareketin doğru olmadığını açıklardı[21].

*Bir defasında Mescidin içinde, bevl gibi tabiî ihtiyacını görmeye kalkışan bir bedeviye müdahale etmeye kalkışanlara bile mani olmuş, “bırakın ihtiyacını görsün” dedikten sonra,  bir kova su döktürerek o yeri temizletmişti[22].

*Gençliğin verdiği taşkınlık ve şaşkınlıkla kendisinden zina etmek için izin isteyen bir genci, azarlayıp ayıplamak yerine ikna yöntemini seçmişti. Gence, “böyle bir fiilin annesine, bacısına, teyzesine vs. yapılmasından memnün olup olmayacağını” sorarak, gönlündeki bu meyli, önce soru sorma ve ikna yöntemi ile, ardından da, nazar ve dua ile bertaraf etmişti[23].

*Sıkıntılı olduğunda kaba veya sertleşip bağırmazdı. Söz veya hareketle  hiç kimseye hakaret etmemiş, gücendirmemişti. Hiç kimse ondan kötü söz işitmemişti. Hiç kimseye arkasını dönmemişti. Mecliste oturan herkes azami derecede saygın ve şerefli muamele gördüğünü hissederdi. Arkadaşa nazik davranmanın, hayırlı bir iş, her hayırlı işin de, bir sadaka olduğunu söylerdi[24]“İçinizde en iyi olanınız şahsiyet ve ahlak olarak en iyi olanınızdır.” derdi[25].

*Bütün insanlığa örnek olarak gönderildiği için onun bütün tutum ve davranışları, beşerî münasebetleri ve Allah’a karşı görevleri en mükemmel ölçüdeydi. Bu yüzden, o, bir takva, bir adalet, bir ahlâk abidesiydi. İnsanlara güzel ahlâk ve dürüst hayatı, sadece telkin etmiyor, aynı zamanda kendi hayatında, bizatihi en mükemmel bir şekilde uyguluyordu. Kur’an’ın övdüğü bir hasleti herkesten fazla benimser, yasaklanan davranışlardan da, herkesten daha çok sakınırdı. Çünkü Hz. Aişe’ye, o yüce Peygamber’in ahlâkı sorulduğunda, “onun ahlâkının bizzat Kur’an olduğunu.” söylerdi[26].

*O, zenginlere olduğu gibi, fakirlere karşı da iyi ve müşfik davranırdı. O kadar ki, Hz. Peygamber’in fakir ve kimsesizlerle oturup kalkması, Mekke’nin kendini beğenmiş zenginlerinin canını sıkıyordu[27].

*Hz. Peygamber, Cennete ilk girecekler arasında, iffet ve namusunu koruyan fakirlerin de bulunduğunu söylüyordu[28].

*Nakledildiğine göre Cafer b. Ebî Tâlib yoksulları çok sever, onlarla oturur sohbet ederdi. Onun bu davranışını çok beğenen Hz. Peygamber, ona, “Yoksulların babası!” lakabını takmıştı[29].

*Çocukları çok sever, onlara hep müşfik davranırdı. Çünkü o, çocuklara selam verir[30], onları kucağını alır, öper, okşardı[31]; onlarla bazen şakalaşır, bazen de oynardı[32]. “Kureyş kadınlarının iyisi, çocuğa küçüklüğünde en şefkatli olanlardır.” derdi[33].

Mahmûd İbnu’r-Rabî’ de “Beş yaşımda iken Peygamber (s.a.)’in bir kere bir kovadan (ağzına su alıp) yüzüme püskürttüğünü hatırlıyorum.”[34] diyordu.

*Göçebe bir Arap; “Biz öpmeyiz. Siz çocukları öper misiniz?” dediğinde, Rasûlüllah, “Allah gönlünüzden merhameti söküp almışsa ben ne yapabilirim.” cevabını vermişti[35].

*Bilhassa hizmetçi ve işçilere karşı çok şefkatlı davranırdı. Ashabına, “Hizmetçileriniz sizin kardeşlerinizdir. Allah onları sizin elinizin altına (yönetiminize emanet olarak) vermiştir. Kimin sorumluluğu altında böyle bir kardeşi varsa ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin ve ona gücünün yetmeyeceği bir iş yüklemesin; eğer ona ağır bir iş yüklerse ona yardım etsin!”[36] derdi.

*Hz. Peygamber, kadınlara karşı da sevgi ve şefkatle muamele ederdi. Onlara toplumda erkekler kadar şeref ve değer verir, ashabına, “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en iyi davrananınızdır.” derdi[37]. Oysa o zamanlar kadınlara karşı çok kötü muamele edilmekteydi.

*İhtiyacı olan hiç kimse yanından eli boş ayrılmazdı. Fakir, muhtaç, dul ve yetimleri beslerdi. Yetimlere karşı çok daha merhametli davranır, ashabından da aynı hassasiyeti göstermelerini isterdi. Yüce Allah’ın, “Yetimi sakın üzme, senden bir şey isteyeni azarlama!”[38] emrine en çok bağlı olan kendisiydi.

*Ebû Hurayra’nin rivayetine göre, Allah’ın elçisi, iki parmağını birleştirer, “Kendi yetimini veya başkasına ait bir yetimi himaye edip yetiştiren kimse ile ben, cennette şöyle beraber olacağız.” demişti[39].

*“Bir kimse sırf Allah rızası için bir yetimin başını okşarsa elinin değdiği her saç teline karşılık sevap alır[40].” sözleri de, yine o yüce peygambere aittir.

*Allah Rasûlünun başka bir büyük özelliği de, şahsî sebeplerden dolayı hiç kimseden asla intikam almaması, azılı düşmanlarını dahi affetmesiydi. Hz. Aişe’nin naklettiğine göre, o, kimseden kendi namına intikam almamıştı.

*Yine Hz. Aişe’nin anlattığına göre, o, hiçbir zaman yakışıksız veya müstehcen bir sözü ağzına almaz, sokakta yüksek sesle konuşmaz, kötülüğe kötülükle karşılık vermez, buna mukabil bağışlar, affederdi. Kureyşliler ona hakaret ettiler, alay ettiler, hakir gördüler, sataştılar, saldırdılar, ağır sözler söylediler; onu öldürmeye kalktılar, ona karşı savaştılar. Fakat o, onbin kişilik bir orduyla Mekke’ye muzaffer olarak girdiğinde hiç kimseden intikam almadı. Aksine, herkesi affetti.

*Hz. Peygamber, tabiatı gereği çok cömert ve hayırsever bir insandı[41]. Ömrü boyunca bir şey isteyene hiçbir zaman “hayır” dememişti. Yardım isteyen herkese yardım ederdi; bir şeyi olmadığında da, daha sonra yardım edeceğine dair söz verirdi. Onun bu tavrı insanları öyle cesaretlendirmişti ki, bir gün namaz kıldığı sırada yanına gelen bir bedevi elbisesinden tutarak “karşılanması gereken bir ihtiyacı” olduğun söyledi. Rasûlüllah, bedevi ile birlikte oradan ayrılıp gitti, ihtiyacını hallettikten sonra dönüp geldi, ardından da namazı kıldı.

*Allah’ın Elçisi, hastaları ziyaret eder, cenaze törenlerine katılır, kölelerin davetini kabul ederdi.

*Hayatı boyunca insanların iyiliği ve saadeti için çalışmış, bütün zamanını ve gayretini, cahil insanların İslam ışığıyla aydınlanması için sarf etmişti; fakat yine de o insanların elinden, sadece çile ve ıstırap görmüştü. Buna rağmen kendileri için neyin iyi, neyin kötü olduğunu bile bilmeyen o insanların haline üzülürdü.

*Hz. Hatice, ilk vahiy geldikten sonra şaşkınlık içinde olan Hz. Peygamber’i, “Korkma! Yaradana yemin olsun ki, Allah seni asla mahcup etmeyecektir; çünkü sen akrabanı gözetirsin, çaresizlerin işine koşarsın, yoksullara yardım edersin, misafire ikram edersin, hakkı gözetirsin.” sözleriyle teselli etmişti[42].

*Allah’ın Elçisi insanî ilişkiler konusunda, “Faziletlerin en yükseği, seninle ilişkisini keseni, senin arayıp sorman; seni mahrum bırakana, senin ihsanda bulunman ve sana zulmedeni senin bağışlamandır.”[43] diyordu.

*Hz. Peygamber dürüstlükteki hassasiyet konusunda da, “Helal da bellidir, haram da bellidir. Fakat ikisi arasında bazı şüpheli şeyler vardır ki, pek çok insan onları bilmez. Şüpheli şeylerden sakınan, dinini ve şerefini tertemiz olarak korur. Şüpheli şeylerden sakınmayan kimse, hayvanlarını kamu arazisi etrafında otlatan çobana benzer. Biraz sonra davarlarıyla o arazinin içine düşeceği gibi harama da düşer”. diyordu[44]

Son olarak şunu söylemek gerekir ki: Genç-yaşlı, fakir-zengin, yönetici-yönetilen herkesin onun hayatından alacağı büyük dersler vardır. İnsanlık, onun izinden giderek bu dünyada gerçek başarıya, kurtuluş ve iyiliğe ulaşabilir. Şu anda olduğu gibi, tüm çağların ve gelecek nesillerin, onun hayatından öğreneceği evrensel ilkeler, önemli dersler vardır. Her kadın ve erkek, onun hayatından,  kendilerini günah ve cehaletin karanlık vadisinden çıkaracak, yeterli ışığı bulacaklardır. Onun getirdiği ilim, hayır ve mutluluk dünyasına ışıldayan bir ışıktır. Şüphesiz hepimizin ahlâk ve sosyal davranışlarımızın temizlenip paklanmasına yardım edecek, böylece bizim sosyal hayatta, daha iyi, barış ve selamet içinde yaşamamızı sağlayacaktır.

***

“HZ. Peygamber’in Örnek Şahsiyeti Ve Örnekliği”, Panel: Kutlu Doğum Haftası, Yer: Sivas İl Kültür Merkezi, Tarih: 18. 05. 2003, Düzenleyen:  Diyanet İşleri Başkanlığı Sivas İl Müftülüğü (Yapılan sunumun metni) 2) “En Güzel Örnek, Peygamber Efendimiz”, Diyanet Avrupa Aylık Dergi, Nisan 2007, Sayı: 96, s. 11-15. (Aynı metin)

***


*Cümhuriyet Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Hadis Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi. E-mail: agirman@cumhuriyet.edu.tr; cemalagirman@hotmail.com

[1]TDK, Türkçe Sölük, s. 1182, Ankara 1988; Mehmed Doğan, Büyük Türkçe Sözlük, byy, 1996, İz Yayıncılık, s. 902.

[2]33 Ahzab: 21.

[3]6 En’âm: 75-81.

[4]33 Ahzab: 36.

[5]3 Al-i İmran: 31.

[6]4 Nisa: 80.

[7]3 Al-i İmran: 32.

[8]4 Nisa: 59.

[9]4 Nisa: 65.

[10] 68 Kalem: 4.

[11]Bk. Buhârî, Edeb 48.

[12]3 Al-i İmrân:159.

[13]Buharî, Edeb 27; Müslim, Birr 66.

[14]21 Enbiyâ: 107.

[15]9 Tevbe:159.

[16]Akif, Mehmed, Safahat, 1977, s. 179.

[17]Buhârî, Edeb 42.

[18]21 Enbiyâ: 107.

[19]Müslim, Birr 87.

[20]Müslim, İman 93; Ebû Dâvûd, Edeb 131, İsti’zân 1.

[21]Buhârî, Ezân 92.

[22]Buhârî, Vudû’ 58, Edeb 35, 80, Taharet 98-100.

[23]İbn Hanbel, I, 256, 257.

[24]Buhârî, Edeb 33.

[25]Buhârî, Edeb 38.

[26]Müslim, Müsâfirîn 139.

[27]Bk. 18 Kehf: 128.

[28]Ahmed b. Hanbel, II, 425.

[29]İbn Mâce, Zühd 7.

[30]Buhârî, İsti’zân 15.

[31]Buhârî, Edeb 22.

[32]Buhârî, İlm 18.

[33]Buhârî, Nafakât 9.

[34]Buhârî, İlm 18.

[35]Buhârî, Edeb 18, 22.

[36]Buhârî, İmân 22.

[37]İbn Mâce, Nikâh 50; Dârimî, Nikâh 55.

[38]93 Duhâ: 9-10.

[39]Buhârî, Talak 25, Edeb 24; Müslim, Zühd 42.

[40]Ahmed b. Hanbel, V, 250.

[41]Buhârî, Edeb 39.

[42]Buhârî, Bed’u’l-vahy 2.

[43]İbn Hanbel, III, 438, IV, 148, 158.

[44]Buhârî, İman 39, Buyû’ 2.

***

About these ads
 
2 Yorum

Yazan: Aralık 6, 2007 in • Kutlu Doğumlar/Paneller

 

2 responses to “HZ. Peygamber’in Örnek Şahsiyeti Ve Örnekliği

  1. yok

    Aralık 27, 2007 at 2:15 pm

    valla güzel olmus ama maddeler halinde yapılsaymış daha güzel olabilidi

     
  2. rabia

    Şubat 2, 2008 at 6:56 am

    Allah razi olsun.
    Allah hepimizi Peygamber Efendimizi (s.a.s) yollunda gitmegi nasip etsin.

     

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: