RSS

Tarih Ve Tabakat Kitaplarında Üsküdârî Nisbesiyle Anılıp Adından Söz Ettiren Üsküdarlı Bilginler

06 Ara

“Tarih Ve Tabakat Kitaplarında Üsküdârî Nisbesiyle Anılıp Adından Söz Ettiren Üsküdarlı Bilginler”, II. Üsküdar Sempozyumu (12-14 Mart 2004) Bildiriler, II. CİLT, İstanbul 2005, Cilt: 2, s. 485-512.

Tarih Ve Tabakat Kitaplarında Üsküdârî Nisbesiyle Anılıp Adından Söz Ettiren Üsküdarlı Bilginler [pdf]

Cemal AĞIRMAN*

Bir ülke veya toplumun kültür ve medeniyetini yansıtan en önemli göstergelerden biri, şüphesiz yetiştirdiği bilim adamlarıdır. Günümüzde olduğu gibi, geçmişte de çeşitli bilim dallarında kendinden söz ettiren, isim yapan; biyografi, tabakat ve tarih kitaplarına giren pek çok Üsküdarlı bilim adamı yetişmiştir. Bu bilginler içerisinde din bilgini olup müfessir, muhaddis, fakîh, vs. olanlar bulunduğu gibi, mantık, tarih, coğrafya, edebiyat, şiir, resim, tezhip, hat, müzik ve buna benzer alanlarda uzman olanlar, şeyhülislamlık, şeyhlik, vezirlik, sadrazamlık, kadılık, kazaskerlik gibi önemli görevleri ifa edenler ve yüksek eğitim kurumlarında ders verecek kadar yetkin müderrisler de bulunmaktadır.

İstanbul’un fethinden sonra Doğuya yapılan seferlerde bir harekât üssü olarak kullanılması, hem hükümdarların ve devlet adamlarının dinlenmeleri, hem de sefere çıkış ve dönüşlerinde kalabilmeleri için bir takım saraylar ve kasırların inşa edilmesi, özellikle de İstanbul’a olan yakın bağı, Boğaza nezareti ve sahip olduğu tabii güzellikler, Üsküdar’a karşı duyulan ilgiyi artırmıştır.

Bu ilgiyi artıran diğer bir faktör ise Üsküdar’ın, tekke, mektep ve medreseleri bol olan bir yerleşim yeri olmasıydı. Bugün de değişik hizmetler için kullanılan Mihrimah Sultan, Şemsi Paşa, Çinili (Orta Valide) ve Ahmediye Medreselerinin yanı sıra,  Askerî rüşdiye, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahâne ile bir çok tekkenin burada yer almış olması, ilim tahsil etmek ve irşad faaliyetlerinde bulunmak gibi amaçlarla da Üsküdar bir cazibe merkezi olmuştu[1]. Dolayısıyla dışardan gelenlerden ve yerli halk arasından pek çok ünlü şahsiyet yetişmiş, adından söz ettiren bu şahsiyetler, toplumun kültürel, sosyal, siyasal ve bilim hayatına, bu hayatın müsbet manada gelişmesine önemli katkılar sağlamışlardır.

Biyografik eserlere bakıldığında İstanbul’un diğer ilçe veya semtlerine nazaran coğrafi bölge adı nisbesi ile anılan en çok kişinin Üsküdar’da bulunduğunu görmek mümkündür.

Üsküdârî (Üsküdarlı) nisbesi ile anılanların bir kısmı bizâtihi Üsküdar doğumludur. Bir kısmı ise bir vesile ile dışardan gelip sonradan Üsküdar’a yerleşen ve orada hayat sürenlerle görev icabı gelip orada ölen ve sadece orada metfun olduğu için Üsküdârî nisbesini alanlardır. Ancak dışardan gelip yerleşen ve Üsküdar’da vefat eden her ünlü veya bilim adamı için de Üsküdârî nisbesi verilmiş değildir.

Üsküdârî nisbesiyle anılan âlimleri, genel olarak tefsirciler, hadisçiler, fıkıhçılar, edebiyatçılar, coğrafyaçılar, tarihçiler, müderrisler, müzisyenler, şâirler, hattatlar vs. şeklinde bir sınıflandırmaya tabi tutmak mümkündür. Ancak eski âlimler genelde tek yönlü olmadıkları için her şahsı yalın ve tek boyutlu bir kategoriye dahil etmek mümkün değildir. Bu tür kişileri en çok tanındıkları, ya da en çok eser verdikleri alana dahil etmek mümkündür.

Biz bu tebliğde, bunlardan, tebliğin sınırlarını fazla zorlamamak için sadece Üsküdârî nisbesiyle anılıp adından söz ettiren bilginleri ele alacağız. Bunların iştigal edip meşhur oldukları ilim dallarını ve ifâ ettikleri görevleri belirtecek, önemli eserlerine yer vererek kısaca bilim tarihindeki yerlerine işaret edeceğiz.

Daha sonra hangi ilimlerde öne çıktıkları ve hangi bilime daha fazla katkı sağladıkları üzerinde durularak genel bir değerlendirme yapılacak, dönemsel olarak daha çok hangi bilim dallarına yöneldikleri ve mümkün olduğu kadar bunun kültürel alt yapısı irdelenecektir.

Tefsirciler

1. (1) Mehmed Emin Üsküdârî (Kasîrîzâde) (ö.1149/1736) [Müderris, tefsirci, dilci, kelâmcı, mantıkçı, felsefeci, ahlâkçı, mutasavvıf]

Kasîrîzâde Mehmed Emin Üsküdârî, Arap Dili İlimlerinin çoğu dallarında ve İslamî İlimlerin hemen hemen her alanında tam bir otorite olup saygın bir kişiliğe sahiptir. İlmî vukûfuyetini Arap Dili ve Edebiyatı ile tefsir, fıkıh, kelâm, akâid, mantık, felsefe, İslam ahlâkı ve diğer alanlarında verdiği güzide eserlerde görmek mümkündür. Çok yönlü eserler verdiği için onu kesin çizgilerle herhangi ilmî bir kategoriye dahil etmek mümkün değildir. Ancak biz Kur’an ve tefsirin önceliği nedeni ile onu tefsirciler kategorisinde zikretmeyi tercih ettik.

Mehmed Emin, Pîr Ali (Aziz Mahmud Hüdâyî) hazretlerinin kerîme-zâdeleri Seyyid Abdulhay Efendi’nin oğludur[2]. Fazilet ehli ve önde gelen saygın müderrislerden biridir. Önce Şeyh Murad Nakşibendî’nin tarikatına intisab etmiş, daha sonra Şeyh Osman Mevlevi’ye yakın olmuştur[3]. Celvetiyye tarikatına da intisab ederek ayrıca yararlanmıştır. Kısa zamanda şöhrete ulaşınca öğrenim halkasına kalabalık bir öğrenci kitlesi katılmış, bunun yanı sıra bir çok eser kaleme almıştır. Gerçekten fazilet ve edeb kaynağı bir âlimdir. 1149/1736 tarihinde vefat etti. Üsküdar’da Bülbül Deresi Kabristanı’nda metfundur. Kitapları, Emîr Hoca olarak bilenen Abdulkadir Efendi’ye intikal etmiş, onun vefatıyla kütüphanelerde koruma altına alınmıştır[4].

Eserleri: 1) Câmiu’l-Kavâid ve Zübdetü’l-Fevâid fi Cemi’i Kavâidi’s-Sarf (Arap dili), 2) Câmiu’l-Kavâid ve Zübdetü’l-Fevâid: en-Nisbetu’l-Hikemiyye (Mantık), 3) Emsile-i Muhtelife Şerhi (Arap dili), 4) er-Risâletu’l-Mufrede fi Mefhumâti’l-Kadâyâ ve Nesebeha (Mantık), 5) Hâşiye alâ Hâşiye İsâmuddin alâ Fevâidi’z-Ziyâde, 6) Hâşiye alâ Hâşiye min Ebi’l-Feth fi İlmi’l-Âdâb, 7) Hâşiye alâ Hâşiyeti İsâmuddin alâ Şerhi Kâfiye li-Molla Câmi’, 8) Hâşiye alâ Hâşiyeti Mırza Cân li-Şerhi’l-Karabaği alâ Risâle, 9) Hâşiye alâ Hâşiyeti Risâleti’l-İsbâti’l-Vâcib, 10) Hâşiye alâ Hâşiyeti’l-Fethiye fi Adâbi’l-Munazara (Mantık), 11) Hâşiye alâ Hâşiyeti’l-Fevâidi’z-Ziyâiyye, 12) Hâşiye alâ Hâşiyeti’n-Nûniyye li’l-Hayâlî, 13) Hâşiye alâ Hâşiyeti’s-Seyyid alâ Şerhi’l-Kutb ale’ş-Şemsiyye, 14) Hâşiye alâ Hâşiyeti’s-Seyyid Şerif ale’l-Mutavvel, 15) Hâşiye alâ Hidâyeti’l-Hikme (Metafizik), 16) Hâşiye alâ İmtihâni’l-Ezkiyâ, 17) Hâşiye alâ Kısmi’s-Sânî min Şerhi’ş-Şemsiyye, 18) Hâşiye alâ Risâleti Ciheti’l-Vahde li-Fenârî, 19) Hâşiye alâ Şerhi’r-Risâleti’l-Vad’iyye li’l-İsâm, 20) Hâşiye alâ Şerhi’ş-Şemsiye, 21) Hâşiye alâ Şerhi’t-Telhîs (Arap Edebiyatı), 22) Hâşiye ale’d-Durer ve’l-Gurer (Fıkıh), 23) Hâşiye alâ Tefsîri’l-Beydâvî (Tefsir), 24) Keşfu’l-Gumme an Kulûbi’l-Umme, 25) Mefhûmu’l-Binâ ve’l-Emsile, 26) Müstağni’ş-Şurûh (Arap Dili), 27) Nadratü’l-Enzâr fi Şerhi Menâr (Fıkıh usûlu), 28) Nikatü’t-Tasrîh, 29) Risâle fi Bazı Garâibi’l-İ’lâl ve’l-İdğâm ve’l-Kelimât (Arap Dili), 30) Risâle fi Bazı Ta’rifâti’l-Emsile ve’n-Nahv, 31) Risâle fi Beyâni Tevcihi’t-Teşbih, 32) Risâle fi Beyâni’l-Fark Beyne’l-Mecâzi ve’l-Kinâye, 33) Risâle fi Beyâni’n-Nisbeti’l-Hükmiye ve Eczâi’l-Kâziyye (Mantık), 34) Risâle fi Burhâni’t-Temânu’, 35) Risâle fi Câmi İhtilafâti’s-Sarf ve’n-Nahv, 36) Risâle fi Câmi ile’l-Maksûd ve’l-İzzî, 37) Risâle fi Envâı’s-Sıfati ve’l-Ezhâr (Arap Dili), 38) Risâle fi Envâi Mü’ennesi’s-Semâ’i, 39) Risâle fi Fevâidi’l-Adâb ve’l-Munazara, 40) Risâle fi Fevâidi’l-Mantık ve’l-Hikme, 41) Risâle fi Fivâidi’l-Ma’ânî ve’l-Beyân ve’l-Bedî’, 42) Risâle fi Halli Kelâmi Beydâvî fi İstisnâi’l-Vâkı, 43) Risâle fi Halli Mes’eleti’ş-Şâiriye (Astronomi), 44) Risâle fi Halli Müşkilâtı Şerhi’l-Akâid fi Mebâhisi’l-İlm (Kelam), 45) Risâle fi Kelimâti’l-Muğlakât, 46) Risâle fi Ma’nâ Neffu’l-Amr, 47) Risâle fi Şurûtı’l-İ’lal, 48) Risâle fi Tahkiki Ma’nâ Beyti Zi Deryâyı Şehâdât (Tasavvuf), 49) Risâle fi Tahkiki’l-İman Zahirihi ve’l-İmani İndellah (Kelam), 50) Risâle fi Tefsiri “inne maa’l-yusri yusran”, 51) Risâle fi Tefsiri Bazi’l-Ayât ve Bazi Kelimâti’l-Müşkile (Tefsir), 52) Risâle fi Tevcîhi Kelâmi’l-Keşşâf ve “ize’l-mev’ûdetü suilet”, 53) Risâle fi’l-Cebr ve’l-İhtiyâr, 54) Risâle fi’l-Mev’iza (İslam Ahlakı), 55) Risâle fi’n-Nisbeti’l-Hükmiyyât ve Gayrihâ, 56) Risâle Hurûf-ı Azîma, 57) Risâle Maa’l-likâ fi Hutbeti’l-Kütübi’l-Arabiyye, 58) Sûre-i Tâhâ ve Sûre-i Kehf Hakkında Bazı Malumât, 59) Şerh alâ Ciheti’l Vahde li’l-Ebherî (Mantık), 60) Şerh-i Kelâm-i Şeyh Murâd, 61) Şerhu Berâhini’l-Hamseti’l-Meşhûre, 62) Şerhu Hulâsa fi’l-Hisâb, 63) Şerhu Mebâhisi’l-İlm min Şerhi’l-Akâid, 64) Şerhu Risâleti’l-Adâb li’l-Birgivî, 65) Şerhu Risâleti’l-Bahâiyye fi’l-Hisâb (Matematik), 66) Şerhu Tehzîbi’l-Mantık ve’l-Kelâm, 67) Şurhu Fıkhı Ekber, 68) Tabirnâme, 60) Talikât alâ Hâşiyeti’l-Akâidi’l-Adudiyye, 70) Talikât Muteaddide alâ Evâili Şerhi’t-Tehzîb, 71) Telhîs li Telhîsi Tehâfuti’l-Hukemâ fi Reddi Mezâhibi Ehli ..(Felsefe, estetik), 72) Hâşiye alâ Şerhi’s-Seyyid li-l-Fettâh, 73) Hâşiye alâ Şerhi’l-Fevâidi li’l-Câmî, 74) Hâşiye alâ Şerhi’l-Kâfiye li’l-Hâcib, 75) Tercüme-i İkdu’l-Cumân fi Târih-i Ehli’z-Zamân (Tercüme). Bu son eser, Aynî Ebu Muhammed Bedruddin  Mahmud b. Ahmed’in 24 ciltten ibaret Ikdu’l-Cumân ismindeki meşhur tarihin birinci cildinin tercümesidir. Kendi eliyle yazdığı nüshası bugün Yıldız Kütüphanesi’nde mevcuttur[5].

Hadisçiler

2. (1). Mustafa b. Ömer Üsküdârî (Celeb Mustafa) (ö.1093/1682) [Müderris, hadisçi, fıkıhçı, kıraat âlimi, eğitimci, mantıkçı]

Âlimler arasında Celeb diye şöhret bulmuş saygın bir âlimdir. Süleymaniye müderrisi iken Dersaadet’te H.1093 tarihinde vefat etmiş, Topkapı dışında Kadîzâde Mehmed Efendi’nin yanına defnedilmiştir.

Celeb Mustafa çok yönlü bir âlim olmakla beraber daha çok hadisçiliği ile öne çıkmaktadır. En önemli eseri Müslim’e yazdığı şerhtir. Kıraat ilminde de mahir olduğu anlaşılmaktadır. Fıkıh, eğitim ve mantık alanında yazdığı eserler, onun bu alanlarda da ihtisas sahibi olduğunu göstermektedir.

Eserleri: 1) Şerhu Muslim, 2) Risâle fi İlmi’l-Kıraât, 3) Risâle fi İlmi’n-Nahv, 4) Ta’lîmü’l-Muteallim Tarikâtü’t-Teallüm, 5) Şerhu Mültekâ (Câmiu’n-Nukûl ve Lâmiu’l-Ukûl fi Şerhi Mültekâi’l-Ebhur), 6) Ta’likâtü ale’l-Câmî, 7) Risâle fi’l-İşkâli’l-Erba’ati mine’l-Mantık, 8) Tenvîru’l-Ezhân ve’d-Damâir fi Şerhi’l-Eşbâh ve’n-Nezâir’dır[6].

3. (2) Râzî Abdullatif Efendi Üsküdârî (ö.1146/1733-34) [Müderris, hadisçi, edebiyatçı, tarihçi, şâir, askerî kassâm, kadı, molla]

Râzî Abdullatif, Dârussaâde ağası Yusuf Ağa’nın yazıcısı Abdullah Efendi’nin oğludur. Devletin değişik kademelerinde bir çok önemli görevlerde bulunmuş çok yönlü bir âlimdir. Müderris, askerî kassâm, Mahmud Paşa nâibi, Haremeyn müfettişi, sonra Yenişehir, Edirne, Medine mollası ve İstanbul kadısı oldu. 1146/1733/34’de vefat etti. Üsküdar’da metfundur. Edebiyatta usta ve şâirdir[7]. Eserlerinde hadis ve tarih alanında yoğunlaştığı anlaşılmaktadır.

Eserleri: 1) Ehlu’l-Haber min Kelâmi Seyyidi’l-Beşer. Hadis alanında yazılmış bir eserdir. 2) el-Fülükü’l-Meşhûn bi’l-Lü’lü’i-Meknûn, 3) Terceme-i İkdu’l-Cumân fî Tarîhi Ehli’z-Zamân. Bu da genel tarihle ilgili bir eserin tercümesidir.

4. (3) Yakûb Afvî (b. Fenâyî Mustafa el-Amasî) el-Üsküdârî (ö.1149/1736) [Hadisçi, tefsirci, fıkıhçı, vâiz, mutasavvıf, şeyh]

Celvetiye tarikatının şeyhlerinden faziletli bir zat olup yine aynı tarikatın önde gelen şeyhlerinden Odabaşı Şeyhi lakablı Amasyalı Fenâyî Mustafa Efendi’nin oğludur. Üsküdar’a sonradan yerleşmiştir. Tahsilini babası ve zamanın önde gelen âlimlerinden tamamladıktan sonra Üsküdar’da Çavuş Deresi yakınında bulunan Celvetî dergahında ilim ve irfan sahibi Bilecikli Şeyh Osman Efendi’ye intisap etmiş, burada feyz alarak tasavvuf alanında manevî dereceler kat etmiştir. 1148 tarihinde Üsküdar’da önce Cedîd Valide Sultan ve daha sonra Şehzâde Camii Kürsî Şeyhlikleri verildiyse de kısa bir süre ifa ettiği her iki görevden de feragat etmiş,  Çelvetî âsitanesinde feyz ve marifet neşrini tercih etmiştir. H. 1149 tarihinde vefat etmiştir. İnadeye’den Karacaahmed’e giden caddenin sağ tarafında, yol kenarinda annesinin yanına defnedilmiştir.

Yakûb Afvî ilim dünyasına çok önemli eserler bırakmıştır. Eserlerinin çoğu Arapçadır. Bu da Arap Diline ve İslamî ilimleri olan hakimiyetini gösterir.

Eserleri: 1) el-Mefâtîh Şerhu’l-Mesâbîh: Hadis alanında yazılmış önemli bir eserdir. Arapça olarak yazılmıştır. Kendi el yazması Genel Kütüphane’de mevcuttur.

2) el-Vesîletü’l-Uzmâ li-Hadrati’n-Nebiyyi’l-Muctebâ: Hz. Peygamber’in siyeri ve ona salavat getirmenin fazileti hakkında beş bab (bölüm) üzere tertiplenmiş Arapça güzide bir eserdir. Sahaflar şeyhi Ahmed Efendi tarafından tecüme edilmiştir. Bir nüshası Yerebatan Mahallesindeki Esad Efendi Kütüphanesi’nde mevcuttur.

3) Netîcetü’t-Tefâsir fî Sûreti Yûsuf: Yûsuf Suresinin tefsiri hakkındadır. Arapçadır. Eser matbudur.

4) Lam’a-i Nûrâniyye: Pîr Ali Hazret-i Hudâyî’nin “Ezelden aşk ile biz yana geldik, hakikât-ı şem’ine pervâne geldik” matla’lı ilâhilerinin şerhidir. Bir nüshası Hankâh Pîr Kütüphanesi’nde mevcuttur.

5) İlhâkât ale’t-Tecelliyât: Bu da Hazret-i pîrin önemli eserlerinden olup Abdulğanî en-Nablusî tarafından Lema’âtü’l-Berki’n-Necdî Şerhu Tecelliyâti Mahmud Efendî ismiyle şerh olunan Tecelliyât’ın mukaddimesine ait ilhakattır. Bunun da nüshası mezkür kütüphanede vardır.

6) Hülasatü’l-Beyân fi Mezhebi’n-Nu’mân: İmam-ı Azâm’ın menakıbı ile ictihad ve istinbat ettiği belli başlı fıkhî meselelerden bahseden bir eserdir.  Bir nüshası adı geçen kütüphanede mevcuttur.

7) Kenzu’l-Vâizîn, 8) Hediyyetü’l-Vuâz: Her iki eser de mecâlis tarzında vaaz ve nasihattan oluşur.  Her ikisinin nüshaları da mevcuttur.

9) Hediyyetü’s-Salikîn: Celvetiye tarikatının sülükü hakkında Türkçe bir risaledir. Ayrıca divançe teşkil edecek kadar ilâhileri vardır. Bir ilâhisinin matlaı şöyledir:

Nider âşık hayâlâti, Cemalındır münâcâtı

Nider mâşuk münâcâtı,  tecelli eyle ya Allah![8]

5. (4) Hıfzı Muhammed Hıfzı el-Üsküdârî (ö.1165/1752) [Âlim, hadisçi, mutasavvıf]

Tasavvuf ehli Âlim bir zattır. 1) Fedailü’l-A’mâl (Hadis), 2) Menâkıb-ı Şeyh Merzûk adlı eserleri vardır.

6. (5) İsmail Nureddin Üsküdârî (Ebu’l-Yemen) (ö.1182/1768) [Hadisçi, fıkıhçı, mutasavvıf, şeyh]

Aslen Üsküdarlı olan ve daha sonra Medine-i Münevvere’ye yerleşip orada öğrenim gören İsmail Nureddin Üsküdârî, Meşâyıh-ı Nakşibendinin büyüklerinden biri olup hadis, fıkıh, tasavvuf ve diğer bazı alanlarda ihtisas sahibidir. Yazdığı eserlerden de anlaşıldığı gibi hadisçiliği daha öne çıkmaktadır. Sahîh-i Muslim ile Şifâ-i Şerîf’i şerh etmiş, Şihâb’ı ihtisar etmiş ve daha başka faydalı eserler de yazmıştır. 1182/1768’de Medine-i Münevvere’de vefat ederek Bakî’ Kabristanı’na defnedilmiştir[9].

Fıkıhçılar

7. (1) Tursunzâde Abdullah Feyzi b. Tursun b. Murad el-Üsküdârî (ö.1019/1610) [Fıkıhçı, tefsirci, hadisçi, dilci, hattat, şâir]

Tursunzâde çok yönlü bir âlim olmakla beraber faziletli bir edip ve meşhur bir hattattır. İlimde daha çok fıkıh ve hadis alanında temayüz etmiştir. Üsküdar kadılığı yaptı. Üsküdar naibliğinden azledilmiş iken 1019/1610’da İstanbul’da vefat etti. Fatih civarında Kadı Çeşmesi yakınında Abid Çelebi Mescidi avlusunda metfundur.

Eserleri: 1) Tuhfetu’l-Hesnâ’ fi’ş-Şerhi alâ Mieti Hadîsin min Meşârikı’l-Envâr, 2) Risâle fi Beyâni Mu’cizâti Enbiyâ, 3) Hâşiye alâ Şerhi’l-Hidâye, 4) Risâle-i Kalemiyye (Arap dili), 5) Risâle-i Fethi’l-Elğâz, 6) Hâşiye ale’l-Câmî, 7) Hâşiye alâ Şerhi’l-Fettâh, 8) Ferâizu’s-Sirâciyye Tercümesi (Fıkıh), 9) el-Hüccetü’ş-Şer’iyye (Kelam), 10) “A va lam yerav ile’l-ardı kem enbatina fîhâ” Ayet-i Kerîmesinin Tefsiri (Tefsir), 11) Manzum Ferâiz (Fıkıh), 12) Fevâidü’z-Ziyâiyye fî Şerhi’l-Kâfiye (Arap Dili), 14) Gül-i Sâd Berk, 15) Divân’dır.

Üç dilde de inşa ve nazma muktedir, özellikle de muammalı ilim ve fende mahirdi. Celî ve ta’lik yazıda  mahareti vardı[10].

8. (2) Mustafa Efendi (ö.1109/1683) [Fıkıhçı, vâiz]

Önde gelen fıkıh âlimlerinden biridir. Üsküdarlı Ömer b. Şeyh Mehmed’in oğludur. Vâizlik yapmıştır. Süleymaniye vâizi iken 1109/1683’de vefat etmiştir.

Eserleri:1) Mültekâ Şerhi, 2) Molla Câmi’ye Ta’likât adlı eserleri vardır[11].

9. (3) Esad el-Üsküdârî İbn Ebî Bekr Hilmi er-Rifâî (Müftî-i Medine) el-Kayserî (ö.1116/1704) [Fıkıhçı, mutasavvıf]

Esad el-Üsküdârî, Medine müftülüğü görevinde bulunan âlim ve fazilet sahibi bir zattır. Yazdığı eserlerden anlaşıldığına göre tasavvufî yönünden ziyade fıkıhçılığı öne çıkmaktadır. Fıkıh alanında önemli eserler vermiştir.

Eserleri:  1) Uddetü Erbâbi’l-Fetâvâ, 2) es-Sırru’l-Masûn ve’d-Durru’l-Meknûn, 4) el-Fetâva el-Esadiyye fi Fıkhı’l-Hanefiyye, 3) el-Müselsel (tercüme) (Tasavvuf) adlı eserleri vardır.

 10. (4) Mehmed Üsküdârî (Şeyh) (ö.1143/1730) [Âlim, fıkıhçı]

Fukahadan biri olup Üsküdarlı Şeyh Esad Efendi’nin oğludur. Medine-i Münevvere müftüsü iken 1143/1730’de vefat etmiştir. Bakî’ Kabristanı’nda metfundur.

Eserleri: 1) Risale fi Tahrîri’n-Nisâbi’ş-Şer’î mine’d-Denânîri ve’d-Derâhim adlı fıkıhla ilgili bir eseri vardır.  Bundan başka eserleri de vardır[12].

Kelâmcılar

11. (1) Hasan Efendi Üsküdârî (Kara Hasan) (ö.1152/1739) [Kelâmcı, aşere takrib âlimi, kadı]

Mekke kadılığı yaptı. Ülemadandır. İsbât-ı Vâcib adlı bir eseri vardır[13]. Aşere ve takrib ilmini

bilir, hitabeti güzeldi. Üsküdar’da Çinili Camii’nde son derece güzel hitabelerde bulunur, etkili vaazlar yapardı. 1152/1739’da vefat etti.

12. (2) Ebû Muhammed Abdullah b. Hasan el-Çankırî el-Üsküdârî (ö.1239/1823) [Kelâmcı, mantıkçı]

Bir kelâm âlimidir. Aynı zamanda bir mantıkçıdır. 1239/1823’da vefat etti.

Eserleri: 1) Hâşiye alâ Şerhi’l-Akâidi’n-Nesefiye, 2) Hâşiye alâ Kavli Ahmed ale’l-Fenârî li-İsâgucı: en-Nefâyisu Arâis adlı eserleri vardır.

Mantıkçılar

13. (1) Râşid Aşkî Bey el-Üsküdârî (ö.1335/1916) [Âlim, mantıkçı]

Râşid Aşkî Bey Üsküdarlıdır.  Mizânu’l-makâl  adlı bir eseri vardır. İdadiye 3. sınıflar için mantık ders kitabı olarak okutulmuştur.

Mantıkçılar arasında daha önce zikri geçen Kasîrîzâde Mehmed Emin Üsküdârî’yi de burada özellikle zikretmek gerekir.

Astronomi İle Meşgul Olanlar

14. (1) Veffâk Mehmed Üsküdârî (ö.1027/1618) [Âlim, mütercim, mutasavvıf, astronom]

Erbab-ı ilim ve dânişden ve ulûm-i garîbenin bi-tahsîs-i vefk ve nucûm şubesi mütehassıslarından bir zat olup Üsküdarlıdır. Sırf ilim elde etmek için Suriye ve Mısır’a seyahat etmiş, oralarda ilim tahsil etmiştir. Görülebilen eserleri şunlardır:

1) Terceme-i Menâkıb-ı Seyyid Ahmed Bedevî. Bu eseri H. 1021 tarihinde Mısır’da iken tercüme etmiştir. 2) Terceme-i Sırrı’l-Mektûm fi İlmi’n-Nucûm. Bu eser İmam Fahruddin er-Râzî’nin, Kâşifu’l-Mektûm fi İlmi’n-Nucûm adlı eserinin tercümesidir. Bu eseri H. 1017 tarihinde Şam’da iken tercüme ederek ismini Sırrı’l-Mektûm koymuştur[14].

Tarihçiler

15. (1) Abdullah b. İbrahim Üsküdârî (Rodosîzade) (ö.1106/1694’den sonra) [Tarihçi]

Enderun-i Humayun’un küçük odalı memurlarındandır. Vakâyınâme ismiyle yazdığı Osmanlı Tarihi, 1100 tarihinden 1106 tarihine kadar olan olayları kapsamktadır[15].

16. (2) Sırri İbrahim Efendi el-Üsküdârî ed-Defterî (ö.1111/1699) [Tarihçi, şâir]

Şâirdir, Divan’ı vardır[16]. Ayrıca Vakayınâme adlı tarihle ilgili bir eseri vardır. 1111/1699’da vefat etmiştir.

17. (3) Râzî Mehmed Efendi (Seyyid) (ö.1169/1756) [Müderris, âlim, tarihçi, mutasavvıf ve şâir]

Râzî Mehmed Efendi, tasavvufî yönü olan bir müderristir. Nîş, Üsküdar ve Diyarbakır mevlevihanelerinde bulunmuştur. 1169/1756’da vefat etti. Edirnekapı’da metfundur. Asil bir aileye mensup ve seyyiddir. Âlim ve şâirdir. Tarih-i Gazan’ı kısaltarak Kırım hanlarına dair es-Sebbu’s-Seyyar fi Ahvâl-i Tatar adlı bir eser yazmıştır. Oğlu Hasîb Mehmed Efendi’dir[17].

18. (4) Hasîb Üsküdârî: Ahmed Hasîb Efendi (Mü’minzâde) (ö.1200/1786) [Şeyh, biyografi yazarı, tarihçi, şâir]

Hasîb Üsküdârî, Hasîb-i Mevlevî diye de anılır. Divân sahibi ve şâirdir. Nakşibendî şeyhlerinden faziletli, tarihşinaş biri olup 1200/1786 tarihlerinde vefat etmiştir. Üsküdar’da Toptaşı civarındaki dergahında metfundur.

Eserleri: 1) Vefeyât-ı Ekâbîr-i İslâmiyye, 2) Fezâil-i Ashâb-ı Bedr, 3) Menâkîb-ı Ahmed Yekdest ve Hoca Mehmed Emin Tokadî, 4) Silkü’l-Leâlî, 5) Ravdatü’l-Küberâ adlı eserleri vardır.

Vefeyat-ı Ekâbir-i İslâmiyye cetvelli bir tarzda düzenlenmiş bir eserdir. Bu eser Şem’î Molla’nın Esmâru’t-Tevârîh adlı eserine temel kaynak olmuştur. Müellifin muhtelif Osmanlı şâirleri tarafından söylenen Hz. Peygamberle ilgili na’tları bir araya getirerek oluşturduğu bir eseri daha vardır. Menâkıbı ise, nakşî büyüklerinden Ahmed Yekdest ile Hoca Mehmed Emin Tokadî’nın menkıbelerini ihtiva eder[18].

Coğrafyacılar

19. (1) Ali Cevad Bey Üsküdârî (ö.1332/1914) [Coğrafyacı, tarihçi]

Ali Cevdet Bey, tarihşinas bir zat olup Üsküdarlıdır. Mekteb-i Harbiye’den mezun olduktan sonra Payıtaht-ı Mekâtib-i Askeriyye’de öğretmenlik yaptı. Daha sonra Bursa redîf-i âlâ-yi kaymakamlığında bulundu. Meşrutiyetin ilânından sonra emsalleriyle beraber görevinden uzaklaştırıldı. Geri döndüğünde emekliye ayrıldı. 1332/1914 tarihinde memleketinde vefat etti. Karacaahmet Mezarlığı’nda metfundur.

Ali Cevdet Bey tarih ve coğrafya alanındaki uzmanlığı ile şöhret bulmuş, her iki alanda da güzide eserler vermiştir.

Eserleri: 1) Memâlik-i Osmâniye Tarihi ve Coğrafya Lügâtı, 2) Mükemmel Osmanlı Tarihi, 3) Ravzatu’l-Enbiyâ, 4) Şehzâde Mustafa, 5) Coğrafya-yi Osmânî, 6) Muhtasar Tarih-i İslâm, 7) Fezleke-i Coğrafya-yi Umûmî ,8) Musavver Tarih-i İslâm ve Mehd-i Medeniyet-i Arabistân[19] adlı eserleri vardır.

20. (2) Mehmet Besim Darkot (1903-1990) [Coğrafyacı]

Mehmet Besim Darkot, her ne kadar Üsküdârî nisbesi ile anılmıyor olsa da Üsküdarlı olduğu ve ünü ülke sınırlarını aşan önemli bir bilim adamı olduğu için onu burada zikretmeyi gerekli gördük.

Mehmet Besim Darkot, Cumhuriyet döneminin ilk büyük coğrafyacılarından biridir. 1903’te Üsküdar’da doğdu. Babası, Endurun’da yetiştikten sonra II. Abdülhamit tarafından şehzade Abdülkadır Efendi’nin lalalığına yükseltilen Mehmed Asaf Bey, annesi Tevhide Safiye Hanım’dır. İstanbul Erkek Muallim Mektebi’nde okudu. İlkokul hocalığı yaparken bir yandan da Darülfünûn’un Coğrafya Dârulmesâisi’ne devam etti. Burayı bitirince Fransa’ya gönderildi. Fransa’daki tahsilinin son yılında Cezayir’de araştırmalar yaptı. Ve “Cezayir Yüksek Ovaları” adlı tezle “yüksek etüt diploması” aldı. 1932’de Türkiye’ye döndü. Ordinaryüs profesörlüğe kadar yükseldi. Değişik fakültelerde ders verdi. 1990’da öldü.

Eserleri: 1) İlk Mekteplerde Çoğrafya Muallim Kitabı: İlkokul çocuğuna coğrafyanın nasıl öğretileceğini anlatan pedagojik mahiyetteki bu esere Maarif Vekaleti tarafından mükafat verilmiştir. 1932-1943 yılları arasındaki dönemde yaptığı araştırmaların çoğu fizikî coğrafya ile ilgili olup özellikle üzerinde durduğu konulardan biri de İstanbul ve Çanakkale boğazlarının meydana gelişi hususudur.

2) Coğrafi Araştırmalar adlı eserinde boğazların menşeinden başka Türkiye’de iklim değişiklikleriyle ilgili olarak meydana gelen morfolojik şekillenmeler, Ege haliçlerinin oluşumu gibi konularda orijinal görüşler ortaya koymuştur. Türkiye’deki sıcaklığın ve yağışların dağılışı hakkındaki çalışmaları ve yaptığı ilk renkli “Türkiye Yağış Haritası” önemlidir. Ülkemizde ilk defa gerçek izotermler denemesini de yine o yapmıştır.

1942’den sonra Besim Darkot’un Türkiye’nin coğrafi bölgelerini sınırlandırmak, daha iyi tanıtmak ve bunları alt yörelere ayırmak hususunda büyük bir gayret sarfettiği görülür. 1941 Haziran’ında Ankara’da toplanan ve özellikle coğrafi bölge sınırlarının çizilmesi üzerinde duran I. Coğrafya Kongresi’nde çok etkili bir rol oynamıştır. Burada kabul edilen bölge ayırımı tamamen onun hazırladığı ve teklif ettiği rapora uygun olarak çıkmıştır. Ayrıca Türkiye şehirlerinin tarihi coğrafyası üzerinde de çalışmıştır. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığınca çıkarılan İslam Ansiklopedisi’nde 200 kadar madde yazmış ve redaktörlük yapmıştır.

Darkot’un yayınları arasanda öğrenci kitapları önemli bir yer tutar: 4) Kartoğrafya Desleri, 5) Ekonomik Coğrafya, 6) Avrupa Coğrafyası, 7) Türkiye İktisadi Coğrafyası, 8) Ege Bölgesi Coğrafyası, 9) Marmara Bölgesi Coğrafyası (M.Tuncel ile birlikte), 10) 1/800.000 ölçekli renkli Türkiye duvar haritası, 10) Balkan Yarımadası Haritası, vs[20].

Edebiyatçılar

21. (1) Şemseddin Mehmed Bey Üsküdârî (ö.1314/1896) [Yazar, dilci, çocuk edebiyatçısı, ahlâkçı]

Çok yönlü bir âlim olmakla beraber daha çok Çocuk Edebiyetı ve dil üzerinde yoğunlaşmıştır. Aslen İstanbul’lu olup çağdaşlarının kalem erbabının gayretlilerindendir. 1314/1896 tarihinde Üsküdar’da vefat etti. Karacaahmet Mezarlığı’nda Miskinler Tekkesi karşısında babası Yusuf Bey’in kabri yanında metfundur. Çocukların kolay okumalarını sağlamak ve ahlâklarını güzelleştirmekle alâkalı on kadar risalesi vardır. En meşhurları dilimiz elif-bâ’larının mukemmellerinden olan Anahtar ile Çocuklara Kılavuz adındaki risaleleridir. En büyük eseri olan Lugât-i Şemsuddîn ismindeki eserinin birinci cildinin neşrine muvaffak olmuştu.

Eserleri: 1) Lugât-i Şemsuddîn, ayrıca, 2) Mektep, 3) Çocuklara Arkadaş, 4) Mecazât, 5) Tedbirde Kusur, 6) Ramazan Hediyesi, 7) Çocukların Cuma Günü Mektebi, 8) Kendim Ettim Kendim Buldum, 9) Çocukların Gece Eğlencesi isimlerinde ahlâk ve edebiyata dair faydalardan bahseden matbu mecmuaları bir de Arkadaş isminde bir gazetesi vardı[21].

22. (2) Reşat Nuri Güntekin (1889-1956) [Edebiyatçı]

Cumhuriyet döneminin önde gelen roman, hikaye ve tiyotro yazarlarındandır. Ancak 1889’da Üsküdar’da doğdu için Üsküdar’ın yetiştirdigi ünlü edebiyatçılar arasında yer alır. Reşat Nuri, İstanbul Dârülfünun Edebiyat Şubesi’nden mezundur. Çeşitli okullarda Fransızca, Türkçe, felsefe, pedagoji öğretmenliği ve idarecilik yaptı. Milli Eğitim Bakanlığı müfettişliği ve Çanakkale’den milletvekilliği yaptı. Daha sonra başmüfettiş oldu. 1950 yılında UNESCO’nun Türkiye temsilcisi ve talebe müfettişi olarak Paris’e gitti. 1954’de emekliye ayrıldıktan sonra İstanbul Şehir Tiyatroları Edebi Heyet üyeliğine seçildi. 1956’da öldü.

Bir çok dergi ve gazetelerde makaleleri yayımlanan Reşat Nuri’ye asıl şöhretini kazandıran Çalıkuşu adlı romanıdır. Vakit gazetesinde tefrika edildikten sonra aynı yıl (1922) kitap halinde yayımlanan Çalıkuşu, bu tarihten günümüze kadar sürekli olarak okuyucuların ilgisini çeken ve en çok basılan romanlar arasına girmiştir. Tiyatro, hikaye, roman, mizah, tenkit, tercüme, uyarlama, antoloji, sözlük alanlarında pek çok kitap yayımlamış ve dergilerde yazıları çıkmıştır.

Reşat Nuri’nin ilk bakışta aşk konusu üzerine kurulmuş gibi görünen romanları, gerçekte verilmek istenen mesajların şahıs ve olaylarla örülmüş edebî metinlerdir.  Bu bakımdan genel anlamıyla tezli roman kategorisine girerler. Başta Çalıkuşu olmak üzere romanlarının çoğunun Türk okuyucusu tarafından  hemen her dönemde okunması ve sevilmesi, merhamet ve şefkat duygularıyla işlenmiş olmasındandır. Çalıkuşu, Dudaktan Kalbe, Akşam Güneşi, Bir Kadın Düşmanı gibi ilk romanlarında şahıslar, olaylar, hatta anlatım tarzında duygu ağırlık kazanır. Daha sonrakilerde duygu yönü ihmal edilmemkle beraber toplum meseleleri önplana çıkar. Bu açıdan bakıldığında Reşat Nuri’nin eserlerini birer içtimaî tenkit romanı olarak değerlendirmek mümkündür. Yer yer ironik bir ifade bu tenkidi destekler. Merhamet duygusunu uyandırmak için sık sık melodramatik unsurlar kullanmış, olağan üstü tesadüflere de önemli ölçüde yer vermiştir.

Romanlarındaki zaman, II. Abdulhamit dönemiyle Cumhuriyet dönemini içine alan bir kesittir. Hemen her romanında şu veya bu vesile ile II. Abdulhamit dönemine eleştiriler yönelten romancı, Yeşil Gece romanı ile Hülleci piyesi dışında ideolojik edebiyata iltifat etmemiştir. Çalıkuşu’nda Feride’nin şahşî macerası etrafında XX. Yüzyılın başlarında Osmanlı bürokrasisinin, eğitim sisteminin, kadının toplumdaki yerinin, batıl inançların tenkidi vardır. Gizli El ve Değirmen’de bozulan devlet mekanizması, bürokrası, rüşvet ele alınır. Damga’da toplum içinde haksız yere suçlanmış, Harabelerin Çiçeği’nde sakat kalmış insanlar adına merhamet ve hoşgörü istenir. Yaprak Dökümü ve Gökyüzü, Cumhuriyet döneminde yanlış Batılılaşmanın getirdiği zihni ve ailevi krizlerin romanıdır. Romanları arasında yalnız Yeşil Gece katı bir ideolojik temel üzerine kurulmuştur. Hemen bütün eserlerinde belli bir ölçüde ictimai tenkide yer veren Reşat Nuri, diğer romanlarında birbirine zıt görüşleri,  ahlâkî değer yargılarını dengeli bir yapı içinde verdiği, zıtlıkları sevgi ve merhamet duygusuyla yumuşatmaya çalıştığı halde Yeşil Gece’de baştan sona kadar softalıkla inkilapçılığın, en küçük hoşgörü duygusuna imkan tanımayan çatışmasını ortaya koyar. Yesil Gece’de dindar tiplerin hepsi cahil, riyakar, menfaatçi, hatta düşman karşısında iş birlikçi veya kaçaktır. Reşat Nuri’nin hikayelerinin konuları ile roman ve tiyatroları arasınad belirli ilişkiler vardır. Bunlarda da ferdî ve sosyal konuları işleyen yazar daha çok kadın, çocuk, aile ve ahlâk meseleleri üzerinde durmuştur. Romanları ile tiyatroları genellikle aynı temaları ihtiva eder.

Yeşil Gece gibi Hülleci de özel bir maksatla yazılmış izlenimini vermektedir. Anadolu Notları adlı eseri müfettişlik yıllarına ait gözlemlerini yansıtır. Anadolu insanın yokluklarını ve güzelliklerini objektif bir dille anlatır[22].

Filologlar

23. (1) Mustafa Hâkî et-Tirevî el-Üsküdârî (ö.1042/1632) [Dilci]

Âlim bir zattır. Dil alanında önemli bir kariyere sahiptir. 1042/1632’de vafat etti. Menâzimu’l-Cevâhir fi’l-Luğati’l-Arabiyye ve’l-Farisiyye ve’t-Türkiyye adlı bir eseri vardır.

24. (2) Kâşif Efendi (Ali Kâşif b. Ömer Üsküdârî) (ö.III. Mustafa devri) [Dilci ve şâir]

Mülâzimîn-i ilmiyeden şiir tabiatlı biri olup Üsküdarlıdır. Şeyhulislam Mîrzâzâde Mehmed Efendi’nin kitapçılığında bulundu. Sultan Üçüncü Mustafa devrinde vefat etti. Meşhur Lehcetü’l-Lugât’ı ihtisar etmiştir. Bir nüshası İbnü’l-Emin Mahmud Kemal Bey’in özel kütüphanesinde mevcuttur. Divânçe’si vardır[23].

25. (3) İsamüddin Efendi el-Üsküdârî (Ebu’l-İsme Mustafa İsamuddin Efendi) (ö.1203/1789) [Dilci, kadı ve şâir]

Fazilet ehli kadılardan bir zat olup Üsküdarlıdır. Nakşibendî tarikatına mensuptur. 1203/1789 tarihinde Üsküdar’da vefat etti. İsamüddin’i, Tercüme-i Mefâtîhu’d-Deriyye fî İsbâti’l-Kavânîni’d-Duriyye adlı eserinden dolayı dilciler arasında zikretmeyi tercih ettik. Zira  Mefâtîhu’d-Deriyye Arapça bir eserdir; Farsça Dilinin kaideleri hakkındadır. Müellifi Ebû Bekr Sivasîzâde Mustafa Efendi’dir. İsamüddin bu eseri tercüme etmiştir.

Eserleri: 1) Terceme-i Mefâtîhu’d-Deriyye fî İsbâti’l-Kavânini’d-Duriyye 2) eş-Şa’şa’atü’l-Kameriyye fi Şerhi Kasîdeti’l-Mudariyye, 3) et-Tensîsu’l-Muntazar fi Şerhi Ebyâti’t-Telhîs ve’l-Muhtasar, 4) et-Tuhfetü’d-Dâriyye fi Şerhi Kasîdeti’l-Ensâriyye, 5) Kaside-i Tantaraziyye Şerhi, 6) Müretteb Müfredât-i Sipahi, 7) Nakşibendi Tarıkatı, 8) Şerhu Beyt-i Hüsrev Dehlevî, 9) Şerhu Kasideti’l-Münferice, 10) Şerhu Muhtasar alâ Kasideti’t-Tâiyye, 11) Şerhu Nevâbiğı’l-Kelim, 12) Şerhu Tuhfe-i Şâhidî, 13) Şerhu Urûdi’l-Endelusî, 14) Zâdü’l-İbâd fi Şerhi Zuhri’l-Ma’âd, 15) Aksa’l-Mefâd fi Tercemeti’ş-Şerheyn ve Künhi’l-Murâd fî Beyâni Bânet Suad.[24].

26. (4) Feyzi Mollazâde eş-Şirvânî Mehmed Emin b. Sadr Üsküdârî (ö.1180/1766) [Dilci]

Feyzi dil alanındaki başarıları ile meşhurdur. 1180/1766 tarihinde vefat etti. Manzum Lügat Risâlesi adlı bir eseri vardır.

Şeyhulislamlar

Tespit edebildiğimiz kadarıyla Üsküdarlı olup şeyhulislamlık makamına yükselen iki kişi vardır. Bunlardan birincisi Hüsameddin Efendi, Atıfzâde’dir.

27. (1) Hüsameddin Efendi, Atıfzâde (1799-1871) [Şeyhulislam, müderris, tarihçi, kadı, kazasker]

Hüsameddin Efendi, şeyhulislamlık makamına yükselmeden önce bir çok görevlerde bulunmuş bir Osmanlı Şeyhulislamıdır. İstanbul’da doğdu. Kütüphanesiyle meşhur Defderdar Atıf Efendi sülalesine mensup olup dedesi Reîsülküttâb Mehmed Celaleddin Efendi, babası III. Selim âlimlerinden Cemal Efendi’dir. Tahsilini babasının ve devrin tanınmış âlimlerinin yanında tamamlayarak 1229’da (1814) ruusunu aldı. Müderrislik sissilesini süratle katederek mahreç mevleviyetiyle Selanik kadısı oldu. Ardından Mekke payesini aldı ve evkaf müfettişliği vekaletine, arkasından 1265/1849’da Edirne’de teşkil edilen Meclis-i Kebîr-i Eyâlet üyeliğine getirildi; bir yıl sonra kendisine İstanbul payesi verildi. 1267’de (1851) Bursa Meclis-i Kebîri üyesi oldu. Bulunduğu görevlerde gösterdiği liyakata mükafat olarak İstanbul payesini aldı. İstanbul’a geldikten sonra Encümen-i Daniş ve Meclis-i Maarif üyeliğinde bulundu. 1269’da (1852) Meclis-i Maarif-i Umumiye üyeliği, 1272’de (1855) Anadolu Kazaskerliği payesi verilip Meclis-i Maarif reisliğine, daha sonra Bâb-i Fetva’da Meclis-i İntihab-i Nüvvab-ı Şer’ reisliğine tayin edildi. Bilfiil Anadolu kazaskeri olduktan sonra ve Rumeli kazaskerliğine, bunun ardından Mehmed Sadeddin Efendi’nin yerine (1863) şeyhulislamlığa getirildi. 1283’de (1866) görevinden alındı. 1288/1871’de vefat eden Hüsameddin Efendi Üsküdar’da aile mezarlığına defnedildi.

Mütevazi bir kişiliği olan Hüsameddin Efendi’nin tarih bilgisine sahip olduğu, gayretli kimseleri teşvik ettiği bilinmektedir[25].

28. (2) Pirizâde Mehmed Sahib (b. İbrahim İsmet Bey ) Üsküdârî  (ö.1328/1910) [Şeyhulislam]

Osmanlı Devletinin 119’uncu şeyhulislamıdır. 1328/1910’da vefat etti.

Şeyh Ve Mutasavvıflar

Şeyh ve mutasavvıf olarak Üsküdar’da en çok şöhret bulan şüphesiz Aziz Mahmud Hüdayî hazretleridir. Aslen Üsküdarlı olmamakla beraber Üsküdar’da uzun süre şeyhlik ve irşad faaliyetlerinde bulunması, va’z u nasihatlerle toplumu aydınlatması ve Üsküdar’da metfun olması onun Üsküdârî nisbesi ile anılmasına sebep olmuştur. Aziz Mahmud Hüdayî, hakkında pek çok çalışma yapılan ünlü bir kişiliğe sahıptır.

29. (1) Aziz Mahmud Hudâyî Efendi (ö.1038/1628) [Şeyh, âlim, tefsirci, hadisçi, fıkıhçı, mutasavvıf]

Aziz Muhmud Hüdayî şeyhliği yanı sıra çok yönlü bir âlimdir. Anadolu’da yetişen büyük velîlerdendir. Celvetiyye tarikatının kurucusu, mutasavvıf ve şâirdir. 948/1541 yılında Şereflikoçhisar’da doğdu[26]. Çocukluğunu geçirdiği Sivrihisar’da ilk tahsiline başladı. Daha sonra İstanbul’a giderek Küçükayasofya Medresesi’ne girdi. Çok zekî olduğu için hocalarından Nâzırzâde Ramazan Efendi ona özel bir ihtimâm gösterdi. Mahmûd Hüdâyî genç yaşta; tefsîr, hadîs, fıkıh ve zamanın fen ilimlerinde büyük bir âlim oldu. Ancak verdiği eserler daha çok tasavvufla ilgilidir. Hocası Nâzırzâde onu yanına yardımcı olarak aldı. Mahmûd Hüdâyî, bir taraftan hocası Ramazan Efendi’ye yardım ederken, diğer yandan da Halvetî yolunun şeyhlerinden Muslihuddîn Efendi’nin sohbetlerine katılarak tasavvuf yolunda ilerlemeye çalıştı[27]. Bu arada hocası Nâzırzâde’nin, Edirne’de bulunan Sultan Selim Medresesine tâyini çıktı. Mahmûd Hüdâyî, yirmi sekiz yaşında iken hocası ile Edirne’ye gitti. Ramazan Efendi, kısa bir süre Edirne’de müderrislik yaptıktan sonra, Şam ve Mısır’a kâdı tâyin edildi. Talebesi Mahmûd Hüdâyî’yi oraya da götürdü. Mahmûd Hüdâyî Mısır’da Halvetî şeyhlerinden Kerîmüddîn hazretlerinden ders alarak, tasavvuf yolunda yetişmeye çalıştı. Mahmûd Hüdâyî otuz üç yaşında iken, hocası Nâzırzâde ile Bursa’ya geldi. Üç sene Ferhâdiye Medresesi’nde müderrislik yaptı. Üç sene sonra, hocasının vefâtı ile Bursa kâdılığına getirildi. Bursa kâdısı olarak vazîfeye başlayan Mahmûd Hüdâyî, kâdılığı esnâsında gördüğü bir rüya üzerine Bursa kâdılığını bıraktı.

Azîz Mahmûd Hüdâyî Şeyh Üftade’den feyz aldı. Üç senede hakikate vasıl oldu. İrşada memur edilerek Üsküdar’a gönderildi. 1598 (H.1007)’de Üsküdar’da câmi ve dergâh yaptırdı. 1628 (H.1038)’de vefât etti. Kabri, İstanbul Üsküdar’da kendi dergâhı yanındaki türbesindedir.

Eserlerinden bâzıları: 1) Nefâisü’l-Mecâlis, 2) Tecelliyât, 3) Dîvân-ı İlâhiyât, 4) Habbetü’l-Muhabbe, 5) Necâtü’l-Garîk, 6) Tarîkatnâme, 7) Tezâkir-i Hüdâyî, 8) Ahvâlü’n-Nebiyyi’l-Muhtâr Aleyhi Salavâtullahi’l-Meliki’l-Cebbâr, 9) Câmiu’l-Fadâil ve Kâmiu’r-Rezâil, 10) Fethu’l-Bâb ve Ref’u’l-Hicâb, 11) El-Fethü’l-İlâhî, 12) Hâşiyetü’l-Kühistânî fî Şerh-il-Fıkh-ı Keydanî, 13) Hayâtü’l-Ervâh ve Necâtü’l-Eşbâh, 14) Tarîkat-ı Muhammediyye, 15) Vâkıât, 16) Şerhun ale’l-Kasîdeti’l-Vitriyye fî Medhi Hayri’l-Beriyye, 17) Mensûr Mevlîd-i Nebî… [28].

30. (2) Nasûhî Mehmed Efendi (Hacı) (ö.1130/1718) [Şeyh, mutasavvıf, vâiz, şâir]

Nasûhî Mehmed Efendi, Üsküdarlıdır. Şeyh Şa’ban-i Kastamonî torunlarından Nasûhî adlı zatın oğludur. Karabaş Ali Efendi’den el alıp halveti oldu, pîr-i sânî diye tanındı. Damad Hasan Paşa, kendisine Üsküdar Doğancılar’da bir zaviye yaptırdı. H. 1117’de (1705/06) Eyüp Camii Salı vâizi oldu. 1126’da (1714) Kastamonuya gönderildi. 1127’de (1715) affolunup tekkesine döndü. 1130’da (1718) vefat etti. Fazıl ve ermiş sayılanlardan olup ilâhileri vardır.

Nasuhî Mehmed Efendi’nin soyundan “Nasuhizâdeler” diye ulemadan bir şube doğmuştur. Şeyhlik makamı da uzun bir süre babadan oğla geçmiştir[29].

Eserleri: 1) Divân, 2) Mecmua-i Müraselât, 3) Risâletu’r-Rüşdiye fi Tarikâti’l-Muhammediyye, 4) Mecmuâ-i Kelimâti Manzûme ve Mansûre, 5) Na’t ve Mersiyeler, 6) Mektubât-ı Nasûhî el-Üsküdârî, 7) Tercüme-i Risâletu’r-Rüşdiyye fi’t-Tarikâti’l-Ahmediyye adlı eserleri vardır. Eserlerinde tasavvufî konular hakimdir.

31. (3) İlmî Mehmed Efendi Üsküdârî (ö.1134/1721) [Müderris, mutasavvıf, şâir]

Müderris ve imam-i sultanîdir. Üsküdarlı İlmî diye şöhret bulmuş bir şâirdir. 1134/1721’de vefat etti.

Tasavvuf alanında Şerhu Delaili’l-Hayrât adlı bir eseri vardır[30].

Üsküdârî nisbesi ile anılan tasavvuf erbabı arasında şu kişileri de saymak mümkündür:

32. (4) Zâkir Büyük Ali Çelebi Üsküdârî (ö.1144/1731) [Şeyh, zâkirbaşı]

Üsküdarlıdır. Şabaniye tarikatının önde gelen şeyhlerinden Üsküdarlı şeyh Nasuhî hazretlerinin yetiştirdiği halifelerdendir. Hazretin Doğancılar meydanına bakan dergahında zakirbaşılık hizmetlerinde bulundu. 1144/1731’de vefat etti[31].

33. (5) Emir Hoca Abdulkadir Üsküdârî (ö.1151/1738) [Şeyh]

Seyyid Abdulkadir Üsküdârî, Kadirî ve Nakşibendî’dir. Şeyh Abdulkadir el-Bağdadî’nin neslindendir. 1151/1738 tarihinde Üsküdar’da vefat etti[32].

34. (6) Ahmed-i Rumî Üsküdârî (ö.1170/1756) [Şeyh, imam, mutasavvıf]

Üsküdar Salacak yakınında Sinan Paşa Camii’nde imamlık, Doğancılar’a yakın hanesinde de şeyhlik yaptı.  1170/1756’da vefat etti[33].

35. (7) Abdulkerim Efendi (ö.1165-1168/1752-1755 arası) [Şeyh]

Saburî Dede’nin halifesidir. Üsküdar’da Celveti şeyhidir.

36. (8) Kemaleddin Mehmed Efendi (ö.1182/1768/69) [Mutasavvıf]

Üsküdar’da Atik Valide hücrelerinde sakin münzevi bir zat idi. 1182/1768/69’da vefat etti. Ermiş salihlerdendi[34].

Ressamlar

Üsküdârî nisbesiyle anılan ünlü ressam ve tezhipçilerden sadece iki önemli isimden bahsetmekle yetineceğiz.

37. (1) Ali Üsküdârî (XVIII. yüzyılın ilk yarısı) [Müzehhip ve çiçek ressamı]

Ali Üsküdârî ünlü müzehhip ve çiçek ressamıdır. XVIII. yüzyılın ilk yarısında yaşayan Osmanlı müzehhibi ve lake ustasıdır.

Doğum ve ölüm tarihleri belli değildir. Müstakimzade, onun Hacı Yûsuf-i Mısrî’nin  öğrencisi olduğunu ve XVIII. Yuzyılın tanınmış hattalarından Yedikuleli Seyyid Abdullah’ın yazdığı Mushafların tezhibini yaptığını kaydeder. Tezhiplerinde, XVI. Yüzyılın ilk yarısında saray nakkaşhanesinde çalışmış olan ressam Şah Kulı’nın Osmanlı süsleme sanatına kazandırdığı motifleri severek ve titizlikle işlemiştir. Onun imzasını taşıyan tezhiplerle lake (rugan) tekniğindeki cilt kapakları, yazı altlıkları, yazı çekmeceleri, yazı kuburları ve yaylar 1723-1761 yılları arasına rastlayan tarihleri taşımaktadır. Bazı kayıtlara göre saray için çalıştığı anlaşılmaktadır. Eserleri Topkapı Sarayı Müzesi, Türk ve İslam Eserleri Müzesi, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi ile yurt içinde ve dışında çeşitli koleksiyonlarda korunmaktadır. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde bulunan  ve cönk tarzında şarkı makamlarını toplayan bir mecmuada da Batı etkisini yansıtan realist çiçek resimleri yer almaktadır[35].

38. (2) Ali Rızâ Bey (1858-1930) [Ressam]

Ali Rızâ Bey daha çok manzara resimleri ile tanınan Türk Ressamıdır. Üsküdarlı ve Hoca lakaplarıyla da anılır. Süvari binbaşı Mehmed Rüşdü Bey’in oğludur. İbtidaî ve Rüşdiye mekteplerini Üsküdar’da bitirdi. 1879’da Kuleli Askeri İdadisi’ne girdi. Küçüklüğünden beri resme karşı büyük bir ilgi duyan Ali Rıza, orada resme hevesli beş arkadaşı ile birlikte askeri mektepler nazırı Edhem Paşa’ya müracaat ederek Kulelide bir resim dershanesi açılmasını temin etti. Buraya hoca olarak tayin edilen Ressam Nuri Paşa’nın yanında çalışmaya başladı. Bir yıl içinde yaptıkları tablolar devrin padişahı II. Abdülhamid’e gösterilince genç ressamlar mükafatlandırıldılar. Yerli ve yabancı bir çok ünlü ressamlardan ders aldı. Nuri Paşa’nın resim derslerine muavin olarak tayin edildi. Bu arada bir yandan da Daruşşafaka’da resim dersleri verirken buna ilave olarak Harbiye matbaasının başressamlığına getirildi. Asker mekteplerindeki resim derslerine yardımcı olmak maksadıyla otuz örnekli üç model albüm hazırladı. Bu baskılı albümler o devirdeki orta öğretim kurumlarına resim sanatının yayılmasında büyük rol oynamıştır. Bu çalışmaların yanı sıra sivil mektepler için de modeller hazırladı.

Ali Rıza Bey, II. Meşrutiyet’in ilk yıllarında kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti  başkanlığını da yapmıştır. Cemiyetin yayın organı olarak Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Gazetesi adıyla ayda bir yayımlanan ve kültür hayatımızda önemli rolü olan  mecmuanın çıkarılmasına da ön ayak oldu. Kaymakamlık rütbesine kadar yükseldiği askerlikten 1911 yılında kendi arzusuyla emekliye ayrıldı ve sırasıyla Sanayi-i Nefise Mektebi ile Çamlıca Kız Lisesi’nde resim hocalığı ve Sanayi-i Nefise Encümeni azalığında bulundu. Emeklilkten sonraki yırmı yıllık sanat hayatı, en çok çalıştığı ve eser verdiği dönemdir. 20 Mart 1930’da Üsküdar’da vefat etti ve Karacaahmet mezarlığında defnedildi.

Renk ve desenlerine verdiği millî ve mahallî karakteri hemen hissettiren Ali Rıza Bey, Türk resim tarihinde daha çok karakalem olmak üzere yağlı boya ve özellikle suluboya resimleriyle çığır açmış, yüzlerce talebe yetiştirmiş bir hocadır. Ayrıca resim tekniği, tabiatı yorumlayışı ve ifade edişi başka ressamlarca da örnek alınmıştır.

Ali Rıza Bey aslında peyzaj ressamı olmasına rağmen arasıra hayali resimler de yapmış, bunların çoğunda imzasının yanına “fikirden” yazarak tabiattan olmadığını belirtmiştir. Ancak günlük intibalarından doğan bu tarz resimleri de tabiattan yapılmışcasına gerçek izleri taşır. Kendisinin daha çok peyzaj ressamı sayılması gerektiğini, bu sebeple de yerli ve milli yaşayışı anlatan eski Osmanlı bina, mahalle ve manzaralarını resim vasıtasıyla daha uzun bir süre yaşatmak için çalıştığını belirten Ali Rıza Bey’in İstanbul’da olduğu kadar Gebze, Karamürsel, Değirmendere gibi yakın kasabalara giderek oradaki tarihi yerleri ve bilhassa bugün mevcut olmayan Türk evlerin resimlerle aktarması bu anlayışın bir tezahürüdür. Bir çok eseri Milli Kütüphane’de ve Süleymaniye Kütüphanesi’nde mevcuttur[36].

Hattatlar

Hattatlık, Osmanlı Türklerinde en önde gelen sanatlardan biridir. Osmanlı Türkleri 600 yıllık tarihin en büyük yazı üstadlarını yetiştirmiş, bu sanatı zirvesine çıkarmışlardır. Osmanlı Devletinde, bilhassa II. Beyazid zamanında Amasyalı Şeyh Hamdullah’ın büyük himmetiyle gelişen bir sanattır. Amasya’da vali olarak bulunan Şehzade Beyazid’in dikkatini çeken Şeyh Hamdullah, kendinden önceki yazıları inceleyerek sülüs, nesih ve muhahkak yazıları, yeni bir üslup ve karakterde yazarak yeni bir ekol oluşturmuş, kendinden sonra gelen bütün hattatlara örnek olmuştur. Üsküdârî hattatların sayısı oldukça fazla olmakla beraber biz burada sadece birkaç ünlü isimden bahsedeceğiz.

39. (1) Hasan Üsküdârî (ö.1023/1614) [Hattat]

Hasan Üsküdârî ünlü bir hattattır. Hamza adlı bir zatın oğludur. Üsküdar’da doğduğu ve burada yaşadığı için Üsküdârî nisbesiyle anılmıştır. Şeyh Hamdullah Efendi’nin kızı tarafından torunu olan Pîr Mehmed b. Şükrüllah’ın akrabası ve talebesidir. Hocasından aklâm-ı sitteyi meşk edip icazet aldıktan sonra yine şeyh Hamdullah’ın oğlu tarafından torunu olan Derviş Mehmed b. Mustafa Dede’den hattın inceliklerini öğrendi. Hasan Üsküdârî böylece “şeyh üslûbu”nun iki koldan kendisinde toplandığı, devrinin önde gelen bir temsilcisi olarak bu yolda Mushaf ve kıtalar yazdı. Üçüncü nesilden Şeyh Hamdullah şeceresine bağlanan hattatın celî-sülüs hattından bazı örnekler zamanımıza ulaşmıştır. Ancak kağıda yazmış olduğu aklâm-ı sitte örneklerinden günümüze ulaşabilenler fazla değildir.

Hasan Üsküdârî, Karacaahmet Sultan Türbesi karşısındaki set üstüne defnedilmiştir.

Şeyh Hamdullah’tan günümüze ulaşan hattat silsilesinde mühim bir mevkiye sahip olan Hasan Üsküdârî’nin meşhur talebeleri arasında Halid Erzurumî’den başka Muhammed el-İmam adıyla tanınan Tokatlı İmam Mehmed Efendi de bulunmaktadır[37]. Murakkaât adlı bir eseri vardır.

40. (2) Hasan Rızâ Efendi, Hacı (1849-1920) [Hattat, imam]

Ayet-i berkenar mushafıyla tanınan Osmanlı hattatıdır. Üsküdar’da doğdu. Babası Tırnova eski posta müdürü ve Mustafa Reşid Paşa’nın kilercisi Ahmed Nâzif Efendi’dir. İlk tahsil yıllarından itibaren hüsn-i hatta ilgi duyan Hasan Rıza, aralarında Yahya Hilmi Efendi gibi büyük bir hattatın da bulunduğu birkaç hocadan hat meşketti. Babasının tekrar posta müdürlüğüne tayini üzerine ailesiyle birlikte Tırnova’ya gitti.  1865’de İstanbul’a döndükten bir süre sonra babası vefat edince Pertevniyal Valide Sultan’ın kapu çuhadarı olan  amcasının aracılığıyla Muzıka-i Hümayun’a kaydedildi. Burada hüsn-i hat muallimi Mehmed Şefik Bey’den meşke başlayan Hasan Rıza on altı arkadaşıyla beraber icazet aldı. Şefik Bey, onun Kazasker Mustafa İzzet Efendi’den de faydalanmasını sağladı. Ta’lik hattını Sami Efendi’den öğrendi. M. 1871’de Muzıka-i Hümayun imamlığına tayin edildi.

Hasan Rıza Efendi, Muzıka-i Hümayun’dan hüsn-i hat dersi kaldırılınca imamet vazifesini sürdürdü. 1332’de açılan Medresetü’l-Hattâtîn’in sülüs-nesih hocalığına tayin edildi. Ancak gözlerindeki rahatsızlık nedeni ile bir süre sonra bu görevinden ayrılmak zorunda kaldı. 1338/1920’de vefat etti. Ve hisarın yanındaki kabristana defnedildi. Oturduğu ev ölümünden iki gün sonra yanmış, ancak eserleri kurtarılmıştır.

Sülüs, celi-sülüs, ta’lik, celi-ta’lik yazılarıyla da bir hayli eser vermiş olmakla beraber Hasan Rıza Efendi’nin en çok başarı sağladığı nesih hattıdır. Nesihle yazdığı Mushaflar harflerinin güzelliği kadar rahat okunabilmesi, harekelerinin isabetli yerlere konulması bakımından da erişilmesi güç bir mükemmeliyettedir. Sultan Reşad’ın arzusuyla yazdığı sekiz ciltlik (1067 varak) Sahih-i Buhârî onun en önemli eserleri arasında sayılabilir. Ayrıca muhtelif boylarda yazdığı sayısız hilye-i saadet levhaları arasında çok büyük olanlarının müstesna bir yeri vardır. Onyedi talebeye hat icazeti veren Hasan Rıza Efendi’nin hayatı boyunca, ikisi devir hatmi için cüzler halinde olmak üzere muhtelif boylarda yazdığı on dokuz mushaftan 1308/1891 tarihli vezîrli kıtada olanı İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde, Sultan Reşid’in türbesi için yazdığı 1330/1912 tarihli büyük mushafı da Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’ndedir. Sülüs-nesih murakka’larının sayısı bilinmemektedir. Celi-sülüsü, nesih hattı kadar mükemmel değildir. Bir çok cami ve çeşmelerde levha ve kitabeleri bulunmaktadır.

Hasan Rıza Efendi asıl şöhretini basılmak üzere yazdığı “ayet-berkenar” mushafla kazanmıştır. Eczalı kağıda eczalı mürekkep kullanarak özellikle hıfza çalışanlara kolaylık sağlamak üzere âyetlerin sayfa başında başlayıp sonunda bitecek şekilde düzenlendiği (berkenar tertip) ve her sayfasını onbeş satır olarak yazdığı bu mushafın Matbaa-i Amire baskısı 1301’den itibaren bir çok defa basılmış fakat bu basımlar yüzünden yazı bazı özelliklerini kaybetmiştir.

Bazı tasavvûfî manzumeler de kaleme alan Hasan Rıza Efendi’nin tezhiple de meşgul olduğu müzehhip olarak imzasını taşıyan levhalarından anlaşılıyorsa da bu çalışmaları hattı kadar önemli değildir[38].

41. (3) Necmeddin Okyay [Necmeddin Üsküdârî] (1883-1976) [Hattat, vâiz, imam]

Meşhur hattatlardandır.Üsküdar Yenicami baş imamı Mehmed Nebih Efendi’nin oğludur. Ravzâ-i Terakki Mektebi’ne devam ederek Mehmet Şevki ve Hasan Talat Bey’den hattatlık dersleri aldı; rık’a, divânî ve celî-divânî yazı türlerini öğrendi. 1905’de ta’lik ve celî-ta’lik türü yazı yazma konusunda Sâmî Efendi (1838-1912)’den, 1906’da da sülüs ve nesh türünden Bakkal Arif Efendi’den icâzet aldı. Daha sonra Hattatlar Mektebi’nde tuğra çizmeyi ve celi-sülüsü İsmail Altınbezer (1870-1946) ile uygulamaya başladı. Ayrıca Özbekler Tekkesi şeyhi Şeyh Ethem Efendi’den ebru sanatını öğrendi. Bu alanda uzman oldu. Okçubaşı Seyfeddin Bey’den okçuluk öğrendi.  Okyay soyadı ise okçuluktaki maharetinden gelmektedir. İstanbul’da Üsküdar Yeni Camii’nde vâiz ve İmam olarak babasının yerine geçti; kırk yıl aynı yerde bu görevi sürdürdü.  Hattatlar Mektebi ile Doğu Dekoratif Sanatları Okulu’nda ders verdi. Son olarak da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğrencilerine uygulamalı olarak ta’lik yazma dersleri verdi. Yazmaya ilâveten hattatlıkla ilgili bir çok sanat ve maharet keşfetti. Baha Efendi’den Türk klasik ciltçilik sanatını öğrendi. Sırasıyla Emin Barin ve İslam Seçen’i (ö.1913) bu sanatta eğitti. O ayrıca kağıt boyama sanatını ve çeşitli farklı tonlarda mürekkep yapmak için formuller geliştirdi. İmzasız hat çalışmalarının tanımlanmasında hüner kazandı. Öğrencileri arasında Ali Arpaslan da bir hattattı[39].

Üsküdarlı diğer hattatlar için İbrahim Hakkı Konyalı’nın Abideleri ve Kitabeleriyle Üsküdar Tarihi adlı eserine bakılabilir.

Müzisyenler

Üsküdârî nisbesiyle anılan ünlü müzisyenler vardır. Birkaç isim şöyledir.

42. (1) Hacı Fâik Bey (ö.1309/1891) [Türk mûsikisi bestekârı ve hanende]

Türk mûsikisi bestekârı ve hanendedir. İstanbul Üsküdar’da doğdu. Asıl adı Ahmed Fâik’tir. Hayatı ve tahsili hakkında yeterli bilgi yoktur. Küçük yaşta Enderun’a alınarak orada yetiştirildi. Musikideki ilk bilgilerini Enderun’da Dellalzâde İsmail Efendi’den aldı. Saraydan ayrıldıktan sonra Aksaray Kız Sanayi Mektebi müdürlüğü görevinde bulundu. 1891’de Bulgurlu Libâdiye’deki köşkünde vefat etti. Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi. Dönemin meşhur neyzenlerinden Üsküdarlı Sâlim Bey’in ağabeyidir.

Devrinin önemli bestekârları arasında yer alan Hacı Faik Bey, sesinin ve icrasının güzelliği ile temayüz eden usta bir hanende olarak da tanınmıştır. Hacı Faik Bey’in, Türk musikisinin dinî ve din dışı pek çok formunda 600’e yakın eser bestelediği söylenir. Ancak günümüze başta Mevlevî ayini olmak üzere tevşih, şuğul, ilâhi gibi dinî eserleri yanında kâr, semâi ve şarkı formunda toplam 170 civarında bestesi ulaşabilmiştir. Onun büyük formlarda da başarılı olduğu dikkati çekmektedir. Üslup sahibi bir bestekar olduğu eserlerinde görülmektedir. Sadettin Nüzhet Ergun ise onun dinî eserlerinde şarkı tavrının hakimiyetinden bahseder. Aynı zamanda iyi bir neyzen ve giriftzen  olan Hacı Fâik Bey’in şâirliği de vardır. Faik mahlası ile yazdığı şiirlerini topladığı bir eserine bugüne kadar rastlanmamışsa da bestelediği eserlerden güftesi kendisine ait olanların bir kısmı Fâikü’l-âsâr adıyla neşrettiği (İstanbul 1298) güfte mecmuasında bulunmaktadır. Sa’diyye ve Mevleviyye tarikatlarına mensup olan Hacı Fâik Bey ayrıca bir çok talebe yetiştirmiştir[40].

43. (2) Hüseyin Halid Bey (1853-1920) [Bestekâr, müzisyen, kanun icracısı, müezzinbaşı]

Türk musikisi bestekarıdır. İstanbulda doğdu. Makam-ı Seraskeri Muhasebat Dairesi mümeyyizlerinden Hafız Said Bey’in oğludur. Küçük yaşta Enderun’a alındı. Musiki kabiliyetiyle dikkatı çekerek kısa zamanda  Muzıkay-i Hümayun’a geçti. Temel musiki bilgilerini buradan edindiği anlaşılmaktadır. Bir müddet sonra müezzin-i şehriyâriler  arasında  yer alan Halid Bey,  bu vazifesinde sermüezzinliğe kadar yükseldi. Halid Bey Üsküdar’da Nuhkuyusu’ndaki evinde vefat etti ve Karacaahmet Mezarlığı’nın Selimiye Tekkesi karşısındaki bölümüne defnedildi. Ağabeyi Kemanî Ali Haydar Bey, eserlerinde Türk musikisi makam ve usullerini kullanmasıyla tanınan ilk operet bestekarlarındandır.

Saraydaki görevinden dolayı Müezzin Halid ve Müezzinbaşı Halid Bey olarak da anılan Hüseyin Halid, bestekarlığının yanı sıra iyi bir kanun icracısı ve musiki hocası olarak da bilinmektedir. Dinî ve din dışı sahada bestelediği eserlerden tevşîh, ilahi, saz semâisi ve şarkı formlarındaki onaltısı günümüze ulaşmıştır. Talebeleri arasında Bulgurlulu Hafız Hüsnü ile kendisinden kanun dersi alan Abdülkadir Töre özellikle zikredilmesi gereken sanatkarlardır[41].

44. (3) Yusuf Dağseven (1871-1945) [Bestekâr, hanende, müezzin]

Son devrin tanınmış hanende ve bestekârlarındandır. İstanbul Üsküdar’da doğdu. Mutasarrıf Hacı Ali Bey’in oğludur. İlk öğrenimini Doğancılar’daki Fıstıklı Mektebi’nde yaptı. Paşakapısı Rüşdiyesi’ni bitirdikten sonra Edirne İdâdîsi’ne devam etti. Üçüncü sınıfta iken Müşir Arif Paşa’nın delaletiyle saraya alındı. Sarayda okuduğu bir ezanı dinleyen Sultan ikinci Abdülhamid’in takdirini kazanarak müezzinliğe ayrıldı. Bilhassa sesinin güzelliği ile dikkati çekti ve Muzıka-yı Humayuna girdi. Burada yüzbaşı rütbesine kadar yükseldi. Üsküdar’da vefat etti.

Muzıkalı Yusuf Bey olarak da tanınan Yusuf Dağseven, devrinde bilhassa hanendeliği ile şöhret kazanmış musikisinaslardandır. İlk musiki derslerini hünkar başmüezzini Miralay Eyyübî Bahaeddin Bey’den almış, neyzen Hammamîzâde Osman Bey’den de özellikle dinî eserler meşketmiştir. Hanendeliği yanı sıra bestekarlığı ile de bilinen Dağseven bazı şarkı ve ilahiler bestelemiştir. Zamanımıza bunlardan ancak iki ilahisi ulaşmıştır[42].

Şairler

Üsküdârî nisbesi ile anılan bir çok şâir vardır. Bunların arasında şâirlikleri yanı sıra çeşitli alanlarda âlim olan ve uzman oldukları konularda eserler veren ünlü şahsiyetler de vardır.

45. (1) Aşkî Üsküdârî (ö.984/1576) [Şâir, yeniçeri]

Divân şâiridir. İstanbul’da Rumelihisarı’nda doğdu. Asıl adı İlyas Çelebi’dir. Doğum tarihi bilinmemektedir. Gençliğinde babası gibi yeniçeri oldu. Alman seferinde öldüğü söylentisinin çıkması üzerine ulufesi kesilince Müeyyedzâde Hacı Halife’nin tekkesine kapanarak derviş olmuştur. Bir müddet sonra Ebu’l-Fazl Çelebi’nin aracılığıyla bir katipliğe tayin edilmişse de hastalanarak görevine devam etmediği için yine maaşı kesilmiştir.

Kanunî’ye sunduğu bir şiirinde yıllarca padişah kapısında kulluk ettiğini, piyade olarak seferlere katıldığını ve çeşitli fedekarlıklarda bulunduğunu anlatmamktadır. Sonunda padişahın emri ile kendisine bağlanan ödenek ile maddi sıkıntılardan kurtulmuştur. Padişah ona ayrıca ihsanda da bulunmuştur. Maddi sıkıntılardan kurtulan şâir, Üsküdar’da bir yalı satın alarak bilgin, sanatkar ve şeyhlerin toplandığı bir mahfil haline getirdiği bu yalıda yaşamaya başlamıştır. Latîfî Tezkiresi’nden  itibaren bir çok kaynakta Üsküdarlı nisbesiyle anılması bundandır.

Bazı tezkirelerde, yeniçerilikten ayrıldıktan sonra Bektaşilikten Bayramîliğe geçtiği söylendiği gibi Mevlevî olduğu da söylenmektedir.

Devrinin güçlü şâirlerinden biri olan Aşkî’nin tasavvûfî şiirleri de vardır. Şiirlerini sade ve samimi bir dille söylemiştir. Şiirleri bir Divân halinde toplanmıştır[43].

46. (2) Bîvücûdî Mehmed Tâlib b. Mustafa Üsküdârî (ö.1097/1685) [Şâir, âlim, mutasavvıf]

Tasavvufî yönü olan âlim bir şâirdir. Meşayih-ı Celvetiye ulemasındandır. Divitçi Şeyh Mustafa Efendi’nin oğludur. 1097/1685 tarihinde vefat ederek Şeyh Camiî avlusunda babasının yanına defnedilmiştir. Mev’izeden Mecâlis isminde bir mecmuası, mufassal bir Tabirnâme’si, muretteb Divân-ı İlahiyât’ı ve Gülşen-i Esrâr isminde bir eseri, ayrıca bir beyti Türkçe bir beyti Farsça olarak manzum bir Kasıde-i Bür’e Şerhi vardır. Ta’birnâme’sinin mukaddimesinde Bîvucûdî mahlasını kullandığı görülmektedir[44].

47. (3) Raûfî Seyyid Ahmed Üsküdârî (ö.1171/1757) [Şeyh, şâir, âlim, ahlâkçı]

Halveti Tarikatı’nın Ramazaniyye kolunun ileri gelen şeyhlerinden biridir. Üsküdar’da Selamsız Mahallesi’nde Selâmî Ali Efendi Camii’nin avlusunda yatan Köstendilli Ali Efendi’nin halifelerindendir. Karabaş Tekkesi şeyhidir[45]. Âlim ve arif bir zattır. 1171/1757’de vefat etti. Doğancılar yakınında Yemen fatihi Sinan Paşa Camii’nin avlusunda metfundur. Kurretü’l-Uyûn isminde Türkçe risalesi ile ilâhilerini bir araya getidiği Divânları vardır. Ayrıca Şerh-i Kaside-i Bânet Suad adlı şerh ile Galata Mevlevihanesi Kütüphanesi’nde 1160 tarihinde yazılan 66 bahis üzerine düzenlenmiş vaazla ilgili Arapça bir Mecâlis’i vardır[46].

48. (4) Hâşim Baba Üsküdârî (ö. 1197/1782) [Şâir, mutasavvıf]

Hâşim Baba, Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı’nın 18.yy şâirlerindendir. Esas adı Mustafa Şahin olan Haşim Baba, Bandırmalızâde, Üsküdarlı Haşim Baba ve Üsküdârî mahlaslarıyla da tanınmaktadır. 1130/1718 yılında İstanbul Üsküdar’da doğdu. Üsküdar İnadiye’de Tavâşî Hasanağa Mahallesinde bulunan Bandırmalızâde Tekkesi’nin şeyhi Yusuf Nizameddin Efendi’nin oğludur. 1197/1782’de vefat etti. Üsküdar’da Bandırmalızâde Tekkesi’nde metfundur. Haşim Baba, Celvetiyye tarikatının Hâşimiyye kolunun kurucusudur. Bu kolu kurarken Hamzavilik (Bayramı Melâmiliği)’ten ve Bektaşilik‘ten unsurlar almıştır. Hatta bir ara Bektaşî dedebabalığı da yapmıştır. Bu sebeple onun şiirlerinde tasavvufun pek çok terimleri ve Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı’nın belirgin özellikleri görülmektedir. Ayrıca çeşitli tasavvufî düşünceleri kendi şahsiyetinde ve kurduğu kolda birleştirmesi sebebiyle de önemli bir mutasavvıf şâirdir. Tasavvuftaki “hoşgörü” anlayışının ve “tevhid” fikrinin sembolü gibidir. Birden çok tarikatla ilgisi olması kimi zaman tarikat ehli tarafından dışlanmasına sebep olsa da Haşim Baba, özellikle bu yönleriyle incelenmeye değer orijinal bir şahsiyettir.

Melamimeşrep bir sûfî olarak bilinen Haşim Baba’nın bazı Melamilerce kutup diye tanındığı rivayet edililiyorsa da bu doğru değildir. Varidâtında cefr ilmi ve ebced hesabıyla geleceğe ait bazı bilgiler veren Haşim Baba çok yönlü şahsiyeti sebebiyle bir yerde karar kılmamış ve her grup tarafından genellikle dışlanmıştır. Bu yüzden ne Bektaşilere Bektaşiliğini ve ne de Celvetilere celvetiliğini kabul ettirebilmiştir.

Haşim Baba’nın Celveti âsitanesi şeyhlerince dışlanması üzerine vefatından sonra mensupları kendisine Haşimiyye adlı bir tarikat  nisbet etmişlerdir. Meşihatında bulunduğu Bandırmalızâde Tekkesi bu tarikatın asitânesi olarak  faaliyet göstermiştir.

Eserleri: 1. Divan, 2. Varidât, 3. Ankâ-yı Meşrık, 4. Devriye-i Ferşiyye[47].

Ali Torun tarafından Divânı, Osmanlı Türkçesi’nden Günümüz Türkçesi’ne transkripsiyon harfleriyle aktarılmış, şiirlerin din-tasavvuf-cemiyet yönlerinden tahlili yapılmıştır.

49. (5) Sâlim Süleyman Bey Üsküdârî (ö.1311/1893) [Şâir]

Öncekilerin tarzı üzere şiir söylemekle şöhret bulmuş otorilerden ve Mevlevî Tarikatı müntesiplerinden biri olup Üsküdarlıdır. Sûfî Mehmed Paşa’nın soyundandır. Maliye-i Duyûn-i Umûmiye şubesi hulefasındandı. Nesirdeki otoritesi, şiirdeki otoritesi düzeyindedir. 1311/1893’de Üsküdar’da vefat etti. Tunus Bağı’ndan Karacaahmet’e giden caddenin ortasında ve sağ tarafta yol üzerinde metfundur. Divan’ı vardır. Bir şiiri şöyledir:

Reviyetle zafer kabil mi gene hikmet-i hakka

Sen ister İbn-i Sina ister Felâtun-i Yunan ol[48].

50. (6) Şems Osman Efendi Üsküdârî (ö.1311/1893) [Şeyh, şâir, âlim, mutasaavvıf]

Sûfilerin büyük ediplerinden ve Kaderiyye’nin önde gelen ariflerinden bir alevî mürşididir. Üsküdarlıdır. 1311/1893 tarihinde vefat etti. Kabri, Üsküdar’da İnadiye’den Karacaahmet’e giden caddenin sağ tarafındadır. Önde gelen şâirlerden biridir. Divânları gerçekten arifâne ve şâirânedir[49]. 1) Kenzu’l-Meânî, 2) Şem’ ve Şebistân isimlerinde iki manzum eseri olduğu söylenir. Ayrıca 3) Adabu’l-Mürid fi Sohbeti’l-Murâd ile 4) Mersiye li-Hz. Seyyidi’ş-Şühedâ İmâm-ı Hümâm Hüseyn Dest-i Ker adlı iki eseri daha vardır.

51. (7) Sâfî Üsküdârî (ö.1319/1901) [Şâir, tarihçi, dilci]

Sâfî’nin şâirliği yanı sıra tarih ve dilciliği de vardır. Ancak şâirliği daha öne çıkmaktadır. Asıl adı Mustafa Sâfî’dir. Nükteli konuşan şâirlerden biridir. Yine şâirlerden Mehmed Emin Nüzhet Efendi’nin oğludur. M. 1862 yılında babasının defderdar olarak çalıştığı Yanya’da doğmuştur. Bir süre sonra babasıyla birlikte İstanbul’a döndü ve Üsküdar İhsaniye Mahallesi’nde yaşamaya başladı. İlk tahsilini Üsküdar Fındıklı Mektebi’nde tamamladıktan sonra bir süre Selimiye Camii’nde Abdurrahman Efendi’nin derslerine devam etti. Abdulkadir Efendi adında birinden Arapça, Farsça ve edebiyat dersleri aldı[50]. 1319/1901’de Halep’te vefat etti. Halep Mektûbî Muavinliği ile İstanbul’dan uzaklaştı. Hükümet Konağı civarındaki Cebîle kabristanında metfundur.

En meşhur eseri; 1) İslam-i Hazret-i Ömer (yahut Bir Harika) ismindeki mesnevisidir[51]. Diğerleri; 2) Cidâl-i Sa’dî bâ-Müdde’î, 3) Şi’r-i Sâfî, 4) Kavâid-i Farisiyye’dir.

Bir şiiri şöyledir:

Terk-i gafletse ey gönül maksad,   zevk-i vahdetse müntehây-i emel,

Bârgâh Cenâb-ı Mevlâyı,   arama âsumanda kendine gel[52].

52. (8) Abudrrahman Nesîb Dede (ö.1258/1842) [Şeyh, vâiz, mutasavvıf, şâir, musikişinas]

Şeyh, mutasavvıf, şâir ve musikişinastır. İstanbul’un Üsküdar semtinde doğdu. Aziz Mahmud Hüdayî asitanesi şeyhi olan  babası Mehmed Şehabeddin Efendi’nın yanında yetişti ve daha sonra Celvetiye tarikatına intisap etti. Seyr ü sülûkünü tamamladıktan sonra Ayasofya Camii civarındaki Erdebil Tekkesine şeyh oldu. Babasının 1818’de vefatı üzerine de Aziz Mahmud Hüdayî asitanesine şeyh tayin edildi. 1827’de Ordu-yı Humayun vaizliğine getirildi. 1258/1842’de vefat etti. Vefatında âsitane avlusuna defnedildi. Kendisinden sonra şeyh olan oğlu Mehmed Ruşen Efendi de ölümüne kadar (1891) bu makamda kaldı.

Celvetiye tarikakının önde gelen şeyhlerinden sayılan Nesîb Dede’nin tasavvuf manzumeleri onun şiir sanatındaki kudretini ortaya koymaktadır. Seyyid mahlası ile yazdığı şiirlerini müretteb bir divanda toplamıştır. Divan’ının kendi el yazısıyla olan bir nüshası, Üsküdar’da Hacı Selim Ağa Kütüphanesi’nde  kayıtlıdır. Ayrıca Celvetiye tarikatına dair bir risalesi olduğu da söylenmektedir. Nesib Dede musiki ile de meşgul olmuştur. Onun dinî mahiyette bazı eserler bestelediği, çeşitli el yazması güfte mecmualarında zikredilmekteyse de bunlardan sadece bir ilâhi ile din dışı sahada bir peşrevi zamanımıza ulaşabilmiştir[53].

53. (9) Üsküdarlı Ahmed Talât (1858-1926) [Yazar, şâir]

Yazar ve şâirdir. Binbaşılığa kadar yükselen bir asker ve musikişinas olan Ahmed Ağa’nın oğludur. Babasının görevi üzerine Van’a gitmiş, babasının ölümünden sonra ise İstanbul’a dönmüştür. Mahalle mektebinde ilk öğrenimine devam ederken kendisini koruyan ve yardımcı olan Hafız Ömer, onda mevlevilik sevgisi uyandırdı. Orta öğrenimini İstanbul’da tamamladı. Selimiye camiinde dersler veren müderris Berkofçalı Abdürrahim İlmî’nin derslerine devam etti. Ayrıca hikmet ve ilâhiyat öğrendi. Dıyarbakırlı Hoca Refet’ten Hafız’ın Divân’ını okudu, Arap ve Acem Edebiyatını öğrendi. Önce adliye nezaretine memur, daha sonra başkâtip oldu. Ayrıca Adliye Muhasebe Müdürlüğü muhasebeciliği ve Bahriye nazırlığı müsteşarlığı görevlerinde bulundu.

Adliyede çalışırken bir yandan da “Saadet” ve “Zuhur” gazetelerine dinî makaleler, padişahın tahta çıkışı ve doğum günleri için kasideler yazdı. Bir müddet “Saadet” gazetesinin edebî yönetimini yürüttü. Donanma cemiyetlerinde çalıştı. Hilâliahmer’in Selimiye ve İhsaniye Yardım Derneği başkanlığını yaptı. Öldüğünde Şâir Nedim’in yanına defnedildi.

Kendisinin söylediğine göre, bir çok eser ve kitabı, çıkan bir yangında eviyle birlikte yanmıştır. Yanan eserleri arasında en çok üzüldüğü Abdülhamid dönemi ile ilgili manzum bir tarihçedir. Beş yüz beyti aşkın bu tarihçeyi V. Mehmed zamanına kadar getirdiğini belirtir. Yanan eserleri arasında Rus-Japon sefaretnamesini, şiirlerini ve Zaman-ı Saadet adlı Abdülhamidden önceki dönemi anlatan manzum bir eserini de sayar. Şiirleri bir araya toplanmamıştır[54].

Üsküdarlı şâirler oldukça fazladır. Bunların arasına şu isimleri de zikretmek mümkündür.

54. (10) Haşimzâde Seyyid Mehmed Haşimî Üsküdârî (ö.1076/1665) [Şâir, müderris, kadı]

Sahn müderrisliği, Bursa ve Galata kadılığı yaptı. Şâirdir[55].

55. (11) Kanî Mustafa Efendi (ö.1104/1692/93) [Şâir, katip, tezkireci]

Üsküdarlıdır. Divân-i Humayun’da kâtip olup sonra hâcelikle küçük ruznâmeci ve sonra tezkireci oldu. 1104/1692/93’de vefat etti. Şâirdir[56].

56. (12) Mustafa Üsküdârî (Zamirî) (ö.1105/1694) [Şâir]

Divân-i Humâyûn katiplerindendir, şâirdir[57].

57. (13) Nâzif Üsküdârî (ö.1106/1694/95) [Şâir]

Şâirdir. 1) Divân-ı Nazıf, 2) Divân-ı Şi’r adlı eserleri vardır.

58. (14) Şermî Şeştârî Ali Çelebî Üsküdârî (ö.1127/1715) [Şâir]

Topçu taifesindendir. Şâirdir[58]. Şerh-i Gazel-i Hazret-i İdris-i Muhtefi adlı bir eseri vardır.

59. (15) Reşid Efendi (ö.1143/1729/30) [Tarihçi, şâir]

Üsküdarlıdır. Kalemden yetişti. Hacegândan olup tarihçi olmuştur. Aynı zamanda şâirdir. 1142/1729/30’de vefat etti[59].

60. (16) Rıfat Ahmed Efendi (ö.1144/1731/32) [Şâir]

Üsküdarlıdır. 1144/1731/32’de vefat etti. Şâirdir[60].

61. (17) Mustafa Efendi Üsküdârî (ö.1149/1736) [Şâir]

Şâirdir. Varidât, İstihrac Risâlesi adlı eserleri vardır.

62. (18) Ahmed Efendi (ö.1151/1738/39) [Müderris, şâir]

Üsküdarlıdır. Müderris ve Diyarbakır mollası oldu. Aynı zamanda Şâirdir. 1151/1738/39’de vefat etti[61].

63. (19) Ruhî Efendi (ö.1168/1754/55) [Şâir]

Üsküdarlıdır. 1168/1754/55’de vefat etti. Şâirdir[62].

MÜDERRİS, KADI, VEZİR, SADRAZAM VE BAŞKA GÖREVLERDE BULUNANLAR

64. (1) Agah Efendi (ö.1032/1885) [Mahkame azalığı, devlet memurluğu]

Üsküdarlıdır. Babıâli’de ve sonra adliyede hizmet etti. İstanbul iptidaî ve istinaf mahkemelerinde senelerce aza oldu. 1302’de (1885) vefat etti. Yaşı yüzü geçkindi[63].

65. (2) Mahmudzâde Seyyid Mehmed Üsküdârî (ö.1067/1657’den sonra) [Müderris]

Müderrislik yaptı. 1067’de Sitt-i Hatun’dan azledildi[64].

66. (3) Ahmed Ramazan Efendi Üsküdârî (ö.1078/1667) [Kadı, musikişinas]

Dört defa Üsküdar kadısı, bir defa da Galata kadısı oldu. Musikişinastır[65].

67. (4) Abdulmuhsin Üsküdârî (ö.1083/1672) [Âlim, müftü]

Mehmedî Üsküdârî’nin oğludur. Medine müftülüğü yapmıştır[66].

68. (5) Şeyh Mahmud Efendi Üsküdârî (ö.1096/1685) [Kadı]

Şam kadılığı yapmıştır. 1096/1685’de vefat etti[67].

69. (6) Karabacak Mehmed Efendi Üsküdârî (Kadızâde) (ö.1109/1697) [Müderris, kadı]

Sarı Abdullah Efendi’nin arkadaşı, Karabacak Mehmed Efendi’dir. Murad Paşa-yı Cedid Medresesi’nde müderrislik yaptı. Eyyüb kadısı oldu[68]. Ayrıca 1093’de Manisa[69], 1098’de de Diyarbakır[70] kadısı da oldu. 1109/1697’de vefat etti.

70. (7) Üsküdârî Abdurrahman Efendi (ö.1112/1700) [Müderris]

Büyük âlimlerin hizmetlerine vasıl olmuştur. Çeşitli medreselerde müderrislik yapmıştır. 1112/1700’de vefat etti[71].

71. (8) Dersiâm Ömer Efendi Üsküdârî (ö.1121/1709’den sonra) [Dersiam, kadı]

Değişik medreselerde müderrislik yaptı. 1121’de Murtazaabâd kadılığından azledildi[72]. Vefatı 1121’den sonradır.

72. (9) Ahmed Efendi (Kadızâde) (ö.1135/1723) [Müderris]

Üsküdarlıdır. Müderris ve tezkireci oldu. 1135/1723’de vefat etti[73].

73. (10) Hüseyin Efendi (ö.1138/1726) [Müderris]

Üsküdarlıdır. Müderristir. 1138/1726’de vefat etti[74].

74. (11) Haffafzâde Mehmed Üsküdârî (ö.1142/1729) [Müderris]

Müderristir. Topkapı Ahmad Paşa medresesinde müderrislik yapmıştır. 1142/1729’de vefat etti[75].

75. (12) Mehmed Efendi (Huffafzâde) (ö.1142/1730) [Müderris]

Üsküdarlıdır. Ahmed Efendinin oğludur. Müderris olup 1142/1730’da vefat etti[76].

76. (13) Ahmed, Sâmîzâde Ahmed Efendi, Üsküdârî (ö.1151/1738) [Müderris, şâir]

Müderris ve şâirdir. 1151/1738) vefat etti.

77. (14) İsmail Efendi (ö.1162/1749) [Müderris, molla, kadı]

Üsküdarlıdır. Mirzâzâde Mehmed Efendi’nin kız kardeşinin oğludur. Müderris ve molla olup Medine kadısı oldu.1160’da (1747) İstanbul kadısı oldu daha sonra ayrıldı. 1162’de (1749) vefat etti. Üsküdar’da dayısının yanına defnedildi. Oğlu Sadık Mehmed Efendi’dir. Torunlarından biri Hamdullah Ref’et Efendi’dir[77].

78. (15) İsmail Efendi (el-Hacc) Üsküdârî (ö.1164/1751) [Âlim, kadı]

İstanbul kadılığı yaptı. Âlimler arasında önemli bir yeri vardır. Fazilet ehli biridir. Üsküdar’da 1164/1726’da vefat etti[78].

79 (16) Ahmed Efendi (ö.1168/1755) [Müderris]

Üsküdarlıdır. Müderrislik ve Diyarbakır mollalığı yaptı. 1168/1755’de vefat etti. Haydarpaşa’da metfundur[79].

80. (17) Sadık Mehmed Efendi (ö.1197/1783)  [Müderris]

Üsküdarlı İsmail Efendi’nin oğludur. Müderristir. 1197/1783’de vefat etti. Sultanselim’e defnedildi[80].

81. (18) Emin Mehmed Paşa (Zaimzâde) (ö.1205/1790/91’ler) [Vezir]

Üsküdarlıdır. Koca Yusuf Paşa’ya kethüda olup harplerde beraber bulundu. 1205’de (1790/91) kendisine vezirlik rütbesi verildi. Harp sırasında esir oldu ve orada vefat etti[81].

82. (19) Atıf Ahmed Efendi (ö.1221/1806) [Reisülküttâb]

Üsküdar’da Attar Kengırılı Derviş Osman’ın oğludur. Lalelili Mustafa Efendi’nin dairesine devam edip hazine kâtibi oldu.  Daha sonra kethüda kalemine memur oldu. Sonra  âmedi kalemine girip Âmed-i Divân-ı Humayun oldu. Daha sonra reisülküttâb oldu. 1221’de (1806) vefat etti. Üsküdar’da Şerif Kuyusu’nda sofada defnedildi[82].

83. (20) İbrahim Efendi Üsküdârî (ö.1222/1807’den sonra) [Müderris]

Müderristir. 1087’de Nişancı Paşa-yı Atik medresesinden azedildi[83]. Vefatı 1087’den sonradır.

84. (21) Hamdullah Ref’et Efendi (ö.1233/1818) [Müderris, molla]

Üsküdarlı İsmail Efendi’nin torunudur. Müderris ve molla oldu. 1233/1818’de vefat etti[84].

85. (22) Emin Mehmed Efendi (Hafız) (ö.1235/1820’ler) [Müderris]

Üsküdarlıdır. Müderrislik yaptı. 1235/1819/20’de Eyüp kadısı oldu. Bu senelerde (1820’ler) vefat etti[85].

86. (23) Mustafa Ağa (Hafız) (ö.1236/1821) [Bâbüssaâde ağası]

Üsküdarlıdır. Sarayda yetişerek kapı, yani bâbüssaâde ağası oldu. 1222’de (1807) saraydan çıkarıldı. 1236/1821’de vefat etti[86].

87. (24) İbrahim Hilmi Paşa (ö.1240/1825) [Vezir, sadrazam]

Üsküdarda Atik Valide Camii yakınında ocak beytulmalcısı Çiçekçi Mehmed Ağa’nın oğlu olup H. 1160’da (1747) doğdu. Bostancı, sonra turnacı olup 1210’da (1795/96) Kudüs ağası ve sırasıyla kul kethüdası oldu. 1220’de (1805) yeniçeri ağası olup 1221’de (1800) vezir rütbesi ile sadrazam oldu. Serdar-ı Ekremlik’le orduya gidip orduda yeniçerilerin isyanı yüzünden firar etti. 1222’de (1807) azledildi. Birkaç ay sonra Selanik valisi oldu. 1224’de (1809) Bosna valisi olup 1228’de (1813) azledildi. Rütbesi kaldırılarak Gelibolu’ya gönderildi. Bir müddet sonra vezirlikle Kandiye ve sonra İçel valisi oldu. 1234’de (1819) vezirliği kaldırılarak İstanköy’e sürüldü. 1235’de (1819/20) vezirlikle oraya muhafız oldu. 1236’da (1820/21) ilâveten Adana valisi olup 1240’da (1825) İstanköy’de vefat ettti. Üsküdar’da adına taş dikilmiştir. Zeki, fukaraperver, hoşsohbet ve okur-yazardı. Saltanata bağlı olup ocaklıyı sevmezdi. Haydarpaşa’da metfundur[87].

Değerlendirme ve Sonuç

Görüldüğü gibi Üsküdârî nisbesi ile anılan ünlüler arasında vezir, sadrazam, kadı ve şeyhülislâm gibi üst düzey devlet adamlarının yanı sıra bir çok ünlü bilim adamı ve sanatkâr da bulunmaktadır. Şüphesiz her biri bulunduğu konumda önemli görevler îfâ etmiş, Osmanlı Devleti’nin gelişmesine değişik yönlerden katkılar sağlamıştır.

Geçmişe doğru ilerledikçe söz konusu âlimlerin temayüz ettikleri bilim dallarının daha çok dini ilimler olduğu görülmektedir. Osmanlı toplumunun inanç ve kültürel yapısının gereği olarak dini ilimlerin ağırlıkta olması tabiidir. Bu yüzden beşeri ilimlere olan temayül ikinci sırada yer almıştır.

Bunun tabii bir uzantısı olarak özellikle bazı Üsküdarlı âlimlerin, Arap Dili ve Edebiyatında, her konuda müstakil eser verecek derecede oldukça ileri düzeyde oldukları görülür. Kur’an-ı Kerim’in ve onun Peygamber tarafından tefsir ve yorumundan ibaret olan Sünnet’in Arapça olması, dini ilimlerin tahsilinde Arapça’nın vaz geçilmez bir unsur olarak kabul edilmesini sağlamış, onu adeta dini ilimlerin bir parçası haline getirmiştir. Bu yüzden âlimler eserlerinin bir çoğunu Arapça olarak yazmışlardır.

Bu durum, Osmanlı Türk toplumunun dine verdiği önemin bir yansıması olarak yorumlanabilir. Dini ilimlere, özellikle Kur’an’a ve Sünnet’e vukûfiyetin iyi Arapça bilmekten geçtiğinin bilincindediler. Zira dini iyi anlayabilmek için Kur’an dili olan Arapçayı iyi bilmek gerekmektedir. Onun için Arapça’yı bilmeye büyük önem vermiş, hatta Arap dili ve edebiyatı alanında eserler bile yazmışlardır. Bunun en bariz örneğini Mehmed Emin Üsküdârî teşkil etmektedir.

Üsküdârî âlimlerin tefsir, hadis, fıkıh, kelam, siyer, ahlak, tasavvuf ve bunun gibi dini ilimlerin her alanında eserler verdikleri ancak dinin pratiği olan fıkıh alanında daha fazla yoğunlaştıkları görülmekte, fıkhı, sırasıyla hadis, tefsir ve kelâm ilmi takip etmektedir. Bu sıralama, verdikleri eserlerin adeti, hacmi ve müellif çokluğuna göredir. Buradaki yoğunlaşmanın kişisel kabiliyet ve tercihlerden kaynaklandığı söylenebilir.

Tasavvuf alanındaki yoğunlaşma hepsinin üstündedir. Söz konusu dinî alanlarda ihtisas sahibi olan bu âlimlerin bir çoğu aynı zaman birer mutasavvıftırlar ve tasavvuf alanında eserler vermişlerdir. Tasavvufî ekoller gönüllü irşad faaliyetlerinin bir parçası olarak kabul edilecek olursa, fethedilen yeni toprak halklarının İslamlaşma ve Türkleşmesine büyük katkı sağladıkları muhakkaktır. Ancak bunu, yazılı eserlerden ziyade sözlü irşad yoluyla yaptıkları da bir gerçektir. Şeyh ve Tasavvuf ehli kişiler her ne kadar bu alanda önemli eserler vermişlerse de dinî, ahlâkî ve sosyal alanda toplumun eğitim ve terbiyesini bu yolla sağlamışlardır. Onun için Üsküdarlı Seyyid Ahmed Münib Efendi Mecmua-i Takâyâ adlı eserinde Üsküdar’da 47 kadar tekkenin bulunduğunu ifade etmemketir. Bu durum aynı zamanda Osmanlı Devleti’nde eğitimin sivil olmasının tabii bir sonucudur. Toplumun bu yolla eğitilmesi Osmanlı Devleti’nin de işine gelmektiydi. Çünkü toplumda eğitilmiş insan sayısı artıkça bireysel suç işleme oranının azalacağı da bir gerçektir. Toplum ne kadar eğitilmiş olursa kuşkusuz devlet de o kadar huzurlu ve her alanda başarılı olur. Ahmet Yüksel Özemre, canlı bir şahit olarak bu gerçeği “Eskiden Üsküdar’da sosyal hayat o kadar güvenliydi ki, karakollara hiç iş düşmezdi. Kurban Bayramında bizim evde 5 tane kurban kesilirdi. İlk önce gayrimüslimlere dağıtılırdı. Hıristiyanlar da paskalyalarda bize hediyelerini sunardı.[88]şeklindeki sözleri ile dile getirmektedir. Bu tür sivil eğitimin olumlu yansımalarını yine Ahmed Yüksel Özemre’nin şu ifadelerinde görmek mümkündür: Çarşının Müslüman esnafı da gayri müslim esnafı da sabahleyin birbirini gözetler, eğer kendisi siftah etmiş de komşusu daha henüz siftah etmemişse, ikinci gelen müşterisini; ‘Efendim; komşum henüz siftah etmedi. Ricâ etsem, ona gidebilir misiniz?’ diye müşteriyi komşusuna yönlendirirdi.

“Müşteriyi aldatmak şöyle dursun, esnaf, İslâmî tasarruf endişesiyle, müşterinin fuzûlî para harcamamasına bile dikkat ederdi. Kasaya girecek olan paranın daha fazla olması esnaf için asla bir câzibe teşkil etmezdi. Meselâ Düzgünman’ların aktar dükkânında, 50 kuruşluk çekilmiş karabiber almak isteyen müşteriye ‘bayatlayınca kokusunu kaybedeceği’ hatırlatılarak ‘şimdilik 25 kuruşluk karabiber almanın daha isabetli olacağı’ ikaz edilirdi. Müşterinin hakkının geçmemesi için, malın ambalâjlandığı kâğıdın aynısı terâzinin ağırlık kefesine dara olarak konur ve daha da garantili olsun diye ayrıca, tartılan malın birkaç gram daha ağır çekmesine özen gösterilirdi[89]”.

Şüphesiz Üsküdar halkının bu eğitimine söz konusu âlim ve mutasavvıfların büyük payı vardır.

Camiler de bir anlamda okul vazifesi görmekteydi. Yetkin olan her görevli gönüllü olarak camilerde ders okuturdu. Bu tür tâlî ve gönüllü faaliyetlerin de Üsküdarlı bazı âlimlerin yetişmesine büyük katkı sağlamıştır.

Üsküdarlı tarihçi âlimlerin yazdıkları eserler içerisinde Osmanlı Tarihi ve İslam Tarihi alanlarında kapsamlı eserler bulunduğu gibi biyografi, menkibe veya kısmî zamanları kapsayanlar da vardır.

Eski âlimler sadece ihtisas sahibi oldukları ilimlerle uğraşmamış, sanat, müzik ve özellikle şiirle de ilgilenmiş, divanlar yazmışlardır.

Üsküdarlı âlimler arasında şâirlerin ağırlıkta olduğu görülür. Şiirlerinde daha çok divan edebiyatı hakimdir. Söz konusu şâirler halkı irşad etme faliyetlerini bir yandan ilâhî tarzındaki şiirlerle bir yandandan da nesir yoluyla gerçekleştirmişlerdir. Ancak şeyh konumunda olan hemen hemen herkesin şâirlik yönü bulunmakla beraber halkla bütünleşmeyi daha çok sözlü irşad yoluyla sağlamışlardır.

Üsküdarlı âlimler arasında müzisyenlerin de önemli bir yeri vardır. Ünlü hanende ve bestekârların yetişmesi, Üsküdar halkının hem zarif ruhluluğunu ve hem de sanat zevkini yansıtmakta, ayrıca ilgi alanlarının çeşitliliğini göstermektedir.

Özellikle âyet-i berkenar Kur’an-ı Kerim yazmakla şöhret bulmuş olan Hasan Rızâ’nın nesihle yazdığı Mushafların, harflerinin güzelliği kadar rahat okunabilmesi, harekelerinin isabetli yerlere konulması bakımından da erişilmesi güç bir mükemmeliyette olması, ayrıca Sultan Reşad’ın arzusuyla yazdığı sekiz ciltlik Sahih-i Buhârî’nin yazı güzelliği, hat sanatının bu şahısta erişilmez bir boyuta ulaştığını göstermektedir. Bu durum Üsküdar’ın ününe farklı bir boyut kazandırmaktadır.

Üsküdarlı âlimler arasında resim sanatında da çok ünlü kişilerin yer alması bir ayrıcalıktır. Resim sanatına yönelişin Osmanlının son zamanlarına denk düşmesi, bu tür bir yönelişin Batıdan etkilenmenin bir sonucu olduğu söylenebilir.

Geriye doğru gittikçe, Osmanlı âlimlerinde hâkim olan çok yönlü ansiklopedik kişiliğin, Cumhuriyete doğru yaklaştıkça yerini ihtisaslaşmaya bıraktığını görmekteyiz. Ayrıca ilgi alanları, dinî ilimlerden ziyade beşerî ilimlere kaymış, örneğin coğrafya, edebiyat ve roman alanlarında büyük ilerlemeler kaydedilmiştir.

Sonuç olarak şunu söylemek mümkündür: Üsküdar geçmişte yetiştirdiğı ünlü bilim ve devlet adamları ile her zaman adından söz ettirmiş, bilim dünyasına önemli katkılar sağlamıştır; sağlamaya da devam edecektir. Sözlerime, Üsküdarlı âlim ve ünlülerin yaptıkları bütün çalışmaları geniş boyutta ele alacak, eserlerinin neşrine ve gün yüzüne çıkarılmasına katkı sağlayacak geniş boyutlu ve derinlemesine çalışmaların yapılması dileğinin altını çizerek son veriyorum.

***

Bibliyografya

Brockelman, GAL., Suppl. II.

Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, Ankara 2000.

Çağman, Filiz, “Ali Üsküdârî” md., DİA., İstanbul 1989.

Çelik, Hüseyin, “Güntekin, Reşat Nuri” md., DİA., İstanbul 1996.

Derman, M. Uğur, “Ali Rızâ” md., DİA., İstanbul 1989.

Derman, M. Uğur, “Hasan Rızâ” md., DİA., İstanbul 1997.

Derman, M. Uğur, “Hasan Üsküdârî”, DİA., İstanbul 1997.

Derman, Uğur, “Okyay, Mehmed Necmeddin” md., Türk Ansiklopedisi, MEB., İstanbul 1977.

Fındıklı Mehmed Efendi, Tekmiletü’ş-Şakaik fî Ehli’l-Hakâik  (Şakaik-ı Nu’maniye ve Zeyilleri V), nşr. Abdülkadir Özcan, İstanbul 1989.

Hayruddîn ez-Ziriklî, el-A’lâm, Beyrut 1992.

http://www.groveart.com

http://www.itiraf.com/basin/123.htm

http://www.zaman.com.tr/2002/05/11/yorumlar/default.htm

İpşirli, Mehmet, “Hüsameddin Efendi, Atıfzâde” md., DİA., İstanbul, 1998.

İsmail Paşa el-Bağdâdî, Hediyyetü’l-Ârifîn Esmâu’l-Müellifîn ve Âsâru’l-Musannifîn, İstanbul 1955.

Konyalı, İbrahim Hakkı, Abideleri ve Kitabeleriyle Üsküdar Tarihi, İstanbul 1976-1977.

Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî (yahut Tezkire-i Meşâhir-i Osmâniyye), İstanbul 1308.

Mehmet Nâil Tuman, Tuhfe-i Nâilî, haz., Cemal Kurnaz-Mustafa Tatcı, Ankara 2001.

Meydan-Larousse Büyük Lügat ve Ansiklopedi, “Necmeddin Okyay” md., İstanbul 1972.

Müstakîmzâde, Mecelletü’n-Nisâb ve’l-Künâ ve’l-Elkâb, Yazma.

Nev’îzâde Atâî, Hedâiku’l-Hakâik fî Tekmileti’ş-Şakâik (Şakaik-ı Nu’maniye ve Zeyilleri II), nşr., Abdülkadir Özcan, İstanbul 1989.

O. Önertoy, “Üsküdarlı Ahmed Talât” md., Türk Ansiklopedisi, Ankara 1984.

Özcan, Nuri, “Abudrrahman Nesîb Dede” md., DİA., İstanbul 1988.

Özcan, Nuri, “Dağseven, Yusuf” md., DİA., İstanbul 1993.

Özcan, Nuri, “Hacı Fâik Bey” md., DİA., İstanbul, 1996.

Özcan, Nuri, “Hüseyin Halid Bey” md., DİA., İstanbul 1998.

Özemre, Ahmed Yüksel, “Yeni Nesil Eski Üsküdar’ı Arıyor”, http://www.kentimistanbul.com/haber.asp

Özemre, Ahmed Yüksel, Üsküdar Sehâveti, Zaman Gazetesi, (11.05.2002).

Özemre, Ahmed Yüksel, Üsküdar’da Bir Attar Dükkânı, İstanbul 1997.

Şeyhî Mehmed Efendi, Vekâiku’l-Fudalâ I (Şakaik-ı Nu’maniye ve Zeyilleri III), nşr., Abdülkadir Özcan, İstanbul 1989.

Şeyhî Mehmed Efendi, Vekâiku’l-Fudalâ II-III (Şakaik-ı Nu’maniye ve Zeyilleri IV), nşr., Abdülkadir Özcan, İstanbul 1989.

Tuncel, Metin, “Darkot, Mehmet Besim” md., DİA., İstanbul 1993.

Ünver, A. Süheyl, Ressam Ali Rıza, İstanbul, 1949;

Ünver, İsmail, “Aşkî Üsküdârî” md., DİA., İstanbul 1991.

Yazıcı, Tahsin, “Üsküdar” md., İslam Ansiklopedisi (MEB), İstanbul 1986.

Yıldız, Alim, “Üsküdarlı Sâfî’nin ‘İslâm-i Hazret-i Ömer Yahut Bir Harika’ Mesnevisi”, Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: XIII-XIV, İzmir 2001.

Yıldız, Alim, “Üsküdarlı Sâfî’nin ‘Şi’r-i Sâfî’ İsimli Eseri Üzerine”, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: VI, Sayı: 2, Sivas 2002.

Yılmaz, Hasan Kamil, “Aziz Mahmud Hudâyî ” md., DİA, İstanbul 1991.

Yılmaz, Hasan Kamil, “Hâşim Baba” md., DİA.,İstanbul 1997.

***

[Makaleyi yorumlamak veya soru sormak isterseniz lütfen Tıklayınız!]

***

“Tarih Ve Tabakat Kitaplarında Üsküdârî Nisbesiyle Anılıp Adından Söz Ettiren Üsküdarlı Bilginler”, II. Üsküdar Sempozyumu (12-14 Mart 2004) Bildiriler, II. CİLT, İstanbul 2005, Cilt: 2, s. 485-512.

***


*  Doç. Dr. Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi. E-mail: cemalagirman@hotmail.com

[1] Yazıcı, Tahsin, “Üsküdar” md., İslam Ansiklopedisi (MEB), İstanbul 1986, XIII, 129-130.

[2] Mecelletü’n-Nisâb müellifi Müstakîmzâde, Mehmed Emin’den, Şeyh Abdulhayy’ın torunu olarak bahsederken (vr. 355a), Bursalı Mehmet Tâhir, oğlu olarak bahsetmektedir (Osmanlı, Müellifleri, II, 29).

[3] Müstakîmzâde, Mecelletü’n-Nisâb ve’l-Künâ ve’l-Elkâb, vr. 355a.

[4] Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, Ankara 2000, II, 29; İsmail Paşa el-Bağdâdî, Hediyyetü’l-Ârifîn Esmâu’l-Müellifîn ve Âsâru’l-Musannifîn, İstanbul 1955, I, 323; Hayruddîn ez-Ziriklî, el-A’lâm, Beyrut 1992, VI, 41; Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî (yahut Tezkire-i Meşâhir-i Osmâniyye), İstanbul 1308, I, 405.

[5] Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, II, 29; İsmail Paşa el-Bağdâdî, Hediyyetü’l-Ârifîn I, 323; Hayruddîn ez-Ziriklî, el-A’lâm, VI, 41.

[6] Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, II, 24-25.

[7] Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, III, 360.

[8]  Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, I, 201-202; Hediyyetü’l-Ârifîn, II, 547; Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, IV, 649; Brockelman, Suppl., II, 434, 653-63; Fındıklı Mehmed Efendi, Tekmiletü’ş-Şakaik fî Ehli’l-Hakâik  (Şakaik-ı Nu’maniye ve Zeyilleri V), nşr. Abdülkadir Özcan, İstanbul 1989, s. 436-444; Ziriklî, A’lâm, VIII, 202.

[9]  Ziriklî, A’lâm, I, 318; Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, I, 33.

[10] Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, I, 348.

[11] Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, IV, 402.

[12] Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, II, 27.

[13] Fıklı Mehmed Efendi, Tekmiletü’ş-Şakâik (Şakaik-ı Nu’maniye ve Zeyilleri, V), s. 163-165.

[14] Müstakîmzâde, Mecelletü’n-Nisâb, vr. 437a; Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, II, 49.

[15] Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, III, 99.

[16] Şeyhî Mehmed Efendi, Vekâiku’l-Fudalâ II-III (Şakaik-ı Nu’maniye ve Zeyilleri IV), nşr., Abdülkadir Özcan, İstanbul 1989, s., 237-240.

[17] Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, II, 397-398.

[18] Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, III, 47.

[19] Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, III, 111.

[20] Tuncel, Metin, “Darkot, Mehmet Besim” md., DİA., İstanbul 1993, VIII, 500.

[21] Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, II, 272.

[22] Çelik, Hüseyin, “Güntekin, Reşat Nuri” md., DİA., İstanbul 1996, XIV, 307-309.

[23] Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, II, 392.

[24] Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, I, 369-370.

[25] İpşirli, Mehmet, “Hüsameddin Efendi, Atıfzâde” md., DİA., İstanbul, 1998, XVIII, 513)

[26] Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri  adlı eserinde, Aziz Mahmud Hüdayî’nin  “Ataî’nin Şekâyık Zeyli’nde Hüdâvendigâr vilayetindeki Sivrihisar (Seferihisar)lı, İsmail Hakkı’nın Silsilenâme-i Celvetî’sinde Koçhisarlı olduğu zikredilmişse de mevsuk bazı karinelere göre, Sivrihisarlı olduğu anlaşılmaktadır”. demektedir. (age., I, 185) Müstakîmzâde de Mecelletü’n-Nisâb ve’l-Künâ ve’l-Elkâb, adlı eserinde Seferhisâr (Sivrihisar)’lı olduğunu söylemektedir [vr. 439b].

[27] Yılmaz, Hasan Kamil, “Aziz Mahmud Hudâyî ” md., DİA, İstanbul 1991, IV, 338-340.

[28] Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, I, 185; Müstakîmzâde, Mecelletü’n-Nisâb, vr. 439b.; Yılmaz, Hasan Kamil, “Aziz Mahmud Hudâyî ” md., DİA, İstanbul 1991, IV, 338-340.

[29] Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, IV, 557-558.

[30] Müstakîmzâde, Mecelletü’n-Nisâb ve’l-Künâ ve’l-Elkâb, vr. 323a; Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, III, 491; Mehmet Nâil Tuman, Tuhfe-i Nâilî, haz., Cemal Kurnaz-Mustafa Tatcı, Ankara 2001, II, 696.

[31] Fındıklı Mehmed Efendi, Tekmiletü’ş-Şakâik (Şakaik-ı Nu’maniye ve Zeyilleri, V), s. 343.

[32] Müstakîmzâde, Mecelletü’n-Nisâb ve’l-Künâ ve’l-Elkâb, vr. 118a.

[33] Fındıklı Mehmed Efendi, Tekmiletü’ş-Şakâik (Şakaik-ı Nu’maniye ve Zeyilleri, V), s. 313.

[34] Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, IV, 81.

[35] Çağman, Filiz, “Ali Üsküdârî” md., DİA., İstanbul 1989, II, 458.

[36]Ünver, A. Süheyl, Ressam Ali Rıza, İstanbul, 1949; Derman, M. Uğur, “Ali Rızâ” md., DİA., İstanbul 1989, II, 439-440.

[37] Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, II, 130;  Konyalı, İbrahim Hakkı,  Abideleri ve Kitabeleriyle Üsküdar Tarihi , İstanbul 1976-1977, I, 401; Derman, M. Uğur, “Hasan Üsküdârî”, DİA., İstanbul 1997, XVI, 358.

[38] Derman, M. Uğur, “Hasan Rızâ” md., DİA., XVI, 344-346.

[39]  Derman, Uğur, “Okyay, Mehmed Necmeddin” md., Türk Ansiklopedisi, MEB., İstanbul 1977, XXV, 409-410; Meydan-Larousse Büyük Lügat ve Ansiklopedi, “Necmeddin Okyay” md., İstanbul 1972, IX, 509; http://www.groveart.com

[40] Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, İstanbul 1308-15, IV, 4; Özcan, Nuri, “Hacı Fâik Bey” md., İstanbul, 1996, DİA., XIV, 474.

[41] Özcan, Nuri, “Hüseyin Halid Bey” md., DİA., İstanbul 1998, XVIII, 548.

[42] Özcan, Nuri, “Dağseven, Yusuf” md., DİA., İstanbul 1993, VIII, 407-408.

[43] Ünver, İsmail, “Aşkî Üsküdârî” md., DİA., İstanbul 1991, IV, 23.

[44] Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, I, 46.

[45] Fındıklı Mehmed Efendi, Tekmiletü’ş-Şakâik (Şakaik-ı Nu’maniye ve Zeyilleri, V), s. 404, 498, 511.

[46] Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, I, 76.

[47] Yılmaz, Hasan Kamil, “Hâşim Baba” md., İstanbul 1997, DİA, XVI, 406-407; Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, I, 189; Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, IV, 624;  Mehmet Nâil Tuman, Tuhfe-i Nâilî, haz., Cemal Kurnaz-Mustafa Tatcı, Ankara 2001, II, 1193, no: 4700.

[48] Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, II, 246.

[49] Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, II, 270.

[50] Daha geniş bilgi için bk. Yıldız, Alim, “Üsküdarlı Sâfî’nin ‘Şi’r-i Sâfî’ İsimli Eseri Üzerine”, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: VI, Sayı: 2, Sivas 2002, s. 269-271.

[51] Eser içir bkz. Yıldız, Alim, “Üsküdarlı Sâfî’nin ‘İslâm-i Hazret-i Ömer Yahut Bir Harika’ Mesnevisi”, Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: XIII-XIV, İzmir 2001, s. 219-249.

[52] Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, II, 292.

[53] Özcan, Nuri, “Abudrrahman Nesîb Dede” md., DİA., İstanbul 1988, I, 168-169.

[54] O. Önertoy, “Üsküdarlı Ahmed Talât” md., Türk Ansiklopedisi, Ankara 1984, XXXIII, 218.

[55] Şeyhî Mehmed Efendi, Vekâiku’l-Fudalâ I (Şakaik-ı Nu’maniye ve Zeyilleri III), nşr. Abdülkadir Özcan, İstanbul 1989, s. 165, 318-319.

[56] Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, II, 74;  Şeyhî Mehmed Efendi, Vekâiku’l-Fudalâ II-III (Şakaik-ı Nu’maniye ve Zeyilleri IV), s. 117.

[57] Şeyhî Mehmed Efendi, Vekâiku’l-Fudalâ II-III (Şakaik-ı Nu’maniye ve Zeyilleri IV), s. 114.

[58] Şeyhî Mehmed Efendi, Vekâiku’l-Fudalâ II-III (Şakaik-ı Nu’maniye ve Zeyilleri IV), s. 466; Tuhfe-i Nâilî, II, 484; Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, III, 140.

[59] Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, II, 388.

[60] Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, II, 403.

[61] Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, I, 246.

[62] Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, II, 421.

[63] Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, IV, 848.

[64] Şeyhî Mehmed Efendi, Vekâiku’l-Fudalâ I (Şakaik-ı Nu’maniye ve Zeyilleri III), s. 288.

[65] Şeyhî Mehmed Efendi, Vekâiku’l-Fudalâ I (Şakaik-ı Nu’maniye ve Zeyilleri III), s. 338-339.

[66] Fıklı Mehmed Efendi, Tekmiletü’ş-Şakâik (Şakaik-ı Nu’maniye ve Zeyilleri, V), s. 23.

[67] Şeyhî Mehmed Efendi, Vekâiku’l-Fudalâ I (Şakaik-ı Nu’maniye ve Zeyilleri III), s. 519-520.

[68] Şeyhî Mehmed Efendi, Vekâiku’l-Fudalâ II-III (Şakaik-ı Nu’maniye ve Zeyilleri IV), s. 138-139.

[69] Nev’îzâde Atâî, Hedâiku’l-Hakâik fî Tekmileti’ş-Şakâik (Şakaik-ı Nu’maniye ve Zeyilleri II), nşr., Abdülkadir Özcan, İstanbul 1989, s. 55, 66, 143, 145.

[70] Şeyhî Mehmed Efendi, Vekâiku’l-Fudalâ I (Şakaik-ı Nu’maniye ve Zeyilleri III), s. 278, 480, 513, 638.

[71] Şeyhî Mehmed Efendi, Vekâiku’l-Fudalâ II-III (Şakaik-ı Nu’maniye ve Zeyilleri IV), s. 172, 266, 315, 404.

[72] Şeyhî Mehmed Efendi, Vekâiku’l-Fudalâ II-III (Şakaik-ı Nu’maniye ve Zeyilleri IV), s. 293, 657.

[73] Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, I, 242.

[74] Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, II, 206.

[75] Şeyhî Mehmed Efendi, Vekâiku’l-Fudalâ II-III (Şakaik-ı Nu’maniye ve Zeyilleri IV), s. 668.

[76] Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, I, 123.

[77] Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, I, 365.

[78] Fıklı Mehmed Efendi, Tekmiletü’ş-Şakâik (Şakaik-ı Nu’maniye ve Zeyilleri, V), s. 173-174.

[79] Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, I, 254.

[80] Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, I. 365.

[81] Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, IV.267.

[82] Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, III, 286.

[83] Şeyhî Mehmed Efendi, Vekâiku’l-Fudalâ II-III (Şakaik-ı Nu’maniye ve Zeyilleri IV), s. 2.

[84] Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, II, 245.

[85] Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, I, 425.

[86] Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, IV, 466.

[87] Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, I, 154.

[88] Özemre, Ahmed Yüksel, “Yeni Nesil Eski Üsküdar’ı Arıyor”, http://www.kentimistanbul.com/haber.asp

[89] Özemre, Ahmed Yüksel, Üsküdar’da Bir Attar Dükkânı, İstanbul 1997, s. 9-10; Üsküdar Sehâveti, Zaman Gazetesi, (11.05.2002); http://www.itiraf.com/basin/123.htm; http://www.zaman.com.tr/2002/05/11/yorumlar/default.htm

***

About these ads
 
Yorum yapın

Yazan: Aralık 6, 2007 in • Sempozyumlar

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: